QP Türkiye - Leading Luxury Journal

QP, saatler konusunda dünyanın en iyi gazetecilik ve en heyecan verici canlı etkinlikleri için bir merkezdir. QP dergisinin online websitesidir.

Trend

3’LÜ KIRMIZI NÜANS

Özellikle yakın mesafelerde fark edilirliği, kırmızı renk tonlarını son yıllarda yüksek saatçiliğin radarına iyiden iyiye almış oldu. Bu durumu 2019’da tanıtılan üç model üzerinden kanıtlayabiliriz.

Önceki yıllarda sadece dikkat edilmesi gerekilen uyarıcı hususlarda kullanılarak kadranlarda yer alırken artık işin moda kısmıyla beraber, tasarım trendlerine yön verdiği için de kırmızı ayrıntılar saatlerde iyice boy göstermeye başladı; segmenti, komplikasyon seviyesi veya nerede kullanılacağı gözetmeksizin spor, lüks, klasik her alanda dikkat çeken saatlerin imzası haline geldi. Bu kontrast renk, Panerai Submersible Luna Rossa PAM001039 modelinde işbirliğinin rengini pekiştirmek için kullanılırken, Lange’nin yeni tarih göstergeli Zeitwerk’inde modelin yeni fonksiyonunu ön plana çıkarmaya, Greubel Forsey gibi ultra-komplike bir modelde ise kadranın birçok yerine (güç rezervinde uyarıcı, saat ve dakika indeksi ve de darbe koruyucu) yerleştirilmiş.

Sanat

PICASSO’NUN SON ESERLERİ

Barberini Müzesi’nde açılan “Picasso: The Late Work “ isimli sergiyi ilginç kılan: ressamın kızı Catherine Hutin’in daha önce hiçbir kürasyona ödünç vermediği eserlere yakından bakabiliyor olmak.

Ressamın kariyerinin son yirmi yılında eşi Jacqueline’nin portrelerine ağırlık verdiğini biliyoruz ama ne yazık ki bu eserlere Picasso’ya adanan sergilerde görmek bile bir hayli zor. Postdam’da yeni açılan “Picasso: The Late Work” isimli sergi ise işte tam da bu döneme adanıyor. Sanatçının kızı Catherine Hutin, babasının kariyerinin son döneminde yaptığı resimleri nadiren su yüzüne çıkarıyor. Küratör Bernardo Laniado-Romero önderliğinde, Jacqueline Picasso’nun özel koleksiyonundan yapılan seçimlerle hayata geçirilen seçkinin en dikkat çekici özelliği: Almanya’da ilk kez sergilenecek olan eserlerin yanı sıra Catherine Hutin’in özel koleksiyonundan birtakım işlerin de ilk kez bir kürasyona dahil ediliyor oluşu. Sergiyi ziyaret etmek için ise son tarih 16 Haziran.

Seyahat

SOYLULARIN PUGLİA’DAKİ OTELİ

İtalya’nın topuğunda bir şehir, Puglia… Uzun süredir ışıltılı sahiliyle dikkat geçse de bu destinasyonu ziyaret etmek için artık bir nedeniniz daha var: Palazzo Daniele.

İtalya denince aklımıza ne kadar Floransa, Milano, Venedik gibi klasikleşmiş şehirler gelse de Puglia son zamanların gözde şehirleri arasında örnek gösteriliyor. Çizmenin topuğuna kadar uzanan sahil şeridiyle ilgileri üzerine çeken kent, turizmin farklı dallarıyla da kendinden bahsettiriyor. Güney İtalya’da Gagliano del Capo köyünde açılacak olan Palazzo Daniele ise bunun en güzel örneklerinden biri. Ziyaretçilerine oldukça lüks ve yüzü tasarıma dönük bir alternatif sunan butik otel, uzmanlığını sanat tarihi ve restorasyon üzerine yapmış mimar Francesco Petrucci’nin soylu ailesine ait.

