QP Türkiye - Leading Luxury Journal

QP, saatler konusunda dünyanın en iyi gazetecilik ve en heyecan verici canlı etkinlikleri için bir merkezdir. QP dergisinin online websitesidir.

Icons

REINE DE NAPLES

Abraham-Louis Breguet’nin Napoli Kraliçesi için ürettiği model tarihin ilk kol saati olabilir, fakat onu ikon yapan birçok başka element var.

Abraham-Louis Breguet bugünkü kadar ünlü bir saat ustası olmadığı zamanlarda, yani 18. yüzyılın ikinci yarısında mekanikten ziyade görsel tarafa yönelen bir isimdi. Daha çok el işçiliğiyle uğraşıyordu, kasaya son şeklini vermek ya da mekanizma parçaları üzerindeki finisaj işlemlerini halletmek gibi. 1775’te kendi atölyesini açmadan önce Jean-Antoine Lépine’le çalışmanın getirisiyle merakı ve yatkınlığı teknik tarafa doğru da kaydı. Lépine tarzındaki kalibrelerle donattığı cep saatleri üretmeye başladı, önce gerçek anlamda bir saat ustası oldu ardından da kralın özel danışmanı.

Abraham-Louis Breguet’nin tarihin en önemli saat ustalarından biri olmasına vesile olan gelişmeler de bundan sonra yaşandı; kendisi önce otomatik kurmalı mekanizmaların iyileştirilmesine yardım etti, eşapman sistemini geliştirdi, ardından mekanizmayı darbelere karşı korumak için çalışmalar yaptı, daha sonraları Breguet hairspring olarak anılacak zembereği üretti ve son olarak da tourbillon’u icat etti. Bu gelişmelerden yaklaşık 10 yıl sonra ise tarihin belki de ilk kol saatini üretti. Burada kesinlik veremememizin sebebi var; Breguet’nin 2012’de ortaya attığı iddiaya göre 1810’da Caroline Murat -ki kendisi Napoleon’un kız kardeşi ve Napoli Kraliçesi oluyor- bir saat siparişi vermişti (daha&helliip;)

Dosya

HEUER KRONOGRAFLARI

Heuer tarihindeki kronografların hikayelerini merak edenlerdenseniz şanslısınız; kronolojik olarak, amaçlarına ve fonksiyonlarına odaklanarak markanın modellerini inceledik.

Her manüfaktürün yaratılışında kurucuların oluşturduğu bir misyon vardır; kimileri kasa işçiliğini ön plana çıkarırken bazıları kendi mekanizmalarını yapmak için yıllarca çalışır. Bazen orduya dalış saatleri üretmek birincil hedef olurken kimi zaman sade ve zarif smokin saatleri tek başına bir markanın geleceğini yaratır. Bu durum yüz yıllardır saat üreticilerinin birbirinden ayrılmasına imkan verdi, her biri profesyonelleştiği alanda kendi yolunu çizdi ve rekabet çizgisi bağımsız kollara ayrıldı, bu durum da biz tüketicilere bağımsız opsiyonlar sundu.

Heuer (1860’ta kurulan Heuer 1985’e kadar sadece manüfaktürün kurucusu Edouard Heuer’in soy ismini taşıyordu) erken sayılabilecek bir dönemde faaliyetlerine başlamıştı ve yine erken sayılabilecek bir zamanda muadilleri cep saatleri üzerinde uzmanlaşmaya çalışırken hassasiyet kavramını çağın ötesine çekmeyi kendine misyon edinmişti. Jura bölgesinde yer alan St. Imier’deki ilk atölye belki coğrafyadaki materyallerin getirdiği zenginlikle onları kasa işçiliğine yöneltebilirdi, fakat Edouard Heuer zamanı gösteren bir ürünün onu en doğru şekilde iletmesini istiyordu. (daha&helliip;)

Teknoloji

APPLE ANALİZLERİ

Apple Watch 3 gerçek bir tehdit olabilir.

