QP Türkiye - Leading Luxury Journal

QP, saatler konusunda dünyanın en iyi gazetecilik ve en heyecan verici canlı etkinlikleri için bir merkezdir. QP dergisinin online websitesidir.

QP Women

CAROLINA BUCCI

2002 yılında Sex and the City dizisinde Carrie Bradshaw’un Carolina Bucci’nin kendi ismini taşıyan markasına ait Lucky bilekliği takmasıyla, tasarımcı yeni bir sayfa açıyor; işini büyütüyor ve aile mirası Florentine finisaj tekniğini, modern mücevher dünyasına kabul ettiriyor. Ve 1885’te başlayan Bucci hikayesi, yepyeni tesadüflerle devam ediyor.

Carolina Bucci’yi Audemars Piguet sayesinde tanımış olabilirsiniz. Zira 2016 yılında başlayan işbirlikleri göz alıcı Floransa nüansına sahip Royal Oak’lar ile devam ediyor. Ama esasen Bucci, bir mücevher tasarımcısı; üstelik ailesinin zanaatteki dördüncü kuşağı. Belgravia, Londra’da hayli sevimli bir butiği var, tabii bir de Floransa’da.

QP: Ailenizde mücevher alanında çalışan dördüncü jenerasyonsunuz. Mücevherin geçmişini ve bugününü nasıl karşılaştırırsınız? Sizce yaşanan en büyük değişiklik nedir?

Carolina Bucci: En çok markaların kabul ettiği ‘konsept’ tanımı değişti. Önceden dikkat edilen, kurucuların temelini attıkları prensiplerdi – mesela bizim aile şirketimizde bu hep kaliteye verilen önem olmuştur. Şimdiyse her marka ideolojiye ihtiyaç duyuyor ama müşterilerine kendisini en etkili şekilde anlatmak zorunda olduğu için. Dolayısıyla bir de insanların yıllar hatta on yıllar boyu süren ilişkileri ve birbirlerine anlattıklarıyla yayılan enformasyon devri çoktan geçti.

QP: Bu yorumu yaparken mutlu musunuz?

CB: Geçmişte yaşamak tehlikeli bir hayal. Geçmişten öğrendiklerimizden ders çıkarıp o dersleri hayatımda uygulamalıyız. Ama hedefiniz sizi hep ileriye götürmeli, yenilikçi düşündürmeli. Kısacası cevabım evet çünkü bugün ve gelecek benim için dünden daha önemli. (daha&helliip;)

Yeni saat

GRAND SEIKO’DAN İNCELİK METODOLOJİSİ

Grand Seiko, “Elegance Collection”ın kapsama alanını Baselworld 2019 öncesinde genişletirken, seçimlerini elle kurmalı bir kalibre ve daha ince bir kasa tasarımından yana yapıyor.

Grand Seiko, “Elegance Collection”da incelmeye gitme kararını Baselworld 2019 öncesi tanıttığı yeni 4 modeli ile belli ediyor. 39 mm’lik çapı ve 11.6 mm kasa kalınlığı ile incelen tasarımı, elle kurmalı bir kalibre ile birleştiğinde modelin vintage hissiyati bir hayli güçlenmekte. Kadrandaki “Urushi” tekniği ile yapılan özel cila ile Japon estetik anlayışını odak noktasında tutan modeller, 9S63 kalibre ile çalışmakta.

Markanın en son elle kurmalı in-house kalibresini tanıtmasının üstünden 8 sene geçmesi, modelleri daha da ilginç kılarken, kalibrenin kadranda yarattığı yansımalar saat 9 yönünde bir saniye ve saat 3 yönünde bir güç rezervi göstergesi şeklinde. Kadranı mümkün olduğunca yalın tutarak Urushi tekniğinden rol çalmamaya çalışan koleksiyonda modellerin güç rezervi ise 72 saat. Tasarımlardan pembe altın ve paslanmaz çelik modeller limitli sayıda üretilirken, tasarımlara Temmuz itibari ile daimi bir sarı altın kasalı modelin ekleneceğini de belirtelim. Limitli koleksiyonun ne zaman satışta olacağına gelecek olursak, Mart itibari ile saatleri yakından inceleme şansı elde etmek mümkün olacak.