Petrucci, otelin dış mimarisinde Milanolu tasarım stüdyosu Polamba Serafini Associati ile iş birliği yaptı. Petrucci’nin istediği, mülkün lokal görünümünden taviz vermeden neo klasik bir otel yaratmaktı. Otelin sanat portalına dönüşmesinin tek sebebi sadece Petrucci’nin geniş sanat koleksiyonun sergilenmesi değil elbette, İtalyan tasarımcıların ellerinden çıkmış sanat işlerini otelin dekorasyonunda görmeniz mümkün. Simon d’Exea’nın ışık kutusu, Mohammed Namou’nun ‘Pocket’ı, Carla Accardi’nin litografisi ve aile portreleri verebileceğimiz bazı örneklerden. Sanat işlerini tamamlayan Luigi Presicce ve Mariano Fortuny’nin tasarladıkları lambalar ve Nicolas Party taburelerini de es geçmemek lazım. Kısacası sanat, tasarım ve tarihin pürüzsüz birleşimi olan Palazzo Daniele, ziyaretçilerine modern ve eskiyi birleştirerek bir İtalya harmanı sunuyor.

GÜNCEL İÇERİKLER

Tasarım

İTALYA’NIN İLK TASARIM MÜZESİ

Modern çağın en devrimci tasarımlarına ev sahipliği yapmış İtalya bu portfolyoyu ilk kez Milano’da Triennale of Milan kapsamında bir müzede sergiliyor.

Modadan arabaya kadar birçok farklı alanda adını dünyaya duyuran İtalyan tasarımcılar, ilklere attıkları imzalarla biliniyor. İtalya ile tasarımın bu kadar eşleştiği bir senaryoda, İtalyanların tasarım müzesine sahip olmamaları belki de ülkenin en büyük değer eksikliğinden biri. Nihayet, ülkede tasarım sergilerinin önde gelen kuruluşu; Triennale of Milan bu eksiliği gidermek için ilk adımı attı ve özel kürasyonu ile İtalyan Tasarım Müzesi’nin açılışını yaptı. Şimdilik, farklı tasarımcılara ait 150 işin sergilendiği müzede; Ettore Sottsass’ın Memphis için tasarladığı ‘Carlton’ı, Olivetti’nin ‘Yellow Calculator’i, Gae Aulenti’nin Martinelli için tasarladığı biyomorfik ‘Pipistrello’ lambası ve Vico Magisretti’nin Artemide için tasarladığı ‘Eclisse’ lambası gibi eserleri görmeniz mümkün.İtalyan Tasarım Müzesi’nin küratörü Joseph Grima ülkenin tasarım anlayışının etkisini: “40’lı yıllardan 80’lı yıllara kadar, Milano ve İtalya’da yaratıcılıkta patlamalar yaşandı bu patlamalar da tasarımın sınırlarına dair yeni paradigmalar oluşturdu.” şeklinde açıklıyor. Müze seçkisini geliştirmeye devam ederken önümüzdeki sene koleksiyonlar için daha büyük bir alanın ayrılması planlanıyor.

Yeni saat

SEA DWELLER İÇİN BICOLOR ZAMANLAR

Baselworld 2019’da yeni sürümü ile karşımıza çıkan modellerden biri de Rolex Oyster Perpetual Sea-Dweller oldu. 1993’te patenti alınan Rolesor ismi artık bir Sea-Dweller modelini tanımlamak için de kullanılabilmekte.

1967’de piayasaya sürülen ve 1.220 metre derinliğe kadar su geçirmez olan bir dalgıç saati, günlük hayata nasıl adapte olur? Bu sorunun cevabı için bu sene Baselworld’de tanıtılan Rolex Oyster Perpetual Sea-Dweller’dan haberdar olmak gerek. Sarı altın ve çeliğin ilk kez bu modelde buluştuğu Rolesor bilezikli saat, bicolor trendine uyum sağlayarak kullanım mesaisini de genişletmiş oluyor.