Yeni Apple Watch ile tanıştık, 3. nesil iPhone X kadar olmasa da istikrarlı şekilde başarıya doğru atılan adımların Amerikalı üretici adına yeni temsilcisi. Henüz X kadar yankı uyandıracak bir Apple Watch ile karşılaşmamız mümkün değil, ya da şöyle söyleyelim: Apple’ın marketing departmanı istemediği sürece markanın akıllı saati teknoloji bültenlerinin ilk sayfalarında görülmekten uzak. Fakat şöyle bir gerçek var; üçüncü nesil, akıllı saatlerin neden mekanik saat tutkunları tarafından sevilmediğini kendine sorarak yola çıkmış. Artık her örneğin bir tarzı var, Apple öncelikle akıllı saatler marketindeki imaj yoksunu modellerden kendini ayırmayı başarmış. Kişiselleştirilebilir kadranlar ve kayışlar yüksek saatçiliğin de radarında olan bespoke trendine gönderme yapıyor. Bununla birlikte Apple’ın dikkat ettiği küçük ama etkili bir detay daha var. Mekanik bir saat aldığınızda ondan komplikasyonları doğrultusunda beklentileriniz olur. Apple burada bir akıllı saatin amacının ne olduğunu belki de ilk kez bir temaya oturtmayı başarmış. Tıpkı normal bir saatteki hassasiyet gibi Apple Watch da sesli komutu yani Siri’yi geliştirme yoluna gitmiş. Bununla birlikte günlük asistan tavrı takınarak kişiye özel programların önemini ön plana çıkarmış ve yüksek saatçiliğin pek de önemsemediği altimetreyi Apple Watch 3’te yükseklerde de spor faaliyetleri yapacak olanlara yardım amacıyla geniş yelpazesine eklemiş. (daha&helliip;)

Etkinlik

10 ŞEHİRDE 400 SAAT

Heuer logolu bu zarf markanın geçmişine dair en küçük detaylardan biri, manüfaktürün zengin geçmişi 10 farklı şehirde 400 saatle incelikli bir şekilde sergileniyor.

TAG Heuer’in bugünlerdeki inovatif tarafı farklı bir imaj yaratabilir ancak 150 yıldan uzun süredir varlığını sürdüren bir manüfaktürün heritage kökenini görmezden gelmek tamamen sizin hatanız olur. En son Autavia ile sahne ışıklarını üzerine çeken TAG Heuer başına üç harfli takıyı almadan önce özellikle spor etkinlikleri anlamında referans noktasıydı. Zaman ölçümüne dair her daim ilkleri başardı, hatta Omega’dan çok önceleri Olimpiyat Komitesi’nin güvenini kazanan ilk kuruluştu. Bugün diğer markaların takındığı ‘heritage modelleri güncelleme’ akımına katılsaydı eğer sınırları sadece 8-10 modelle belirlenmezdi. Ancak ilk günden bu yana üreticinin hedefi hep yenilikçi olmaktı. Zamanı en doğru şekilde aktarabilmek ve onu ölçebilmek adına gelişmelerin takipçisi ve öncüsü oldu, bu sayede de elinde çok güçlü bir model yelpazesi tutma şansına erişti. İşte bu modeller 16 Eylül’de bir yolculuğa çıktı. Her şehirdeki koleksiyonerlerin seçtiği saatler -ki bunların sayısı 400- 10 şehirde sergilenmek üzere yolculuklarına başladı. Her kentte farklı bir tema üzerinden ilerleyen TAG Heuer; Paris’te klasik Heuer’leri, Cenevre’de büyük gelişmelerin önünü açan imza modelleri, Münih’te askeri saatleri, Venedik’te otomobillerle ilişkilendirilen parçaları, Dubai’de denizcilik ve yelken sporlarına yönelen modelleri tanıtma kararını aldı. (daha&helliip;)

Dosya

15. SAYI ÇIKTI

QP Türkiye’nin yeni sayısı sanat ekiyle birlikte aralarında İsviçre’deki road trip’imizin yer aldığı seyahat yazısı ve kapak konumuzda değindiğimiz Jaeger-LeCoultre’un sanatsal kadranlarıyla bayilerde ve seçkin kitabevlerinde.