Tasarım

LOEWE’NİN TASARIM MÜSABAKASI

Loewe Craft Prize’ın 1846 yılında kolektif bir zanaat atölyesi olarak kurulduğu dönemi bize hatırlatan Loewe Craft Prize, bu sene üçüncü kez gerçekleşiyor. Ödül sahibini bulmadan önce finalistleri ve işleri hakkında konuşmak istiyoruz.

Loewe Craft Prize’ı yakından takip ettiğimizi önceki haberlerimizden biliyorsunuzdur. Markanın kreatif direktörü J.W Anderson’ın markanın taktil değerlerine bir nevi övgü niteliğinde başlattığı bu yarışma, aynı zamanda kendi ilgi alanlarını da kariyerine entegre etmesine yarıyor. Loewe markasının 1988’de hayata geçirdiği Loewe Foundation’ı ve zanaat nosyonunu güçlendirmek için Loewe Craft Prize ile güçlendirilmeye çalışılan bu bağlar, bu sene 29 adayın seçilmesi ile devam ediyor. Geçtiğimiz sene İskoçyalı seramik sanatçısı Jennifer Lee’nin “Shadowed Speckled Traces, Fading Ellipse,Bronze Specks, Tilted Shelf” adlı işiyle ödülün sahibi olduğu yarışmanın bu seneki kazananın açıklanması için ise 25 Haziran’a kadar beklemek gerekecek.

“Gerçekdışı bir dönemden geçiyoruz ve tüm iletişimimiz e-mail üzerinden sürüyor. Buluşmalarımızı sosyal medyada ayarlıyoruz. İşte bu yüzden taktil değerlere her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var.” diyen kreatif direktör J.W Anderson aynı zamanda bir seramik koleksiyoneri. 2019’da jüri yine seçimini seramikten yana mı kullanır bilinmez ama bu sene de bu tip işlerin çoğunlukta olduğu bir seçki mevcut. İşleri ile dikkatimizi çekmeyi başaran bazı sanatçılar ise “Geisha Handbag Series” isimli işi ile Deloss Weber, “A regular Sign” adlı takı tasarımı ile Heeseung Koh ve “Net” isimli seramik vazonun sahibi Annie Turner. Bu işlerin tümüne sahip olmak mümkün olmasa da 26 Haziran-22 Temmuz arasında işlerin hepsi Tokyo’da sergileniyor olacak. Bu meyanda tüm işlere online olarak göz atmak isterseniz crafprize.loewe.com’da gezinebilirsiniz.

GÜNCEL İÇERİKLER

Teknoloji

BUGATTI’NİN 110 YILLIK RETROSPEKTİFİ

Chiron’u bir efsane olarak addeden özellikleri bir araya getirip, üzerine 110 yıllık maneviyatı eklediğinizde ortaya Bugatti Chiron 110 Ans Bugatti çıkıyor. Markanın yıl dönümüne özel tanıtılan yeni modeli keşfedin.

Bundan 110 yıl önce, Molsheim, Fransa’da kurulan Bugatti, takvimler 2019’u gösterdiğinde kuruluşunun 110. yıl dönümünü kutlamak üzere, mirasına saygı duruşunda bulunacak bir model ile karşımıza çıkıyor. Bu kutlamaya özel olarak tasarlanan özel seri Chiron, tam adıyla Bugatti Chiron 110 Ans Bugatti, deyim yerindeyse markanın Fransız ruhunu yaşatmaya adanıyor. Her ne kadar dış cephesi metalik ve mat bir mavi tonunda olsa da, fren kaliperinde Fransız bayrağının renkleri beliriveriyor. 20 adetle sınırlı üretilen model, görünüm ve tasarım açısından farklılıklar doğursa da, konu güç olduğunda özel seri Chiron farklı bir deneyim sunmuyor. 1.480 beygir gücündeki motor, Chiron 110 Ans’ı 420 km/s hıza ulaştırabiliyor. Bu kutlamanın bir parçası olmak isteyenler, 20 kişilik kontenjanı iyi değerlendirmeli.