43 mm’lik kasasına rağmen altın ve çeliğin yarattığı modern görünüm ile size günün her saatinde eşlik edebilecek Sea-Dweller ibaresi bilezik ile uyumlu devam etmek için siyah kadranına da altın renkler ile işlenmekte. Calibre 3235 ile çalışan model, tüm Rolex saatlerinde olduğu gibi Superlative Chronometer sertifikasına ve tüm Sea-Dweller modellerinde olduğu gibi 1.220 metrelik bir su geçirmezliğe sahip. Saatin güç rezervi ise 70 saat. Günlük saat tercihlerinde değişiklik yapmak isteyenlere duyurulur.

QP Seçti

HÖFER VE LISTRI’NIN KARŞILAŞTIRMALI KADRAJLARI

16. yüzyılın Floransa’sına ya da Dublin’ine kitap okumaya gitmek ister miydiniz? Bu iki seyahat de koltuğunuzdan kalkmadan mümkün. Bu yolculuğu mümkün kılan iki kitabı karşılaştırmaya tabi tutuyoruz.

Massimo Listri: The World’s Most Beatiful Libraries
Yazar:George Ruppelt ve Elisabeth Sladek
Sayfa sayısı: 560 sayfa
Yayın yılı: 2018
Yayınevi: Taschen
Fiyat: 150 euro

Libraries

Yazar: Umberto Eco’nun ön yazısıyla Candida Höfer
Sayfa sayısı: 272 sayfa
Yayın yılı: 2014
Yayınevi Schirmer/Mosel
Fiyat: 50 euro

QP Kararı

Candida Höfer’i de Massimo Listri’yi de geniş formatlı mekan çekimleri ile tanıyoruz. Haliyle bu iki kitapta da yazınsallığa çok yer verilmiyor ve daha çok etkileyici görseller ile tasarım kurgulanıyor. Her ikisi de okuyucuyu bambaşka yüzyıllara götürüyor. Ayrıca, her iki sanatçının fotoğraflarında herhangi bir canlıya rastlanmıyor – ustalıkla yapılmış heykeller dışında. Hiç şüphesiz ilk bakışta sanatçıların yaşadıkları ülkelerden etkilendiklerini kadrajlarından anlayabiliyoruz. Ebserwaldeli Höfer, kültürel mekanların yanında endüstriyel alanlara da ilgi duyarken Floransalı Listri sadece sanatsal ve mimari açıdan zengin mekanlara yöneliyor. Höfer’in kitabında ödüllü fotoğrafları da yer alıyor. Fakat ödül faktörü ilginizi çekmiyorsa, Listri’nin mekandan bir mimarı detayı fotoğraf çerçevesine dönüştürmesinin hayli ilginç olduğunu bu noktada vurgulayabiliriz. Tüm bu detaylara rağmen, Avrupa’dan Amerika’ya uzanan kütüphane kültürünün örneklerini göreceğiniz Listri ve Höfer’in kitapları arasında seçim yapmakta zorlanıyorsanız, Höfer’in repütasyonunu ve kitabındaki Umberto Eco’nun yazdığı önsözü mü hatırlatmalıyız?

Sanat

DICKENS’IN BİR DİĞER TAKİPÇİSİ

Vincent Van Gogh’un İngiltere özelindeki ilham kaynaklarının bir yansımasını Londra Tate’de “Van Gogh and Britain” sergisinde, sanatçıya ait 50’den fazla eser ile oluşturulan kürasyon ile deneyimlemek mümkün.