Dergi camiasında bir “Eylül sayısı” miti olduğunu biliyorsunuzdur. Okulların açılışı ve tatil sezonunu bitirip herkesin iş moduna geçişiyle birlikte sembolik bir ‘başlangıç sayfası’ açar Eylül sayıları. Moda dergileri için de yeni bir sezon demektir. Ama bizi Eylül ile ilgili heyecanlandıran şey ise, sanat odaklı bir sayı hazırlamak oldu.

Kapakta bu sebeple pitoresk bir kadran görüyorsunuz. “Ne çeksek Métiers d’Art özeti olur?” diye düşünürken akla ilk gelenlerden biri Jaeger-LeCoultre olunca da, bir JLC Master Grand Tourbillon’u Vallée de Joux’dan İstanbul’a misafir ettik. Herkese böyle müthiş misafir nasip olmuyor açıkçası… Ama biz yine de kapak konusuyla sınırlı kalmayıp, world time komplikasyonlu saatleri bile dünyanın dört bir yanında düzenlenen sergilerle birlikte gösterecek kadar kafayı taktık bu sanat mevzusuna. Ocak’tan beri IKSV ile Panerai arasındaki özel proje sponsorluğunu yürütmek, bünyemizde sanatsal bir etki bıraktı anlayacağınız. (daha&helliip;)

GÜNCEL İÇERİKLER

Teknoloji

EN KONFORLU F1 ARACINA HAZIR MISINIZ?

Frankfurt Otomobil Fuarı’nda lansmanı yapılan Mercedes-Benz AMG Project One, F1 araçlarının performansını ve grand tourer’ların konforunu vadediyor.

Ferrari’nin 355’ini hatırlarsınız; Schumacher takım için yeni yeni başarılar elde etmeye başlarken Pininfarina’nın tasarımı F1 otomobillerinin teknolojisini halka açık yollarda sunacağını vadediyordu. F1’in yol otomobillerine entegrasyonu bu şekilde başlamıştı, en azından güçlü bir şekilde dile getirilmişti. Yıllar geçtikçe başta Ferrari ve Mercedes olmak üzere takımlar seri üretim araçları için yarış pistlerinde elde ettikleri teknolojileri uygulamaya başladı. Bu ilk başta yüksek hızlar ile kendini göstermeye başlasa da F1’de tasarruf kelimesinin sıkça dile getirilmesiyle yerini verimliliğe bıraktı. Şimdilerde en küçük hacimli motorlardan en yüksek verimi elde etmek önemli hale geldi ve Mercedes-Benz bu alanda öncü bir üretici oldu.

Frankfurt Otomobil Fuarı’nda da buna dair yeni bir atılım yaşandı, otomobil meraklıları 1997 yılını ve W297’yi hatırlar. Tarifi imkansız çekicilikteki CLK GTR’ı hafızlarımızdan silemeyiz, Mercedes’in çok da etkin olmadığı yıllarda otomobil tek başına, üstelik 35 adetle limitli olması ve sadece 3 yıl üretilmesine rağmen altın bir tarih yazdı. Almanya’da tanıtılan AMG Project One’ı görünce aklıma ilk olarak CLK GTR geldi, zaten öyle olması gerekiyordu. (daha&helliip;)

Sanat

EŞYALARIN ETKİ ALANI

Panerai’nin 15. İstanbul Bienali’nde özel proje sponsoru olduğu Pedro Gómez-Egaña’nın enstelasyonuna dair kısa bir özet istiyorsanız, buyurunuz…

