QP Türkiye - Leading Luxury Journal

QP, saatler konusunda dünyanın en iyi gazetecilik ve en heyecan verici canlı etkinlikleri için bir merkezdir. QP dergisinin online websitesidir.

Genel Yeni saat

AUDEMARS PIGUET’DEN HABERLER

Heyecanla beklediğimiz ve ardı arkası kesilmeyen yeniliklerle SIHH 2018 fuarından tekrar merhaba. Bugünkü dersimiz: Audemars Piguet. Konumuz ise markanın bahsetmeden geçemeyeceğimiz inovasyonları.

Royal Oak RD#2: Sizi dünyanın en ince daimi takvim (perpetual calendar) otomatik saatiyle tanıştıralım. Royal Oak RD#2, 6.30 mm’lik kasa kalınlığıyla incelik rekorunu kırıyor. Normalde üç katlı bir sisteme sahipken tek katlı bir yapıya indirgenen manüfaktür otomatik kalibre 5133 ile donatılan model, yüksek saatçilik dünyasında bir devrim niteliğinde. Aklınıza Royal Oak Extra Thin modeli geldiyse, ondan 2 mm daha ince olup 41 mm’lik bir kasa çapına ve 40 saatlik bir güç rezervine sahip olduğunu da belirtelim. Gözleriniz, Ay fazı göstergesini modelin platin kasasında 12 yönünde bulabilir. Bu yer değişimi de Royal Oak koleksiyonunda bir ilktir. (daha&helliip;)

QP Seçti

EVDE ANTRENMAN

Eve iş getirmeyin ama sporu getirin ya da havayı bahane edip sportif aktivitelere ara vermeyin. Kim bilir, belki de sizi motive edecek şey etkileyici tasarıma sahip bir ağırlık setidir.

AĞIRLIK SETİ TECHNOGYM

Sporla imtihan
Kötü haber, spor yapmamak için bahane üretme şansınız kalmadı. Kabul edelim, büyük motivasyonla satın alınan spor aletleri zamanla –belki de göz zevkini bozduğu için- odaların ücra köşelerine kaldırılıp unutulmaya mahkum oluyor. Fakat Technogym’in yeni ağırlık seti sadece fonksiyonellik bakımından değil; estetik açıdan da mazeret kabul etmiyor. Çünkü vücudunuzla birlikte spor aletleriyle ilgili görsel algınızı değiştirecek kadar iddialılar. Tümüyle kromla kaplı ağırlıklar, coffee table book’ların yerini alır mı bilinmez, ancak onlardan daha işlevsel olacakları kesin. Bu açıdan ağırlık setinin salonda aksesuar olarak sergilendiğinde dahi iyi yaşam sanatına katkıda bulunacağını söyleyebiliriz.

Algıda seçicilik
İnanın gözünüzün önünde olmaları çok şeyi değiştirecek; göz göze geldiğinizde bu suçluluktan kaçma şansınız bir hayli azalacak. Etrafımızdaki her şeyin estetik normlara uygun olmasını takıntı haline getiren bünyelerimizi göz önünde bulundurarak tasarlanan bu ağırlıklar, sportif aktivitelerimizde çözüm ortağı görevini üstlenecek. Motosikletlerle aynı kaplamaya sahipler, rakiplerinin aksine zamanla terlemeyle oluşan yıpranmalara karşı kendilerini koruyabiliyorlar ve 1-10 kilo arasında değişen ağırlık seçenekleriyle karşımıza çıkıyorlar. Daha yaza çok var demeyin zira sporla elde edilen serotonin hormonuna her mevsim ihtiyacımız var.

Yeni saat

POLARIS MEMOVOX YENİDEN

Jaeger-LeCoultre’un 1968 doğumlu modeli Polaris Memovox, horoloji sahnesine geri dönüyor. Alarm komplikasyonuyla programlanmaya hazır mısınız?

