DAKİKLİĞE ÖVGÜ

  • 70 SHARES

Konfordan vazgeçmek istemeyen İsviçre insanının titizliği, senkronize bir zaman sistemi ile tıkır tıkır işleyen tren yolu kültürünün temellerini nasıl atmıştı?

Yer, İsviçre Alpleri, Wiesen Tren İstasyonu. Onlarca filme imza atmış, dünyaya nam salmış bir yönetmen, sinemaya veda edeceği, jübilesini yapacağı son filminin çekimleri sırasında çıkan aksaklıklardan fena halde bunalan ve iş askıya alındığı için birazdan tren istasyonunda yolcu edeceği genç ekibini şöyle teselli eder: “Aksaklıklar, gecikmeler bu işin doğasında var; bunlara alışın…”. Ve birazdan devam eder: “İnsanlar, sanatçılar, hayvanlar, bitkiler… Bu hayatta hepimiz fazlalığız.” Tam o sırada, bu koyu karamsarlığa bir itirazı varmışçasına uzaktan düdüğüyle seslenen kırmızı bir tren, yeşil tepelerin arasından, tüm kararlılığı ve dakikliğiyle kadraja girer. Saatler tamı tamına 10:20’yi gösteriyordur. Karanlık laflar havada kalır, kafalardaki soru işaretleri geçici olarak bir tarafa bırakılır; o sırada ciddiye alınması gereken tek gerçek, saati gelen trenin kimseyi beklemeyeceğidir. Paolo Sorrentino sinemasının ganimetlerinden, 2015 tarihli Youth’un akılda kalıcı sahnelerinden biri olan bu istasyon sahnesi, gücünü, duayen yönetmen rolünde izlediğimiz Harvey Keitel’dan ve tabii o kırmızı trenden alır.

Sinemada ve edebiyatta defalarca referans verilen İsviçre tren kültürü ve dakiklik mevzusu, doğruluğu her an ispatlanan ve belki de hakkında konuşuldukça da kusursuzluğunu muhafaza edebilmek için daha çok çaba sarf edilen bir deneyimi işaret ediyor. Bir anlamda, dakikliği perçinleyen, onun herkesin hayatını ne kadar kolaylaştırdığından ve yarattığı konfordan sık sık söz ederek bu konforu gündelik hayatın vazgeçilmez bir parçası haline getirmek oluyor. Dakiklik burada hayli ön plana çıksa da İsviçre tren kültürüyle eşdeğer hale gelen söz konusu konforun diğer detaylarla da güçlendiğini söylemek mümkün. Mesela, çok düşük bir olasılıkla da olsa, trenlerin istasyona varmalarında yaşanabilecek muhtemel bir gecikme durumunda, yolcular istasyonda mutlaka alternatif bir tren çözümüyle karşılanıyor; üstelik yolcu henüz trenden inmeden, bu alternatif treni istasyonun hangi platformunda bulabileceği bilgisini vagonundaki ekrandan edinebiliyor. Aksaklığın bile belli bir konfor içinde yaşanıyor olması, İsviçre’de trenin en çok tercih edilen toplu ulaşım aracı olmasını sağlıyor. Tabii trenlerin alabildiğine uzak mesafelere gidiyor olması da burada bir etken. Sırası gelmişken, sayısal bilgilere de başvurmak gerekirse, İsviçre, trenle yolculuk yapma istatistiklerinde -yıl içinde kat edilen kişi başı yolculuk mesafeleri göz önüne alındığında- dünya genelinde başı çekiyor.

Yazının devamı için QP dergisinin 19. sayısı ile birlikte dağıtılmış Basel Gazetesine sahip olmanız gerekmekte. Abone olup eski sayıları satın alabilmek için, abone@qpmagtr.com adresine mail atarak bizimle iletişime geçebilirsiniz.