Sanat

DOROTHEA TANNING TATE MODERN’DA

Bilinmeyeni keşfetmenin motivasyonuyla gözün görmediği detayları resmetmek üzerine odaklanan Dorothea Tanning’in yarattığı sürreal dünyayı keşfetmek üzere Tate Modern’a davetlisiniz.

Dorothea Tanning, bilinmeyen ancak bilinebilir şeylerin varlığına inanan bir sanatçıydı. Sanat hayatı boyunca sahiplendiği bu inanç, kendisini 1930’lu yıllarda New York’ta geçirdiği zaman içerisinde sürrealist bir bakış açısı sahiplenmeye itti. 1942 yılında tamamladığı Birthday tablosu, bundan birkaç yıl sonra eşi olacak Max Ernst’ün dikkatini çektiği noktada, kişisel ve sanatsal hayatı değişmeye ve giderek soyut bir boyuta geçmeye başladı. Geçen zaman içerisinde küçük ölçekli tablolardan, büyük ve soyut enstalasyonlara kadar uzanan portfolyosundan bir seçkiyle, 25 yıllık bir aradan sonra Tanning’in işleri ilk defa bu denli geniş bir kürasyonla karşımıza çıkıyorlar. 27 Şubat itibarıyla Londra’da Tate Modern’da görülebilecek sergi, Museo Nacional Centro de Arte Reina Sofía iş birliğiyle gerçekleşiyor. Ajandanıza not etmenizi öneriyoruz.

Sanat

LOTHAR BAUMGARTEN’DAN DOZUNDA İRONİ

Ölümünün ardından sadece 1 ay geçen Lothar Baumgarten, “sanat için sanat”tan ziyade antropolojik sorgulamaları da beraberinde getiren işlerin altına imza atmaktan hoşlanan bir sanatçıydı.

Üstte görmüş olduğunuz enstalasyon da birebir bu perspektifi yansıtan, Kuzey Amerika’nın yerlilerine selam etmeyi dozunda bir ironiyle sağlayan 71 yılına ait işlerinden biri. Baumgarten’ın politika ile olan ilişkisi sanatçılığı kadar eski, dolayısıyla hayatında bu iki kavramın girift bir yapıda ilerlediğini söylemek yanlış olmaz.

Aktivizme kayan fikirleri, onun jenerasyonuna mensup sanatçılardan beklenen bir bakış açısı sunsa da bunları sanatı bir medyum olarak kullanıp paylaşma konusundaki cesaretine kimsenin yanaşabildiği söylenemez. 40 yıllık kariyerine fotoğraftan 16mm’lik filme, çizimden kısa hikayelere kadar birçok farklı disiplini sığdıran Baumgarten, düzene karşı söylemek istediğini, muhtelif yöntemlerle ifade edebilme kabiliyetine sahip ender sanatçılardandı. New York Guggenheim Müzesi’nin duvarlarını Kızılderili kabilelerin isimleriyle kaplayacak ve müzenin avlusuna “borrowed land for sale” yazma cesaretini gösterecek başka bir sanatçı dünyaya gelir mi bilmiyoruz. Ama Lothar Baumgarten’ın ölümüyle birlikte unutulacak bir sanatçı olmadığı kesin. Lothar Baumgarten’ın eserleri hakkında Marian Goodman Gallery ile iletişime geçebilirsiniz.