SIHH’ten bildiriyoruz. Cenevre’de Jaeger-LeCoultre’un tanıttığı yeni koleksiyonunda eskilerden tanıdığımız bir modelin koleksiyonlaştırılmış yepyeni yüzüyle karşılaşıyoruz. 1968 yılında piyasaya sürülen Polaris Memovox modelinden bahsediyoruz. Tek bir modelden türetilen koleksiyonda Polaris Automatic, Date, Chronograph, Chronograph World Timer gibi farklı tasarımlar olsa da bizi en çok heyecanladıran tasarım Polaris Memovox. Modelin siması bize tanıdık gelse de vintage havasını günümüzden referanslarla modernleştirebilmiş, hikayesi olan bir saat. Henüz telefonların hatırlatma özelliği yokken, Memovox’un alarm komplikasyonu olduğunu biliyor muydunuz? Yaratıldığı günden bu yana aktif yaşam biçiminin bir sembolü olan Memovox, hayatın hızına yetişmekte zorlandığımız bu dönemi belli ki 60’lı yıllarda öngörmüş . 21. yüzyıla adapte edilmiş yeni model ise tahmin edersiniz ki beklentileri karşılamakta bir hayli başarılı. Polaris Memovox 50. yaşında sadece 1.000 adet üretilerek benzerlerine rastlama ihtimalini zorlaştırırken, 42 mm’lik kasa çapı, 200 metrelik su geçirmezliği, üçgen ideksleri ve mekanik alarm komplikasyonuyla orijinaline sadık kalıyor. Yeniliklerine gelecek olursak; otomatik kalibre 956 mekanizmasına sahip model, çift finişli kasası ve 15.95 mm’lik inceliğiyle reforme ediliyor. Kauçuk kayışı ve 44 saatlik güç rezervi ise fiziksel ve ruhsal olarak mobil hayata uygununluğunun kanıtı. Jaeger-LeCoultre’un bu yıl beylerin dikkatini Polaris Memovox ile çekeceği aşikar. Koleksiyon hakkında daha detaylı bilgiyi QP 17’deki ön plan bölümümüzden edinebilirsiniz, bilginize.

1

GÜNCEL İÇERİKLER

GÜNCEL

17. SAYI ÇIKTI

QP Türkiye’nin iki kapak alternatifli yeni sayısı, seyahat eki ve 2018 Ay fazı takvimi ile birlikte bayilerde ve seçkin kitabevlerinde satışa çıktı. SIHH’de tanıtılan saatlerin incelemelerinin de yer aldığı 17. sayıya 15 Mart’a kadar ulaşabilirsiniz!

Sizce geleceğe dayanıklı neler var hayatınızda? Giydiğiniz kıyafetler mi, kullandığınız otomobil mi, aldığınız bir sanat eseri mi ya da taktığınız saat mi? İster istemez parçası olduğumuz hızlı tüketim kültürüne adapte olmak zorunda kalıyoruz; peki hangi nesneyi gelecekten koruyabiliyoruz? Bu noktada cevabımız yalnızca kişisel tercihimizle şekillenmiyor; karşımızda duran objenin tasarım felsefesi de kararımızı etkiliyor. İşte bu sayıda biz de o tasarımları irdelemeye çalıştık. Yarın değerli kalabileceğine inandığımız fikirleri irdeledik. Cartier’nin 20. yüzyılın başında ilk kol saatini çıkarırken içinde bulunduğu kreatif atmosferden şu an bizim soluduğumuz 21. yüzyılın iklimine kadar uzanarak uzun soluklu düşünmeye çalıştık. Online alışverişteki lüks kavramının konumunu, elektrikli otomobillerin geleceğini, insanlığa kademe atlattıracak teknolojik girişimleri bu yüzden yazdık. Sanat tarafından ise aynı mantıkta kinetik kanununun sanatçıları tarih boyunca nasıl etkilediğini ele aldık. Dergiyi okuduktan sonra çocuğunuza vermek isteyeceğiniz eşyalarınızı belirleyeceğinizi umarak, biz şimdiden bir sonraki sayının telaşı içerisinde iki ay sonraki geleceğe hazırlanmaya çalışıyoruz. Zira bir sonraki sayıda yayımlayacağımız SIHH gazetesi için ekipçe Cenevre’deyiz. Siz de şimdilik girizgahı L’Astronomo, Polaris Memovox, Royal Oak RD#2 ve Parmigiani Fleurier Type 390 ile yapabilirsiniz!