Post-empresyonizm akımının dahisi mi yoksa delisi mi diye düşünmekten kendimizi alamadığımız Vincent Van Gogh, resim hayatına 30’lu yaşlarının başında başladı. Zor bir yaşam yolculuğu olan, hatta bunun bir göstergesi gibi, sanat sahnesinde bilinen renkli işlerine kontrast bir biçimde koyu renkleri kullanarak yaptığı ‘Potato Easter’ tablosuyla atılan sanatçı, kariyerinde birçok farklı şehirden beslendi. Siz büyük bir ihtimalle, öncelikle, Paul Gauguin ile girdiği tartışmayı yaşadığı -umarız kimseye örnek teşkil etmiyordur- Paris’i hatırlıyorsunuzdur. Fakat bu mevzuda Van Gogh’un kulağının tamamını mı yoksa sadece küçük bir parçasını mı kesmek istediği üzerine yapılan tartışmalar bir yana, başka bir şehir de sanatçının kariyerinde önemli bir rol oynuyor; o da Londra.

Şimdi Tate’de ise, Van Gogh’un gençlik yıllarında İngiltere’de yaşadığı dönemde tanıştığı sanatçı ve yapıtlardan etkilenerek yaptığı resimleri sergileniyor. Sanatçının, sergideki eserlerine ilham veren yazarların başında Charles Dickens ve George Elliot geliyor. Dünyanın çeşitli koleksiyonlarından bir araya getirilerek düzenlenen bu kürasyonu görmek için Ağustos ayına kadar vaktiniz bulunuyor.

Tasarım

ÇÖL ZAMBAĞINDAN HAREKETLE

Pritzker ödüllü Jean Nouvel’in tasarladığı Katar Milli Müzesi, farklı medeniyetler arasındaki iletişimi çözmenin en iyi yollarından birinin mimari olduğunu gösteriyor. Nitekim müzedeki eser seçkisi de bu prensibi devam ettirmekte.

Yazı Aylin Kumdagezer

Farklı kıtalarda projeleri hayata geçiren Fransız mimar Jean Nouvel, çocukken sanatçı olmak istiyormuş, ki biz de bu hedefinden saptığını söyleyemeyiz. Sanatsal perspektif ile mimari projelerini şekillendirmesiyle tanıdığımız isim, işlerine geometriyi farklı bir şekilde dahil etmesiyle tanınıyor. Buna bir ispat olarak da, Louvre Abu Dhabi’den sonra, 28 Mart’ta açılan National Museum of Qatar’ı gösterebiliriz. Katar’daki bu projeyi, çöl zambağından etkilenerek tasarladığını söyleyen Nouvel, aynı zamanda projesini: “doğanın kendisi tarafından yarattığı ilk mimarı yapı” olarak tanımlıyor.

Projede en dikkat çeken bölümlerden biri olan çatı kısmı, yüzlerce birbiri içine geçmiş dikey ve yatay diskten oluşuyor. Müze 11 galeri ve Katar’ın tarihine ayrılan özel bir bölümden oluşmakta. Dünya’nın farklı ülkelerinden sanatçıların eserleri ile oluşturulan seçki, Katarlı sanatçı Ali Hassan ve çağdaş Fransız sanatçı Jean-Micheal Othoniel gibi isimleri bir araya getiriyor. Çağdaş ve geleneksel sanat işlerinin sergileneceği National Museum of Qatar kapılarını açarken, biz şimdiden Jean Nouvel’un Orta Doğu’daki bir sonraki projesinin ne olacağını merak etmeye başladık bile…

Moda

KOLEKSİYONER PAUL SMITH

Paul Smith, şu an 72 yaşında ve yaklaşık 40 senedir oyuncak topluyor. Ama pek şaşırmadık, değil mi?

