HIZLI VE DAKİK

  • 235 SHARES

Otomobil ve yüksek saatçilik sektörlerinin dashboard ortaklığı.

İstisnaları göz ardı edersek eğer kabul etmemiz gereken bir gerçek var: Her erkek çocuğu büyüdüğünde spor bir otomobilin direksiyonu başında hız tutkusunu yaşamak istemiştir. Bunun ardında yatan gerçek nedir bilinmez; belki evrimin bir getirisidir belki de küçük yaştan itibaren maruz kalınan mesaj bombardımanının sonucudur. Sonuçta hayallerin -umulduğu şekilde olmasa bile- gerçekleşeceği bir gün vardır. O an geldiğinde ne yapmak istersiniz, ne kadar hızlı olduğunuzu bilmek, ve bir otomobilin içerisindeyseniz bunu anlamanın en haz veren tarafı ivmelenmenin ne kadar etkili olduğudur. Otomobil üreticileri bunu herkesten daha iyi biliyor, spor üreticilerin neredeyse tamamının şimdilerde F1’den kopyaladıkları kalkış kontrol sistemlerini seri üretimlerine entegre etmelerinin sebebi de bu. Ancak hissetmekle görmek arasında küçük bir fark var, gerçekten ne kadar hızlı olduğunuzu bilmek için zaman aralığını gözlemlemeniz gerek. Bir showroom’a gittiğinizde ya da kataloglara baktığınızda ilgilendiğiniz aracın yanında 0-100 değeri saniye cinsinden belirtilir. 2.9, 3.1, 4.2 gibi afaki verilerin aslında gerçek olmadığını siz de bilirsiniz ama inanmak istersiniz. Üreticiler ‘yalanlarını’ gizlemek pahasına da olsa şimdilerde otomobillerin dashboard’larına 0-100 değerini anlık olarak veren zaman ölçerler eklemeyi alışkanlık haline getirdiler. Çünkü onlar da bunun aslında ne kadar cezbedici olduğunu, kullanıcılara kendilerini zaman turunda gibi hissettirdiğinin farkındalar. Günümüzde dashboard’da kullanılan bu zaman makineleri fonksiyonel olmaktan uzak, fakat her biri sağlam bir geçmişin tekrardan vücut bulmuş hali.

Rolls Royce Phantom’un yedinci jenerasyonunda kullanılan markanın kendi ürettiği ve world timer komplikasyonuna sahip dashboard saati.

Muhakkak dikkatinizi çekmiştir, Formula 1 yarışlarında pilotlar pit duvarının yanından geçerken takım ekibinden bir ya da iki kişi pilotun rakibiyle arasındaki zaman farkını tabelalar üzerinden gösteriyorlar. Aslında bunun işe yarar hiçbir tarafı yok, takım garajı her an otomobille irtibat halinde ve istenilen her bilgiyi verebilecek pozisyonda. Fakat ortada geleneklerin yaşatılması gibi bir durum var. Teknoloji henüz bu kadar gelişmeden önce, yani 1900’lerin başında yarış otomobilleri zaman turlarında referans noktası arıyorlardı. Stopwatch’lar başlangıç çizgisindeki bir kişi tarafından takip edilebiliyordu, ancak pilot bu zamandan haberdar olamıyordu. Saat üreticileri bu sorunu ortadan kaldırmak için stopwatch’ları otomobillere entegre etmeye başladılar. Şansları vardı ki bu parçaların küçük olmasına gerek yoktu, aksine ne kadar büyük olurlarsa kadran o kadar büyüyecekti ve pilot için okunulması kolay bir model ortaya çıkacaktı.

1930’lara gelindiğinde bu dashboard ekipmanları yeterli çoğunluğa ulaşmıştı, özellikle rallilerde daha önceden elde edilmiş referans sektör zamanları co-pilot’un notları arasında yer alıyordu ve o da pilotu araç içindeki stopwatch sayesinde yönlendirebiliyordu. Bu dönemde bir marka diğerlerine oranla ön plandaydı, üstelik bir değil iki modeliyle birlikte. Önce Autavia ardından da Monte Carlo ile Heuer 1930’lardan itibaren sektörü tekelinde tutmaya başlamıştı. Ancak Autavia, üreticisinin fark ettiği bir dezavantajın ardından dashboard ekipmanı olarak hayatına devam edemedi. Onun yerini kısa sürede Monte Carlo aldı. Autavia’nın eksisi kadranının çok kalabalık olmasıydı, bu yüzden pilot için zamanı takip etmek zordu. Auatavia’nın bir üst türevi olan Monte Carlo öncül parçaya oranla daha kullanışlı ve okunaklıydı. Bu da kendisini profesyonellerin ilk tercihi yaptı. O dönemlerde bir otomobil böylesine bir ekipmana sahipse hızlı olarak kabul ediliyordu, yarışan araç Mini Cooper ya da Lamborghini Countach olsa dahi fark etmezdi. Tıpkı F1’in pit duvarındaki tabelalar gibi araç içerisindeki stopwatch’lar da bir kültür yarattı. Zamanla otomobil üreticileri dashboard’lara stopwatch’lar, ardından da saatler eklemeye başladı. Bu noktadan sonra değişen bir şey oldu; saatleri tercih eden otomobil markaları müşterileri için bu eklentileri lüks bir obje olarak kurgulamaya başladı. Özellikle üst segment sedanlarda bir süre sonra bu opsiyon olmaktan çıkıp standart halini aldı.