1972’den beri alıştığımız tapisserie motifi, bu yıl Audemars Piguet tarihinde Tapisserie Evolutive olarak ilk kez farklılaştı.

Dosya

GALILEO’NUN GÖKYÜZÜ PRENSİPLERİ

Ay’ın yüzeyinin ilk teleskobik çizimlerini yapan Galileo Galilei’nin gözlemleri, gökbilimin ve dolayısıyla uzay araştırmalarının temellerini nasıl oluşturdu?

Dünya üzerinden meraklı gözlerle Ay’a bakan ilk kişi Galileo Galilei değildi belki ama 1609’da Lippershey’in teleskop benzeri düzeneğini, iç ve dış bükey merceklerle geliştirerek kendi versiyonunu yaratıp gök cisimlerini başkalarından 20 kat daha net gözlemleyen ve bunları kaydeden ilk kişi ta kendisiydi. Bilim insanları, doğa filozofları ve kilise tarafından Ay’ın pürüzsüz, hareketsiz, parlak bir küre olduğuna inanıldığı bir dönemde, Galileo, teleskobuyla bunların tam tersini gördüğünü ilan etmişti. Ve hatta yaptığı tüm analizleri 1610 yılının Mart ayında yayımladığı Starry Messenger (Yıldızların Habercisi) kitabında bir araya getirmişti. Galileo’ya göre Ay, çöküntüler ve çıkıntılarla dolu engebeli, karmaşık bir yüzeye sahipti. Ayrıca karanlık ve aydınlık yüzü arasındaki belirgin çizgi, üzerindeki sıra dağların ve vadilerin (bugünkü adıyla kraterler) uzun gölgelerinden kaynaklanıyordu. Yani aslında Ay, bir bakıma Dünya’ya benziyordu… O halde Dünya da bir gezegen değil miydi? (Tabii bu benzerlik 21. yüzyıla dek Galileo’nun düşüncelerinden ve gözlemlerinden çok daha öteye gitti. Kanıtlar Ay’ın bir zamanlar yeryüzünün bir parçası olduğunu ve Güneş sistemindeki genç Dünya ile başka bir gezegen arasındaki bir etkinin Dünya’nın dış katmanlarının büyük bir kısmını parçaladığını; bunun da daha sonra Ay olarak serinleşip yeniden katılaştığını gösteriyor.)

Galileo, objektifini güneş sisteminin en büyük gezegeni Jüpiter’e yönelttiğinde de sarsıcı bir görüntüyle karşılaşmıştı: Bu gezegenin etrafında dört uydu bulunmaktaydı. (Daha sonra Galileo’nun izinden giden uzay araştırmacıları, bu gezegenin daha pek çok uyduya sahip olduğunu ortaya çıkardı.) Ardından gözünü sistemin en parlak gezegeni Venüs’e dikti ve onun Dünya’nın değil; Güneş’in uydusu olduğu gerçeğine kavuştu. Galileo’nun aklında Güneş ile ilgili de cevaplanması gereken pek çok soru vardı ve teleskobu aracılığıyla daha fazlasını öğrenebileceğine inanıyordu. Nitekim incelemelerinde Güneş’in üzerindeki koyu renkli lekeleri keşfetti.

Galileo’nun Ay’ın yüzeyi, Jüpiter’in dört uydusu, Samanyolu yıldızları, Güneş lekeleri gibi tüm tespitlerini bir araya getirdiğimizde merkezin Güneş olduğu bir sistemin varlığından söz etmek mümkün oluyordu. Fakat astronomik keşifleri, ölümünden 100 yıl sonra, tarih 1752’yi gösterdiğinde kabul gördü -ki bu da ‘dünya merkezli sistem’ fikrinin düşüşü demekti. İlk deneylerini 17 yaşında, tıp öğrencisiyken kilise avizelerinin rüzgar ile salınmasını inceleyerek yapan birinin her keşfinde dinsel dogmalarla karşı karşıya kalması manidar. Ancak Galileo’nun tüm argümanlarının günümüz astronomisinin referans noktasında bulunması, bilimsel perspektifin her şeyden bağımsız varolduğunu gözler önüne seren bir gerçek.