Yazı: Aylin Kumdagezer

Takım elbiselerindeki marifetli fitting’i ve de çarpıcı renk ve desenleriyle tanıdığımız tasarımcı Paul Smith’in, markasına kişisel beğenilerini aksettirdiğinden şüphemiz hiç olmadı. Zira Smith’in şahsi Instagram hesabını yakından takip edince, renklere ve grafik motiflere olan merakına yakından şahit oluyoruz. Ancak son zamanlarda bu karakteristik çizginin bir başka kanaldan daha beslendiğini öğrenmiş bulunuyoruz: Vintage oyuncaklar. 1980 yılında Tokyo’da açtığı ilk butiği sırasında başlayan bu merak, Tokyo’nun ikinci el dükkanlarındaki eski moda oyuncaklar sayesinde zamanla koleksiyonerliğe dönüşüyor. Ve Paul Smith neredeyse 40 senedir bu gibi oyuncakları toplamaya devam ediyor. Örneğin koleksiyonuna eklediği son parçalardan biri, boynunda atkı elinde tava olan şef gibi giyinmiş seramik bir domuz. Betimlemesi dahi meşakkatli olan bu domuza benzer daha birçok oyuncağı ise Smith’in Londra’daki Covent Garden ofisinde görebilirsiniz. Hatta belki ziyaretiniz sırasında, ofisindeki tüm bu oyuncakların kendisine “Toy Story” filmini hatırlattığını söyleyen Paul Smith’e siz de bir oyuncak hediye edebilirsiniz. Zira Apple’da tasarımın başındaki Jonathan Ive da dahil olmak üzere Smith’in yakın çevresinin bir alışkanlığı, oyuncak hediyeleri… (daha&helliip;)

QP Women

L’ESCAPADE DARLING

Rota uzak ya da yakın olsun, araştırmalar seyahatte hafta sonu kaçamaklarına daha meyilli olduğumuzu gösteriyor. Söz konusu birkaç günlük kaçamaklar olduğunda, bulunduğunuz şehrin çevre güzergahlarını tercih etmek kaçınılmaz. Ancak, hazırladığımız listeyi sadece uzun bir hafta sonuna sığdırmaktan imtina ederseniz, sizi anlayışla karşılarız.

Yazı: Aslin Kumdagezer

LE BARN PARİS 2017’deki bir yazı dizisinde Condé Nast Traveller, bir sonraki tatilinizi bir çiftlikte geçirmenizi öneriyordu. Neden olmasın? Paris yakınlarındaysanız geçtiğimiz yaz açılan Le Barn, size gereken fırsatı sunuyor. Le Barn, ünlü otelci Edouard Daehn’le Paris ve New York arasında gidip gelen mimar Antoine Ricardou’nun ortaklığı sonucunda, La Cense harasında kapılarını açtı. Montparnasse Garı’ndan bineceğiniz bir trenle sadece 30 dakika sürecek yolculuğunuz sonunda, göl kenarındaki bu şık otele varabilirsiniz. Dört mevsim ayrı güzel olan çiftlikte, özellikle ilkbaharı tercih etmenizi öneririz. Zira olabildiğince doğada vakit geçirmek ve at binmeye meraklıysanız bu muhteşem varlıklarla haşır neşir olmak isteyeceksiniz.

DAYLESFORD LONDRA Avrupa’nın çıkış noktasındaki Brexit adasının mensubu olmak, hafta sonunu, tüm yaz sezonunu, mümkünse sonbaharın bir kısmını ve tercihen noel ve yeni yılı şehre yakın çiftliğinizde geçirme hevesinizin tükenmeyişiyle doğrudan bağlantılı. Hem de ucundan köşesinden aristokrasiye dokunabilmek hevesindeyseniz, hedefiniz Gloucestershire’daki Daylesford olsun. Bu çiftlik otel, İngiltere kırsalının orijinal mimarisini, mutfağını, dekorasyonunu, kokusunu, tadını ve sohbetini konuklarına sunuyor. 1975’ten bu yana misafirlerini ağırlayan otel, Londra’nın merkezine açtığı restoranı sayesinde de, şehirden uzaklaşamayacakların ayağına gidiyor.