Egaña’nın background’unda performans, heykel, video ve enstalasyon gibi farklı dallar olduğu için işlerinde bu alanlardaki bilgi birikimini füzyonlamayı seviyor. Hareketi konsept olarak keşfetmekten hoşlanan sanatçının sanat pratiğinin merkezinde heykelin performatif yanının bulunması da bu tezimizi doğruluyor. İşlerinin çoğunda yer vermeden edemedikleri arasında bulunan bu konsepti ise hayata geçirirken canlı nesneler ve teatral mekanlardan yardım alıyor. Bu yüzden sanatçının eserlerinde tek bir ögeye konsantre olmak bir hayli zor, multitasking yapıp her sanat disiplininin tadına varmak gerekiyor.

Panerai’nin özel proje sponsoru olduğu, Egaña’nın “Eşyaların Etki Alanı” enstelasyonu da ilk başta evin çeşitli alanlarının raylar üzerindeki metal konstrüksiyonların hareket ettirmekten ibaretmiş gibi görünse de, aslında performans başladığında yetişmeniz gereken birçok farklı alan olacak. Konstrüksiyonda çalışan bir işçiyi andıran performans sanatçıları sizi tünel görüşüne zorlayabilir. Ama büyük resme bakmaya çalışmanızı öneririz. Zira enstalasyondan çıkarılması gereken anlam bütün bu basite indirgenmiş önyargıların çok daha ötesinde. Evet, sanatçının vermek istediği mesaj performans sanatçılarında gizli ama cevap bunu vermeye çalıştıkları mekanın sembolize ettiklerini sorgulamaktan geçiyor. Yeraltının çağrıştırdığı gizem duygusu, alanın görünürlük kazanmasıyla yok olurken izleyiciyi kelimenin diğer anlamlarını çözümlemeye itiyor. Genellikle gizli işlerin döndüğü mekanları ve ulaşılmazlığı çağrıştıran kelime, aynı zamanda sığınma ve güven kavramlarının da somutlaşabildiği bir alanı tarif etmek için de kullanılabiliyor. İşte tüm amaç bu ikiliği özümseyip performansı bu gözlerle analiz edebilmek. Bu iki alan arasındaki etkileşimi sağlayan sanatçılar için yeraltı bir sığınma alanı mı yoksa kendilerini özgürce ifade edebildikleri bir platform mu? Cevap ise onların yeraltındaki hareketlerinin evde yarattığı değişimlerin analiziyle bulunuyor. Kurulan diyalogda ise yerüstündeki temel semboller teknolojik aletlerin aktivasyonuyla canlanıyor. Teknolojinin de insanlar için yeraltının yarattığı ikililiği vurgulamaya çalışan Egaña’nın işi hakkında daha fazla sufle vermeyi doğru bulmuyor, sizi Galata Özel Rum İlköğretim Okulu’na davet ediyoruz.

Sanat

JAZZ ÇAĞINDA BİR RESSAM

Belki de en ünlü modernist ressamlardan biri; ama çoğunuzun adını duymadığından eminiz, Florine Stettheimer’ı biraz yakından tanımak ister misiniz?

Bu tanışmanın en münasibi sanatçının New York Jewish Museum’da bu hafta sonu sonlanacak olan retrospektif sergisini gezmeniz olur ama bu kıtalararası yolculuğu yapamayacaklar için Florine Stettheimer’dan ve işlerinden biraz bahsetmek isteriz. Günümüzdeki sosyete çocuklarının aksine New York Jazz çağında crème de la crème bir hayat sürüp bu ününü ve network’ünü kullanmak için çaba sarf etmemiş sadece bu topluluğun bir parçası olup onlara dışardan bir göz olarak bakabilmeyi başarabilmiş biri Stettheimer. Jewish Museum’da sadece resimleri değil heykel ve çizimleri de sergileniyor. Sanat için sanat yapmayı seçip geçim ve ün kaygılarına takılmayan sanatçı sembolizmin hayal ve gerçeklik arasındaki dünyasına art izlenimcilikten ögeler ekleyerek kendine özgü bir dil üretiyor ve renkli işleriyle klasik modernizmi böyle yorumluyor. Tablolarında yer vermeyi sevdiği en yakın arkadaşları arasında Marcel Duchamp ve Gertrude Stein bulunuyor. Doğru söyleyin, bu yazı onu daha fazla merak etmenizi sağladı mı?