Saat Kültürü

TARİHLER 19. YÜZYILI GÖSTERDİĞİNDE

Arşivleri karıştırdığımızda mekanik mühendislik kavramının Officine Panerai için organik bir ‘sanat icra etme süreci’ gibi algılanmasının somut nedenleriyle karşılaştık.

İnsan eliyle yaratılan en dahiyane mobil aletlerden biri olan cep saatlerinin kullanıldığı dönemde, spesifik olmak gerekirse modern İtalya devletinin kurulduğu tarihten tam bir yıl sonrasına tekabül eden 1860 Floransa’sındayız. Sosyokültürel fonu gözünüzde canlandırmanız için Rönesans’ın doğduğu bu şehirde, lüksün bir hayat biçimi olduğu dönemlerden bahsettiğimizi belirtelim. Ponte alle Grazie Köprüsü üzerinde, Orologeria Giovanni Panerai & C. adlı bir butik yer almakta. Sahibi Guido Panerai, burada İtalyan donanmasıyla yaptığı işbirliği çerçevesinde askeri ölçüm ekipmanları tedarik etmenin yanında saat yapım okulu gibi faaliyet gösteriyor, saat tamirciliği ve satışı yapıyor. 19. yüzyıl sonlarına doğru Giovanni Panerai’ye yönetimde oğlu Leon Francesco da katılıyor ve bu birliktelikle beraber marka değişim dönemine adım atıyor. İkili, satışların büyümesi ve üretim modelinin temelini oluşturan bağlantıları kurmak için sıklıkla İsviçreli saat endüstri liderleriyle çalışıyor. Floransa’daki merkezde de Ar-Ge operasyonları, mekanik mühendislik alanında gelişmeler devam ediyor.

Yeni bir yüzyıla girdiğimizde Giovanni’nin torunu Guido Panerai’nin önderliğinde, butiğin adının Orologeria Svizzera olarak değiştiği, İtalyan donanmasının resmi tedarikçisine dönüşen bir Panerai döneminin başladığını görüyoruz. Bir yandan savunma bakanlığının ihtiyaç duyduğu gece görüşü sağlayan luminus materyali, zaman ve derinlik ölçümleri yapan mekanizmalar, el feneri, bilek pusulaları üretiliyor; diğer yandan Orologeria Svizzera butiği, Guido Panerai’nin çocukları tarafından faaliyetlerine devam ediyor.

Ordunun zorlu koşullarda kullanılabilecek saatler talep etmesiyle 1936’da Radiomir doğuyor. Gece görüşü sağlayan radyum kadranlı bu saatin, uzun süre su altında kalabilen versiyonu ise dört yıl sonra ortaya çıkıyor. Ordudan birkaç yıl sonra bir başka talep, ofis subaylarının kullanması için lüks bir saat isteği geliyor ve böylece ilk Panerai kronografı Mare Nostrum yaratılıyor. 1950’lerde Radiomir’in kasa kulaklarına ve yastık kasasına, daha düz ve geniş bezel eklenmesi ise yeni bir Panerai modeline, Luminor’e hayat veriyor. 70’lerde Guiseppe Panerai’nin vefatıyla yönetimi üstlenen Dino Zei ile marka artık Officine Panerai olarak anılıyor.

Orduyla imzalanan anlaşmalar gereği Luminor, Luminor Marina ve Mare Nostrum modelleri sınırlı olarak ancak 1993’te seri üretime geçse de, marka geçen süreçte Piazza San Giovanni’deki butiğinde sayısız özel müşterisini ağırlıyor. 1993’ten sonra Panerai manüfaktüründe yakalanan momentum başka bir yazının konusu. Zira Officine Panerai’nin 21. yüzyılı, özel edisyon saatleriyle farklı -fakat her zaman Floransalı estet ruhuyla kişisel tarihini yazmakta.