IMANI COUNTRY HOUSE LİZBON Lizbon’dan bir saat doğuya doğru gittiğinizde, kırsal tatillerin en havalı opsiyonlarından biri sizi bekliyor olacak. Sadece 7 misafir evi olan Imani Country House, olur da çiftlik hayatına tarihi bir geziyle ara vermek isterseniz, Unesco Dünya Mirası şehirlerinden Evora’ya da 10 dakikalık araba mesafesinde konuşlanıyor. Rustik-şık akımını ilginç antika seçimleriyle tamamlayan otelin lobisinde sizi, 1867 tarihli Hornung & Møller bir piyano karşılıyor. Yuvarlak havuza doğru gitmek istediğinizde vintage neon tabelalar yolu gösteriyor. Selfie için harika görüntülere sahip olduğunu anlamışsınızdır elbette… (daha&helliip;)

Yeni saat

MEDUSA HAKKINDA BİLMENİZ GEREKEN 8 ŞEY

MB&F, L’Epée 1839 ile yeni iş birliğinde ilhamını su seviyesinin altında bulup, yeni horolojik makinesine adapte ediyor. Medusa isimli tasarımı 8 maddede özetliyoruz.

1 İsviçreli saat üreticisi L’Epée ile 10’uncu iş birliğinin ürünü Medusa, iki markanın ne zaman masa başına birlikte otursalar geliştirdikleri, yüksek saatçiliğin tasarım vizyonu olarak deneysel yönünü ortaya koyan saatlerden en yenisi.

2 İlhamını deniz analarının formundan alan Medusa’nın gövdesinde el üflemesi Murano camı kullanılıyor. Bu cam sayesinde deniz canlısının görünümüne benzeyen bir tasarım yaratılırken, materyalin transparanlığı da saatin mekanizmasını görmeye olanak veriyor.

3 Medusa, mekanizmasında iki farklı halkada saat ve dakika göstergelerine yer verirken, tek bir indeks ile saatin okunmasını sağlıyor. 155 parçadan oluşan ve L’Epée manüfaktüründen çıkma kalibre ile çalışan Medusa’nın güç rezervi ise 7 gün.

4 Tıpkı deniz anaları gibi karanlıkta parlama özelliğine sahip Medusa, bu hünerini Super- LumiNova teknolojisine borçlu. Böylece görsellik dışında karanlıkta saati okuma imkanı da yaratılıyor. (daha&helliip;)

Teknoloji

ASTON MARTIN’İN YENİ AÇILIMI

Hiper otomobil kavramı kelime dağarcığımızda yerini her geçen gün biraz daha sağlamlaştırıyor. Bu tabiri cümle içerisinde kullanan ve iddiasını ortaya koyan marka ise Aston Martin.

İngiliz manüfaktür ve İtalyan tasarım ofisi Zagato arasındaki iş birliği, yeni bir tasarımla süregeliyor. Birkaç gün önce Aston Martin tarafından yapılan açıklama, yeni bir hiper otomobili müjdeliyor. DBS GT Zagato, Aston Martin ile Superleggera arasındaki birlikteliğin ve tabii ki bir diğer öncülü DB4 GT Zagato’nun tasarım izlerini taşıyor. Marka tarafından sadece dijital ortamda hazırlanmış çizimleri yayınlanan modelin, nasıl bir teknik donanıma sahip olacağı merak konusuyken, Aston Martin bu modelden sadece 19 adet üretileceğini duyurdu. Modelin yaklaşık 7.8 milyon dolar değerinde olacağı ön görülüyor.

Seyahat

MUJI’NİN JAPONYA’DAKİ DURAĞI

Lüks ve ihtişamdan uzak, minimalizm ve dinginliğe yakın bir noktada, Muji Japonya’daki ilk otelini açıyor. Otel yönetiminin hedefi, ziyaretçilere huzurlu bir ortam sağlayabilmek, hepsi bu.