Açılış görseli: Florine Stettheimer, Asbury Park South, 1920.

Sözlük

CARBOTECH NEDİR?

Karbon fiber alaşımları onlarca farklı şekilde kurgulamak mümkün; ancak nasıl oluyor da Panerai kasada böyle dalgalı bir görüntü elde edebiliyor?

Sorunun cevabı basit; ancak nihai sonuçtan önce karbon fiberin uygulanışından biraz bahsetmeliyiz. Karbon fiber şeritleri kasa materyali olarak kurgulanmadan önce ince şeritler halinde bir dizi işleme tabii tutuluyor. Dayanıklılık adına bu fiber şeritler sabit bir sıcaklık ve baskı altında birbirine entegre edilerek kasayla birleştiriliyor. Fakat Panerai burada farklı bir yola gidiyor, şeritleri alışılmamış bir kesme işlemine tabii tutarak her birinde ayrı bir dalgalı görüntü elde ediyor. Sonuçta da Panerai’nin alametifarikası Carbotech ortaya çıkıyor.

Yeni saat

EXECUTIVE MOONSTRUCK WORLDTIMER

Ulysse Nardin sıradan bir worldtimer yapmak yerine astronomik birkaç elementi de işin içine dahil ediyor.

Kadranında Dünya tasviri olan saatlerin ayrı bir çekiciliği var; kendileri hem teknik hem de artistik bir yöne sahip. Ulysse Nardin Güneş Sistemimizdeki gezegenleri ve uyduları önemsiyor ancak Ay ve Güneş’i ayrı bir yere koyuyor. Markanın yeni worldtimer’ında sistem sadece farklı zaman dilimlerini değil Güneş’in ve Ay’ın gökyüzündeki yerleriyle, Ay’ın evrelerini belirtiyor. Kadranın tam merkezindeki kuzey yarım küre tasviri üç disk ile çevirli. En dışarıda kalan disk 24 saatlik zaman dilimiyle birlikte Güneş’in evrelerini kullanıcıya aktarıyor. İkinci disk üzerinde yer alan dairesel gösterge ise Ay’ın pozisyonunu ve evrelerini belirtiyor. Moonstruck Worldtimer’ın bir başka özelliği de Ay’ın aydınlık tarafının her daim Güneş’e dönük olmasında yatıyor, tıpkı gerçek hayatta da olduğu gibi.

Bu yıl Innovision 2’de gördüğümüz silikon teknolojisinin seri üretim modellerde kullanılacağını belirtmiştik ve Ulysse Nardin bunu yapmaya başladı. Yeni modelin otomatik kurmalı mekanizması UN-106 Innovision teknolojisini kullanırken pratikliği de sağlıyor. Saat 8 ve 10 üzerinde bulunan butonlar kullanıcının zaman dilimini rahatça 1 saat ileri ve geri almasını sağlıyor. Üstelik bu bir worldtimer olsa dahi tarih fonksiyonu kadrandaki bir disk sayesinde kolayca belirtiliyor. (daha&helliip;)

Teknoloji

ZAMANIN GETİRDİKLERİ

Pratik, makul ve vintage… Honda yüksek saatçilikle otomobil sektörünün güçlü bağlarını gelecek konspeti üzerinden bir kez daha yüzümüze vuruyor.