İlk Panerai modelleri, donanmaya özel üretildiği için modellere isimler verilmiyordu. Saatler, Luminor Panerai, Radiomir Panerai, Marina Militare Luminor Panerai veya yalnızca Marina Militare ibarelerini taşıyordu.

Saat Kültürü

KALİBRE P.2005’İN EVRİMİ

Üzerinde çalışılabilme esnekliğine sahip, her türlü komplikasyonun eklenmesine olanak tanıyan kalibrenin 2007’den beri süren akıbetinin sonucu.

İçinde bulunduğumuz yüzyılda –en azından şimdiye kadar- yüksek saatçiliğin en takdire şayan hamlelerinden biri, Panerai’nin 2007 yılında ürettiği tourbillon’lu kalibresi P.2005 idi. Marka bu kalibreyi o tarihten itibaren bazı özel edisyon saatlerinde kullanmış ve her seferinde kalibreye farklı komplikasyonlar ekleyerek P.2005’i kümülatif olarak geliştirmişti. Peki İsviçre saatçiliğiyle ilgilenen pek çok kişinin dahiyane komplikasyonları sıralamaya kalktığında aklına ilk etapta P.2005’in gelmesinin nedeni neydi? Tourbillon’un, mekanizmaya balans çarkına dik konumlandırılarak ve turunu bir dakika yerine 30 saniyede dönerek tasarlanmış bir sütrüktür müydü bizi şaşırtan? Yoksa Panerai’nin farklı komplikasyon eklenmesiyle, pek çok yeni model üretmesine imkan tanıyan bir sistem yaratması mıydı? Cevap her ikisini de kapsamaktaydı. Panerai’nin 2010’da 48 mm’lik seramik Radiomir kasalarına yerleştirilen P.2005/s kalibreyi yaratması da ortaya hayranlık uyandıran modeller çıkarmasını sağlamıştı: Zaman denklemine sahip olan ve Galileo’ya adanan L’Astronomo, iskeletleştirilmiş kalibreli tourbillon komplikasyonlu Lo Scienziato ve daimi takvim komplikasyonlu Jupiterium.

2012’de limitli sayıda üretilen iskelet tourbillon konseptli, Luminor 1950 kasalı PAM00528, bir yıl sonra yaratılan 59 mm’lik seramik tourbillon cep saati, kalibre P.2005 statüsüne erişenler arasındaydı. 2016’da ise kalibre P.2005/T, sadece 150 adet üretilen müstesna bir modele zemin yaratmıştı: Luminor 1950 kasanın içine yerleşen tourbillon ve minute repeater’a sahip Lo Scienziato. Fakat mühendislik çalışmaları burada sonlanmadı ve kalibre P.2005, 2018’e ulaştığında Galileo’nun astronomik keşiflerine daha da yakınsamak için daha yüksek komplikasyonları içinde barındırarak çıkageldi. Bünyesine Ay fazı komplikasyonu eklenen, tarih göstergeli, tourbillon ve diğer tüm özellikleri çift taraflı kadranına yayıldığı L’Astronomo, yani PAM00920. Kalibre P.2005 bu kez saatin arka kasasında ‘Güneş sistemi’ fikrinin temellerini atan Galileo’nun teleskobu işlevini üstleniyor. Ve Ay’ın evrelerini, döngüsünü bulunduğunuz konumun gün batımı, gün doğumu saatlerini göstererek ilerleyen tarihlerde sahip olacağı niteliklerde üst noktalara çıkacağının sinyallerini veriyor.


SIHH 2018’de tanıtılan L’Astronomo P.2005/GLS kalibresiyle çalışıyor.

Yeni saat

L’ASTRONOMO

SIHH 2018’te karşınıza çıkacak en parlak gök cismi, Panerai’nin Ay fazı komplikasyonu ile donatılan ilk saati L’Astronomo olabilir zira kendisi kozmik bir anafor olarak ‘gözlem laboratuvarı’ özelliklerine sahip.