Lüks denilince akla gelen ilk marka da doğal olarak Rolls Royce oluyor. Marka kısa süre önce Greubel Forsey ile işbirliği yapmıştı, her iki taraf da bazı alternatifler sunmuştu; Rolls Royce araç içinde özel saklama alanı geliştirirken ve ahşap dashboard üzerinde Greubel Forsey’nin işlemelerine yer verirken manüfaktür de İngiliz üretici için özel modeller üretmişti. Ancak şimdilerde Rolls Royce kendi yolunu kendi çizmeye çalışıyor; Ghost, Wraith, Phantom gibi modellerde İngilizler kendi saatlerini kullanıyor. Yalnız Rolls Royce söz konusu olunca bunlar sıradan modeller olmuyor, dünya saati komplikasyonuna sahip özel bir seri de opsiyonlar arasında yer alıyor. Phantom’un Metropolitan koleksiyonunda marka 24 merkezin zamanını gösteren dönen bezel sahip bir konsol saati kullanmıştı. Fakat Rolls Royce saatler konusunda çok fazla ön plana çıkan bir marka değil, otomobiller söz konusu olunca pastadaki en büyük payı Bentley alıyor, doğal olarak da Breitling. İki üreticinin birbiriyle oldukça organik bir bağı var, her ikisi de kendilerini farklı organizasyonlarda destekliyor ve anlaşılan o ki her iki taraf da bu durumdan karlı çıkıyor. Breitling’in Bentley’le olan işbirliği ilk kez Bentley’nin spor coupe’si Continental ile ön plana çıkmıştı, Bentley zarafetini böylesine spor bir otomobilde gösterebilen yegane parçalardan biriydi Breitling. Ancak kısa süre önce çıkan Bentayga çıtayı olabildiğince yukarı taşıdı. Spor SUV segmentine yönelim otomobil üreticilerinin son dönemdeki en büyük trendi; Maserati, Alfa Romeo, Jaguar ve hatta kısa bir gelecekte Lamborghini dahi aynı yolu izleyecek. Doğal olarak markaların kendi aralarında bir çekişmesi var; farkı yaratan diğerlerinin bir adım önüne geçecek. Bentayga her ne kadar benzersiz bir araç olsa da iç donanımdaki opsiyonlarda oldukça cüretkar davranıyor. Model yurt dışında satışa çıktığında baz donanımının fiyatı yaklaşık olarak 230.000 Dolardı. Opsiyonları kullandığınızda meblağ doğal olarak artıyordu ancak hiçbir opsiyon bir mekanik saat kadar yüksek bir ücrete satılmıyordu. Breitling’in lüks SUV için geliştirdiği Mulliner Tourbillon 160.000 Dolarlık bir fiyata sahipti, otomobilin yarı fiyatından daha fazla. Peki bu mekanik saatin özelliği neydi? Temelde öne çıkan elementler tourbillon ve elmas indeksler. Pembe ve beyaz altın kasa seçenekleri de buna dahil, üstelik Breitling’in bu model için bir görsel şov geliştirdiğini de belirtmemiz gerek. Otomatik mekanizmaya sahip dashboard saatini kurmak için manüfaktür modelin kendi etrafında dönebileceği bir sistem geliştirdi, prensip oldukça basit; saat kurma kutularında gördüğümüzün aynısı, sadece Bentayga’nın dashboard’unda yer alması bunu özellikli kılıyor. Kabul edelim ki görsel anlamda tatmin edici bir tarafı var, ancak 160.000 Dolarlık bir tatmin söz konusu mu, onu bilmiyoruz. Bentley ve Breitling’in ortaklığı biraz daha bespoke bir algı yaratırken IWC ve Mercedes-Benz bu konuda daha açık sözlü. İkili hem F1 hem de seri üretim araçlar üzerinde beraber ilerliyor. F1 pilotlarının yarış tulumları üzerinde yer alan IWC çizimleri bir kenara Mercedes-Benz E ve S serisi gibi lüks sedanlarında İsviçreli üreticinin modellerini şık ve sade bir detayla ön plana çıkarıyor.

Mercedes-Benz’in üst segment otomobillerinde kullandığı IWC’nin dashboard saati.

Ancak bazı birliktelikler az önce bahsettiklerimiz kadar geniş çaplı değil, Jaguar Bremont ile XJ220’nin yerini alması planlanan konspet CX75’de mekanik bir saat kullanmaya karar verdi, bu beraberlik de İngilizlerin butik üretimlerinin bir izdüşümü olarak anıldı. Almanlar İngilizlerin zarafetine aldırış etmeyip mühendislikteki lider kişiliklerini ön plana çıkarmak istediler; Porsche’lerin sport chrono donanımına sahip araçlarının hepsinde konsol üzerindeki zamanlayıcının tur sürelerini ölçmesinin sebebi de bu. İsviçreliler ise heritage’a yönelmekten kendilerini alamadı, Montblanc’ın Timewalker koleksiyonundaki Rally Timer hem bir stopwatch, hem bir dashboard ekipmanı hem de bir kol saati olarak kurgulanmış geniş çaplı bir model. Ve her şeyden önce retro çizgileriyle yazının başında bahsettiğimiz bütün nitelikleri taşıyan bir parça.

Açılış görseli: Bentayga’nın dashboard’unda kullanılmak için üretilen beyaz altın kasaya sahip otomatik kurmalı Bentley Mulliner Tourbillon.