Saat sektörüyle ilgili neredeyse bütün bir yıldır şundan bahsettik, üreticiler artık müşterileri nasıl etkileyeceklerini çok daha iyi biliyorlar. Manüfaktür adı fark etmeksizin şimdilerde herkes günlük kullanıma daha uygun (fonksiyonel), fiyat anlamında kolay elde edilebilir ve bir şekilde tarihi hikayesi olan saatler üretmeye başladı. Tabii teknolojik kasa ve mekanizma parçaları sunmayı da atlamadı. Peki Honda Frankfurt’ta ne yaptı? Avrupa pazarı için küçük, elektrikli ve retro görünümlü bir minik bir parça tanıttı. EV ilk Honda Civic’den çizgiler taşıyor, Avrupa’daki trafik için gayet makul bir parça olarak dikkat çekiyor ve ne olursa olsun alternatif enerji sistemiyle can çekişmekte olan yer küreye pozitif bir yaklaşımda bulunuyor. Honda lüks sınıfında yer almıyor, burası bir gerçek. Ancak dünyanın en büyük motor üreticilerinden biri ve teknolojik altyapısı neredeyse bütün Avrupalılardan çok daha gelişmiş. Elektrikli bir konsept tanıtmasından ziyade EV üzerinden bu sınıfa tarz katması çok büyük bir adım. Şimdiye kadar tanıtılan elektrikli araçların kimlik bunalımı yaşadığını, bugüne mi yoksa yarın mı ait olduğunu düşünürsek Honda EV bu ailenin belki de en karakteristik üyesini lanse etti. Objektif olmaya çalışsak da bu ufaklık buna izin vermiyor.

Yeni saat

DEFY LAB EVRİMİ

Zenith Defy Lab osilatör sistemini tek bir silikon parça üzerinden geliştirdi, böylelikle hassasiyet ve verim anlamında devrimsel bir yenilik yaptı.

Zenith 150 yıldan uzun süredir yüksek saatçilikte mekanik saatler üreten bir manüfaktür, Jean-Claude Biver’in de tekrarladığı üzere marka tradisyonel saat yapımcılığının çağdaş yöntemlerle uygulandığı bir yol izliyor. Bu sayede kabul görmüş teknikleri nasıl daha iyi hale getirebilecekleri üzerine kafa yoruyorlar. Bugün tanıtılan yeni Defy Lab parçası da son dönemde Zenith’in misyonlarıyla örtüşen en nitelikli parça. Çünkü bu kez ne yeni kasa materyali ne de kadran üzerindeki sıra dışı iskelet görünüm bahsedeceğimiz ilk şey değil; mekanizma tamamen devrimsel birkaç yenilik içeriyor. LVMH Grubu’nun saat araştırma ve geliştirime bölümü ZO 342 kalibre ile osilatör sistemini baştan aşağıya değiştirmeyi başarmış. Yeni mekanizma 32.8 mm’lik çapa sahip, kalınlığı ise sadece 8.13 mm. Ancak asıl yenilikçi hamle osilatörde; tek parça halindeki silikondan yapılan element yalnızca 0.5 mm kalınlığında (standartların 5 mm olduğunu unutmayalım). Regülatör organında yaklaşık 30 parça yer alırken buradaki rakam söylediğimiz gibi sadece 1, yani ortada monolitik bir teknik var. Bu sistem sayesinde mekanizmanın frekansı saniyede 15 Hertz ve günlük hata payı da yalnızca 10 saniye. Üstelik yeni modelde tanıtılan sistem 60 saatlik güç rezervinin %95’inde güç aktarımını aynı oranda sağlayabiliyor. Yani kalibrenin ömrü azaldıkça mekanizmanın hassasiyetinde hata payı artmıyor ki bu durum yüksek saatçilikte karşılaşabildiğimiz bir olumsuzluk. (daha&helliip;)

Teknoloji

ELEKTRİKLİ BİR A

Audi alfabesi elektronik bir yenilemeye gidiyor.