Yörüngemizde bulunan ve bize en yakın uydu olan Ay ile bilgilere, gelişmiş teknolojiler ve uzay yolculukları sayesinde ulaşmaktayız. Ancak Officine Panerai’ye göre astronotların ve astronomi biliminin insanoğluna sağladığı bu veri akışının temellerinin Galileo tarafından atılmış olmasının daha büyük bir anlamı var. Ne de olsa bilginin kaynakları çeşitlense de özünü kuşku oluşturuyor. Galileo’ya gökbilim araştırmalarında şevk veren bu dürtü, bu bağlamda Panerai’nin yarattığı komplikasyonların da çıkış noktası diyebiliriz. Öyle ki ortak paydada buluştuklarına ilk kez 2010’da, Galileo’nun teleskobu ilk kez astronomik keşiflerinde kullanmasının 400. yılına ithafen üretilen, L’Astronomo’da tanıklık etmiştik.
L’Astronomo, Galileo’nun kaşif ruhundan mütevellit, yeniden canlandı ve SIHH 2018’deki ön gösteriminde, bir tür ‘mikro gözlemevi’ transformasyonuna uğrayarak Ay fazı komplikasyonuyla çıkageldi. Bu komplikasyon, manüfaktür tarihinde bir ilk… Onu özgün ve yenilikçi kılansa salt bu değil; iskelet modellerde açıkta kalan tarih diskinin yarattığı karmaşık görüntünün bertaraf edilmiş olması. Zira L’Astronomo’nun tarih göstergeleri şeffaf bir diske yerleştirilmiş. İçinde bulunduğunuz gün ise saat 3 yönündeki polarize kristal cam aracılığıyla gösterilmekte. 50 mm kasa çapına ve 96 saatlik güç rezervine sahip olan L’Astronomo, önceki versiyonundaki gibi ibre, kasa materyalleri gibi özelliklerin kişiselleştirilmesine imkan veriyor; ayrıca kullanıcının bulunduğu konuma göre gün doğumunu ve gün batımını gösteriyor. Bunu da Panerai’nin ilk kez 2007’de bir tourbillon saatin içindeki dahiyane kalibre ile gerçekleştiriyor. Bahsi geçen PAM00276’nın 30 saniyelik dönme turuna sahip kalibre P.2005 donanımı. Özetle L’Astronomo’nun, Ay’ın aydınlık yüzünün, çıplak gözle görünen yüzeyine oranının merak edildiği her an yol gösterici olmak dışında planları arasında pek çok şey var.


SIHH 2018’te tanıtılan L’Astronomo.

Yeni saat

YENİ İNCE İLE EN KÜÇÜK

Başlığın açılımı aslında manüfaktür tarihindeki yeni ilkleri sembolize ediyor çünkü Luminor Due şimdiye kadar büründüğü en küçük ve en ince görünümüyle karşımızda.

Luminor 1950’nin yüzde 40 oranında inceltilmiş versiyonu iki yıl önce Panerai familyasına Luminor Due adıyla ve ‘markanın en zarif üyesi’ unvanını elde ederek katılmıştı. 42 ve 45 mm’lik kasa çapı alternatifleriyle başlayan bu yolculuk, SIHH 2018’de tanıtılan koleksiyonla birlikte yeni unvanlar getiriyor. Evet Due, bildiğimiz Due; karakteristik özelliklerine hala sadık. Fakat 42 mm’nin dışında Panerai’nin ilk kez kullandığı 38 mm’lik kasası da bulunuyor.

Diğer Panerai modelleriyle kıyasladığımızda yalın ve minimal hatlarıyla öne çıkan Luminor Due 3 Days Automatic’i pekala takım elbiselerle hayal edebiliriz. Zira 42 mm’lik modeller bu hayale gayet uygun. Söz konusu örneklerden biri olan OP XXXIV otomatik kalibre donanımlı PAM00904’ün antrasit kadranı üzerinde, Panerai’nin ordunun resmi tedarikçisi olduğu yıllardan yadigar, ışık saçarak gece görüşü sağlayan –ince dikdörtgen ve Arabik rakam kombinasyonlu- indeksleri yer alıyor. PAM00906 kadranında ise zamanı, sadece rakamlar ve onları vurgulayan ışıklı noktalar aracılığıyla okuyoruz. Her ikisinde de saniye göstergesi saat 9, tarih göstergesi saat 3 yönünde. 42 mm’lik Luminor Due, mavi saffiano derisi veya kahverengi deri üzerine bej dikişli kayış olmak üzere iki seçenekle karşımıza çıkıyor.