Çin Halk Cumhuriyeti’nde açtığı iki otelden sonra MUJI, yüzünü Japonya’ya çeviriyor. Toplam 79 odalı Muji Hotel, markanın DNA’sındaki öğeleri tasarım diline de aktarıyor ve otel bu minvalde şekilleniyor. Haliyle küçük ama işlevsel odalar ortaya çıkıyor. Lakin marka, odaların hangi ölçekte olduklarına bakmaksızın, oteli tercih eden ziyaretçilerin daha spiritüel bir rahatlık yaşayacaklarını iddia ediyor. Bu noktada dikkat çeken şey, MUJI’nin her zaman tercih ettiği ahşap, beton ve doğal malzemeler otelin de anahtar parçaları haline geliyor. Ginja’da konuşlanan otel 4 Nisan itibarıyla kapılarını açıyor.

Sanat

JENNY HOLZER’I GUGGENHEIM BILBAO’DA OKUMAK

Guggenheim Bilbao, Jenny Holzer’a adanan en büyük kürasyona ev sahipliği yapmak ile kalmayıp,”Thing Indescribable” sergisi için sanatçıya ait ışık enstalasyonlarını Frank Gehry imzalı müzenin cephesine yansıtıyor.

Jenny Holzer “Thing Indescribable” adlı sergisindeki seçki ile Guggenheim Bilbao’nun sadece içini değil yüzeyini de kaplıyor. Sanatçıya adanmış en kapsamlı serginin kürasyonunu ise Petra Joos üstleniyor. Frank Gehry tasarımı müzenin mimari ile korelasyon içinde düzenlenen sergi, Holzer’ın büyük ölçekli ışık enstalasyonlarının yanı sıra poster ve çizimleri ile desteklenmekte. Kürasyonda Holzer’ın sokak sanatına dair döneminden plaka, tabela, bank gibi kamu alanlarına ait demirbaşlar ile yarattığı eserler için ise ayrı bir bölüm oluşturuluyor. Holzer’ın sanat anlayışını besleyen Rosa Bonheur, Paul Klee, Louise Bourgeois gibi isimlerin eserleri ise sanatçının işlerindeki ilhamı çözümlemek isteyenler için seçkiye dahil ediliyor. “Thing Indescribable”ı görmek için son tarih 9 Eylül.

Yeni saat

20. YILA ÖZEL DEĞİŞİM NOSYONU

Baselworld 2019’dan bildiriyoruz. Chanel özelinde söyleyeceklerimiz ise J12 ve modelin 20 yılın sonunda geçirdiği “face lift” operasyonuna dair hızlı bir analiz yapmayı gerektiriyor.

Chanel’in Baselworld 2019 odağındaki J12 modeli, 20. yılını kutlarken farklı bir güncelleme politikasına tabi tutuluyor. Tasarım ile ilgili herşeyin değiştirilip aslında hiçbirşeyin değiştirilmediği fikrinden ilerleyen marka, yüksek saatçilikte de çokça duymaya başladığımız “face lift” tabirini markanın klasik ethos’una adapte ederek, bir ikonun değişime ihtiyacı olmadığı fikrini benimsiyor.

J12, zamana adaptasyonunu radikal hamlelerden ziyade nüanslar ile yapmayı seçiyor. Jacques Helleu’nun 2000’de kendi takmak üzere tasarladığı ilk J12’nin otomobil ve yelkenden taşıdığı tüm dozunda maskülen referanslar 2019’da da baki. Chanel saat tasarım direktörü Arnaud Chastaingt, ilk etapta bezeldeki indeks ve rakamların biçimlerini değiştirmek ile işe başlıyor. Chanel tipografisi, kadrandaki tüm ibarelerde kullanılırken, akrep ve yelkovanın genişlikleri eşitleniyor, Super-LumiNova kullanımı devreye giriyor. Yeni 12.1 otomatik kalibre ile çalışan model, 70 saatlik bir güç rezervine sahip. Chanel’in J12 için uyguladığı değişimden ziyade bu gelişim stratejisi, modelin belirgin hiçbir özelliğinin değiştirilmeden teknik ve görsel güncellemeler ile başarılı bir şekilde 2019’a uyarlanması şeklinde özetlenebilir.