Frankfurt Otomobil Fuarı’ndan buralarda daha çok bahsedeceğiz. Fakat fuara dair ilk haberimizi biz ilgimizi daha çok cezbeden elektrikli otomobillere dair yapmak istedik ve öncelikli olarak Audi’nin konspet otomobili Aicon’a değinmeye karar verdik. Üretici söz konusu olduğunda son teknolojiyi beklemek gerektiğini hepimiz biliyoruz ve Aicon da buna dair cevapları olan bir tasarım. 5.4 metrelik sedan otonom sürüş sistemine sahip, bununla birlikte kat ettikleri mesafeleri her gün artıran elektrikli otomobiller ligine 800 km’lik menziliyle iddialı giriş yapan bir üye. Tam otonom olması sebebiyle bu konseptten direksiyon simidi ya da gaz ve fren pedallarını beklemeyin. Bunun yerine Audi çok daha farklı bir imaj çiziyor; otomobil cam yüzeylere verdiği önemle aracın içini olabildiğince ferah tutmuş. Aicon içerisinde kendinizi çağdaş bir sanat sergisindeymiş gibi hissetmeniz muhtemel. Hem ön camın genişliği hem de tavandaki transparan yüzey aydınlık bir perspektif sunmak için yeterli. Dış tasarımda da Audi far sistemini kullanmayı reddetmiş, Almanların buradaki tercihi küçük üçgen formlar. Bu yolla dijital aydınlatmalar farklı şekiller alarak otomobilin fütüristik yönünü ön plana çıkarıyor ve böylelikle markanın elektrikli otomobiller geleceğine dair güçlü fikirler edinmemizi sağlıyor. Ayrıca kendileri hızlanırken ve yavaşlarken farklı hareket ederek gerek yayaların gerekse de bisikletli sürücülerin Audi’nin hamlelerini algılamasına yardımcı oluyor. 800 km’lik mesafenin ortalama 130 km/h hızla alındığını belirtilen Alman üretici yolcular için de içeride multimedya anlamında zengin seçenekler sunuyor.

Moda

BİR ÇİFT BERLUTI

Alessandro Berluti’nin el yapımı bir çift ayakkabıya kendi adını vermesinin üzerinden 120 yıl geçmesinin şerefine markanın geçirdiği transformasyonu incelemeye alıyoruz.

Berluti’nin 120 yıllık tarihi boyunca değişmeyen en önemli özelliği zanaatkarlığa ve bilgi birikimine verdiği önem. Berluti’yi bugünkü konumuna taşıyan ise bu ögeleri yaratıcılıkla harmanlayıp güncel kılabilme başarısı. Markanın hikayesi 19. yüzyılın başında kreatif enerjisini Paris’e taşımak isteyen Alessandro Berluti’nin ilk el yapımı ayakkabı tasarımına kendi adını vermesiyle başlıyor. Bu model,
tek parça deriden oluşup dikişsiz oluşuyla
kısa zamanda imza bir model haline gelmesi çok sürmüyor. Kişiye özel tasarım servisini benimseyen Berluti, müşterilerinin istek ve beklentilerini tümüyle karşılamak için hepsiyle birebir bir ilişki kurmanın öneminin farkında bir tasarımcı. Bu yöntemle kısa sürede müşteri portföyünü genişletip markanın geleceği için bir çeşit saltanat yöntemini benimseyerek markayı oğlu Torello Berluti’ye devrediyor. Berluti, babasından devraldığı mirası girişimci yanıyla birleştirerek 1928’de Rue du Mont-Thabor’da ilk workshop-butik konseptini hayata geçiriyor. 1964’te bayrağı babasından devralan Talbinio Berluti ise 14 yaşından beri iç içe olduğu baba mesleğini almış olduğu mimarlık eğitimiyle farklı bir vizyon kazandırmanın peşinde genç bir yenilikçi. Savaş sonrası dönemde doğduğu için değişime çok açık olan Berluti, 1959’da sunduğu ilk hazır giyim ayakkabı koleksiyonuyla çok daha genç ve modern bir kitleye ulaşmayı başarıyor. (daha&helliip;)