Gelelim 38 mm kasa çapıyla şimdiye kadar Panerai bünyesinde üretilen en küçük saate… Luminor Due 3 Days Automatic Oro Rosso da 42 mm gibi OP XXXIV otomatik kalibre ancak ondan biraz daha kalın, 11.20 mm. Bu model paslanmaz çelik veya kırmızı altın kasa; siyah timsah derisi, mavi saffiano derisi ya da mint yeşili deri kayış alternatifleri sunuyor. Kısacası zamanın ruhunu istediğiniz renk ve kasa kombinasyonlarıyla okumakta özgürsünüz.


Yukarıda gördüğünüz PAM00756 ve PAM00903 ile, en üstte gördüğünüz PAM00755 ve PAM00943 38 mm’lik kasa çapına sahip yeni modellerden.

Yeni saat

3D ULTRA KOMPLİKASYON

Tanıştıralım; saat yapım jargonunda ‘komplikasyon’ sözcüğünün anlamında değişiklik yaparak çok özellikli olmayı görünümde sadeleştirmeyi başaran yeni Lo Scienziato.

Lo Scienziato hakkında ‘Panerai manüfaktüründen çıkan en inovatif tasarımlarından biri’ demek konusunda herhangi bir çekincemiz yok çünkü hem 3D print teknolojisiyle yaratılan titanyum kasadan hem de ultra komplikasyonlardan oluşan bir modelden bahsedeceğiz. Aslında Lo Scienziato’nun teknolojik yanına aşinayız; Panerai tarafından ilk kez 2016’da tanıtılan çok özellikli Lo Scienziato Luminor 1950 Tourbillon GMT (PAM00578) de hayranlık uyandıran bir inovatiflikle karşımıza çıkmıştı. Yeni Lo Scienziato ise yine kendisinden önceki modelin özelliklerini taşıyor fakat görünümünde küçük revizyonlara uğruyor. 47 mm çaplı bu modelde, ibrelerin ve siyah deri kayış üzerindeki dikişlerin mavi olması kasanın metalik tonlarıyla bir araya geldiğinde dinamik bir görünüm yakalıyor.

Bunun dışında Lo Scienziato’ya dair en dikkat çekici şey saat, dakika, saniye, GMT, 144 saatlik güç rezervi (göstergesi kasa arkasında bulunuyor) ve tourbillon eşapman gibi unsurlarla donatılmış olmasına rağmen hafifliği.

İskelet saatlerin yarattığı ‘ağırlık’ hissini tamamen ortadan kaldıran Lo Scienziato’nun sırrı her Panerai başyapıtının doğduğu yer olan markanın Neuchâtel’deki kreatif atölyesi Laboratorio di Idee’nin tüm komplikasyonları kalibre P.2005/T’nin içine sığdırabilmesi ve bunları olabilecek en minimal kasanın içinde bir araya getirmesi. Tabii bu hafifliğin bir başka nedeni de kasa materyalinde çelikten yüzde 40 daha hafif olan titanyumun tercih edilmiş olması. Ağırlığı daha da azaltmak için (100 metrelik su geçirmezlik özelliğinden ödün vermeksizin) kasada kompleks geometrik şekiller yaratmaya imkan veren bir teknolojiye başvurulmuş. ‘Metal lazer sinterleme’ adlı bu proseste, toz titanyum kullanılarak fiber optik lazer vasıtasıyla üç boyutlu nesne katmanları oluşturuluyor. Her biri 0.02 mm olan bu ardışık katmanlar birleşiyor ve tamamen katı hale gelerek hedeflenen forma ulaşılıyor. Geleneksel çalışma yöntemleriyle elde etmenin olanaksız olduğu bu yapı, sonunda iskeletleştirilmiş kalibreli tourbillon komplikasyonlu P.2005/T’e hayat veriyor. O nedenle kompikasyonların görünümde yarattığı bir takım karışıklıkların Lo Scienziato’da estetik dokunuşla ortadan kalktığını; ‘ideal form ve ağırlık’ sentezinin gerçekleştiğini söyleyebiliriz.


