HENRY FORD’UN HAYALİ

  • 1 SHARES

Açık hava sinemalarının, arabaya servis kültürünün ya da kadın haklarının birbirine yakın zamanlarda ortaya çıktığını veya popülerleştiğini 1950’lerdeki Amerikan otomobillerine mi yoksa tüketime dayalı ekonomiye mi bağlamalıyız?

“Savaş her şeyin babasıdır.” söylemi geçerliliğini hiçbir zaman kaybetmeyecek bir önerme gibi duruyor, uzaya çıkmamızın da, hatta fast-food restoranlarında arabaya servis edilen burgerlerin önünü de II. Dünya Savaşı açmış olabilir. Amerika Birleşik Devletleri’nin 1941-1945 arasında sadece savaş için bugünkü değerle yaklaşık 296 milyar Dolar harcaması ülkenin savaş sonrası ekonomik yönelimlerini değiştirdi, hatta bu durum küresel olarak tüm dünyanın tutumunu da değiştirdi. 1950’lerin gelmesiyle birlikte Amerika, insanları tüketime yöneltmek için farklı politikalar izledi, otomobiller de bu politikanın en büyük aracılarından biri oldu. 1950 yılında ülkede kayıtlı olan 25 milyon otomobil vardı, takdir edersiniz ki bunların hepsi savaş yorgunuydu ve zayıf kondisyonlu araçlardı. Fakat 1958 yılına gelindiğinde kayıtlı araç sayısı 65 milyonu geçmişti, sadece 8 yılda sayı %100’den fazla artmıştı. Amerika’daki her 6 kişiden 1’i dolaylı ya da direkt olarak otomobil sektörü için çalışıyordu, Henry Ford’un 1920’lerdeki hayali gerçekleşmişti fakat kendisi birkaç yıl farkla bunu görecek kadar yaşayamamıştı. Otomobiller henüz bir statü göstergesi olarak dikkat çekmeden önce tasarımlarıyla ön plana çıkıyordu. Savaş esnasında yorgun düşen ve amacına ulaşan Amerika Birleşik Devletleri’nin halkı tetikleyecek yeni bir hedefe ihtiyacı vardı, ki böylelikle ekonominin devamlılığı sağlanabilirdi. II. Dünya Savaşı’nın sonlarında doğru Amerikalı askerlere yaklaşarak “Benim adım Magnus von Braun. Kardeşim V-2’yi icat etti. Biz teslim olmak istiyoruz…” diyen kardeşi sayesinde Paperclip operasyonuyla ABD için çalışmaya başlayan Nazi roketinin mucidi Wernher von Braun ülkeye yeni bir amaç kazandırmıştı. Ay’a ayak basmayı dillendiren John F. Kennedy’nin de atılımlarıyla Amerika’da bir uzay çağı başlamıştı. Otomobiller de bu uzay çağının yeryüzündeki küçük modelleri olmuştu. Araçlar akışkan fütüristik tasarımlara kavuştu, uzayıp giden stop lambaları, Sputnik 1’den esinle kendilerine entegre edilen antenler ve pastel renklerle V8 egemenliğinde yeni bir kültür doğmuştu. ABD, Ay’a ayak basana kadar bu tasarım trendi devam etti, petrol krizi yaşanana kadar da güçlü Amerikan motorları yaşamını sürdürdü, ancak ikisi de bir şekilde hayatlarına son verdi, şimdilerde sadece onları hatırlatan modern Amerikanlar görebiliyoruz. 1953’teki Corvette bu akışkan tasarımların en kayda değenleri arasındaydı, Chevrolet bir yıl sonra modelin convertible bir versiyonunu da üretti, ardından 50’lerin sonuna doğru Sting Ray’in konsept versiyonu geldi ve bu konsept 60’larda Chevrolet’nin kurtuluşunu müjdeledi. Başka bir Amerikalı üretici Cadillac açılış fotoğrafımızda da bir kısmını gördüğünüz 1959 model Cadillac Fleetwood Sixty Special’ı tanıttı. Otomobil uzay çağını simgeleyen en güçlü ikonlardan biriydi ve bugünkü güncel Cadillac’ların atası oldu. Tasarım normlarının ertesinde somut verilere soyut değerler eklenmeye başladı. Otomobilleri üretmek zorlu bir süreçti, fakat başarılmıştı, onları satmak da aynı şekilde mücadele gerektiriyordu, ancak ABD bunun da üstesinden gelmişti. Sırada onları bir arzu nesnesine, vazgeçilmeze ve statü sembolüne dönüştürmek vardı. Hollywood etkisiyle birlikte açık hava sinemaları ortaya çıktı, insanlar filmlere otomobilleriyle gitmeye başladılar, bu bir akım olmuştu. Ardından arabaya servis kültürüyle birlikte fast-food restoran zincirlerinde artış gerçekleşti, otomobili olmayanlar bu hizmetten faydalanamıyordu. Bu iki küçük pazarlama hamlesinden sonra Amerikan halkı kırsal kesimlerde de yaşayabilsin diye devlet başta Pennsylvania’da şehir merkezlerinden uzak yerlerde yerleşimi destekledi. Bunun hemen öncesinde Eisenhower’ın Alman otobanlarından esinle tüm ülkeyi asfalt yollarla kaplaması otomobillerin pratikliğine büyük etki yapmıştı. Tüm sistem oturduktan sonra kadın haklarından ilk kez 1950’lerde yüksek sesle bahsedilmeye başlandı. Otomobilleri sadece erkeklerin kullanması yetmezdi, kadınlar da çalışmalı ve evlerinden işlerine giderken otomobil kullanmalıydı. Sektörün paralel iş kollarını destekleyerek satışları artırması önü alınmaz bir hale geldi ve 60’larda otomobiller hemen her eve girmeyi başardı. Henry Ford’un hayalinin gerçekleşmesi için yaklaşık 40 sene gerekmişti ancak dünyanın en büyük sanayicilerinden birinin ön görüsü en nihayetinde gerçek olmuştu.

Açılış görseli: René Burri