MODERNİZMİN SEMBOLÜNDEN UNUTULMUŞLUĞA

  • 131 SHARES

Bugün Tophane-i Amire binasından dolayı Tophane ismiyle andığımız semt, Bizans devrinde Metopon adını taşıyordu. Bu bölgede Diane Phosphore ve Minerva mabetleri bulunuyordu. Daha sonra bu mabetlerin yerine Bizans devrinde, Saint Claire ve Aya Photini kiliseleri inşa edildi.Peki ya sonra?

İstanbul’un fethinin ardından Fatih Sultan Mehmed, devletin en önemli sanayi yapılarından biri olan Tophane’nin burada yapılmasına karar kıldı. Tahminlere göre bu kiliselerin üzerine bir tophane binası inşa olundu ve o tarihten sonra semt bu isimle anılmaya başladı. Sahile doğru uzanan bu yapının ayrıca çok büyük bir iskelesi vardı. Bu iskelenin olduğu bölgede daha önce Cenevizlilerin inşa ettiği Galata surlarının giriş kapılarından bir tanesi bulunuyordu ve bölge “Porta della Bombarde” ismiyle anılıyordu. Tophane’nin bu kadar büyük bir iskeleye sahip olmasının sebebi, Osmanlı kadırgalarının bu iskeleye girerek toplarla ve çeşitli harp teçhizatı ile burada donatılmasından dolayıydı.

Tarih boyunca önemini koruyan Tophane-i Amire, devamlı genişletilerek yeniden inşa edildi ve Osmanlı’nın son günlerine değin harp sanayinin başlıca merkezi oldu. Bugünkü bina 1743 yılında Birinci Mahmud tarafından inşa ettirildi. Tophane, Sultan Üçüncü Selim devrinde yürütülen askeri reformların da başlıca merkezlerinden bir tanesiyken semt yeniden düzenlenerek askeri ihtiyaçlar için teşkilatlandırıldı ve Sultan tarafından buraya bir cami inşa edildi. 1823 yılında bu cami yanınca Sultan İkinci Mahmud, Krikor Amira Balyan’a bugünkü camiyi inşa ettirdi. 1826 yılında tamamlanan yapının açılışından kısa bir süre sonra Yeniçeri Ocağı kaldırıldığından, tarih boyunca askeri reformların sembolü haline gelmiş bu bölgedeki camiye de “Zafer” anlamına gelen Nusretiye adı verildi.

Camiyle beraber, tarih boyunca burada varlığını sürdüren Arabacılar Kışlası da 1823-1825 yıllarında yine Krikor Balyan tarafından yeniden inşa edildi. Osmanlı kışlaları genel olarak dikdörtgen bir planda, talimlerin yapılmasına olanak sağlayan geniş bir avlunun etrafına inşa olunur, bu avlunun ortasına da küçük bir cami yerleştirildi. Fakat zaten bir selatin caminin yanı başına inşa edilmiş olan Arabacılar Kışlası’nda Osmanlı tarihinde benzerine pek rastlanmayan bir şey yapıldı ve Sultan Abdülmecid’in saltanat yıllarına denk gelen 1848-1849 yıllarında kışlasının ortasına mimari üslubuyla bugün hala tartışılan bir saat kulesi inşa edildi. Tophane gibi on yıllar boyunca imparatorlukta yürütülen askeri reformların sembolü haline gelmiş bir bölgedeki kışlanın ortasına bir saat kulesinin inşası son derece sembolik bir anlam taşıyordu. O yıllarda saat kulesi modernliğin, düzenin ve teknolojik gelişmelerin taşlaşmış bir sembolü olarak görülüyordu. Dolayısıyla askeri reformların merkezi olmuş ve askeri sanayinin kilit taşlarından olan bir bölgeye bu saat kulesinin inşaası bir mesaj niteliğindeydi.

Saro Dadyan’ın QP:15 sayımız ile birlikte çıkan sanat ekinde kaleme aldığı bu yazını devamı için, dergimize abone olabilirsiniz.

İllüstrasyon: Olcay Kuş