SIHH 2018’te tanıtılan Lo Scienziato, PAM00767.

QP Seçti

GUCCI USULÜ RESTORAN

Gucci Müzesi’nin gastronomik ayağında üç Michelin yıldızlı Massimo Bottura şefliğinde yeni bir restoran kapılarını açtı. Floransa’daysanız bu gurme mabedine uğramanızın şart olduğu kanaatindeyiz.

Malum Pitti Uomo sona erdi. Floransa’ya veda etmek zor fakat bunun en güzel yönteminin güzel bir yemek olduğunu düşünüyor ve ilerleyen tarihlerde ziyaret etmeniz için size yepyeni bir restoran tavsiye ediyoruz: Gucci Osteria da Massimo Bottura. Burada, sizi üç Michelin yıldızlı şef Massimo Bottura’nın elinden çıkma bir ziyafet menüsü bekliyor olacak. Gucci Kreatif Direktörü Alessandro Michele’nin markanın ruhunu yansıtmak istediği bir habitat oluşturma isteğiyle Gucci Müzesi’nin içine açılan bu restoranın dekorasyonunda -tahmin edeceğiniz üzere- klasisizm ile maksimalizm hakim. Öyle ki duvardaki Antik Çağ’a aitmiş hissi veren taşlar, markanın Floransa ile arasındaki bağın altını çizerken üzerlerinde Lorenzo de Medici’nin sözlerinden alıntılar ve şiirler yer alıyor. Öte yandan restoranın konuşlandığı tarihi Palazzo della Mercanzia da restorana romantik bir ruh katıyor. Gastronomi konusuna gelince; Massimo Bottura, Michelle’nin eklektik tasarım anlayışını menülere uyarlamak için klasik İtalyan mutfağındansa seyahatlerinde kendisine ilham veren lezzetlerin füzyonunu yaratmış. Şehirdeki yeni duraklarınızdan biri olacağına eminiz, bon appétit!

Moda

SNEAKER SORUNSALI

Giysek mi giymesek mi? İşte bütün mesele bu. Smokin altına giymenin bile makbul olduğu bir çağda, sadece sportif faaliyetlere eşlik ederken birden hayat arkadaşımız olan sneaker’lar üzerine düşünceler.

Sneaker giymek sadece spor salonlarına ait bir zorunlulukken beş yıl içinde okazyon gamını gitgide artırdı, neredeyse dress code‘larda bile karşımıza çıkar hale geldi. Spor markalar bu konudaki eşsizliklerini lüks markalara kaptırırken, bu adaptasyonu yaş skalası olmadan benimsemek de farz oldu. O nedenle konu hakkında birkaç kelam etmenin yerinde olacağını düşünüyoruz. Son yıllarda takım elbise altına sneaker’ı hoş görsek de jilet gibi bir görünüm için bu sevdadan vazgeçilmesini diliyoruz. Neticede her şeyin fazlası zarar… Tabii günlük hayatta bu modayı bir avantaj olarak görüp bir taş ile iki kuş vurmak mümkün. ‘Hem konformizmden ödün vermeyen hem de trendleri takip ediyormuş gibi’ görünen bir stil için aklınıza mümkün olduğunca Amerikalı 60 yaş üstü turistlerin beyaz spor ayakkabılarını (veya Steve Jobs’un New Balance 990’larını) getirin çünkü tasarımların çehresi bu yöne doğru evriliyor. Ne kadar kabaysa o kadar mübah olan modellerden bazıları çok alternatif, evet. Fakat fotoğrafını paylaştığımız bu Prada sneaker, renkleriyle klasik, hatlarıyla da güncel trendlerden referanslar taşıyor. Olur da ‘Kendimi nasıl ödüllendireyim?’ diye düşünüyorsanız bizden size küçük bir öneri.