QP Women

CEKETLERİN FRANSIZ FANTAZMASI

1960 yılından itibaren geçen süre içerisinde kimliğinden ödün vermeden yoluna devam etmek, bir moda markası olarak Pallas Paris’in medarı iftiharı olsa gerek. 1991 yılında direksiyona geçen Daniel Pallas ve eşi Véronique Bousquet, yoldan savrulmadan lakin farklı duraklara uğrayıp yeni bakış açıları keşfederek bugüne ulaşıyor. Malum, mevzu ceketler olunca, işin erbabıyla konuşmayı görev ediniyoruz ve ikili adına Daniel ile sohbet etmeye başlıyoruz.

QP: Daniel, şu an neredesiniz?

Daniel Palas: Paris’te Pallas Paris ofisindeyim. Bir yandan manzaranın tadını çıkartıp bir yandan yeni koleksiyon üzerinde çalışıyorum.

QP: Aile şirketinde çalışmak ve bir iş geleneğini devam ettirmek zor oluyor mu?

DP: Açıkçası Pallas Paris dışında farklı bir yerde iş deneyimim olmadığı için, mücadele seviyesini ölçecek bir kıstasım yok. Ama yaptığım işin gerçekten çok zor olduğunu konusunda garanti verebilirim.

QP: 1960’tan beri aile geleneği devam ederken, aile de genişliyor. Zira şu an eşiniz Véronique de sizinle birlikte çalışıyor. Aranızda belirlediğiniz ‘evde iş konuşmak yasak’ ya da ‘ofiste kişisel problemlerden bahsetmeyelim’ gibi kurallarınız var mı?

DP: Şahsen böyle kurallar belirlemenin bir anlamı olmadığını düşünüyorum, çünkü eninde sonunda konu bir şekilde işe ya da kişisel olaylara geliyor. Ama Véronique’in kendi kuralları var, eve girdiğimiz anda iş konuşmak istemiyor, ofise adım attığımızda da evde yaşadıklarımızı evde bırakmayı başarıyor.

QP: Pallas Paris’in parisienne kadın tanımının altını doldurduğuna inanıyor musunuz?

DP: Sonuçta Pallas Paris olarak parisienne dediğimizde zihnimizde canlanan stereotip ile aynı tür bir geçmişe ve vizyona sahibiz. Bu durum gelecekte de farklı olmayacak. Hatta şu anki halimizden daha da parisienne bir tavır takınamayız diye düşünüyorum. (daha&helliip;)

Zoom

KRONOGRAFLARDA SÜRMANŞET ETKİSİ

Zamanın kontrol edilemezliği, onu değişimin bir parçası olmaktan ayırıyor mu, yoksa zaman değişimin ta kendisi mi? Cevap vermeden önce derin bir nefes alın ve bu değişimi ne ölçüde kaydedebildiğinizi düşünün.

Aynı şeyi biz yaptığımızda, odağımız zamanı kaydetmekle şekilleniyor, akabinde mütemadiyen değişen değerlere rağmen aynı duruşunu koruyan, deyim yerindeyse manşetlerden düşmeyen parçalar gözümüzün önüne geliyor. Yunancada zaman anlamına gelen “Chronos” ve yazmak anlamına gelen “Graph”ı harmanlayarak üretilen kronograf komplikasyonu, yüksek saatçiliğin en önemli noktalarından biri haline geldiği taktirde, zamanı kaydedebilmek daha mümkün oluyor.

Belki de tam da bu yüzden bu komplikasyon zaman içerisinde farklı sürümleriyle karşımıza çıksa da, Rolex Cosmograph Daytona, Omega Speedmaster Moonwatch Chronograph ve Breitling Navitimer 8 Chronograph 43 her zamanki duruşunu baki kılmayı başaran parçalar oldukları için onları sürmanşete taşıyoruz. Bu yüksek saatçilik ürünlerinin etkisini yitirmesi ve manşetten düşmesi mümkün görünmezken, onlara bu lüksü atfeden değerleri keşfetmek sizin göreviniz. (daha&helliip;)

QP Seçti

YENİ KOLEKSİYON ODAĞINIZ: METEROİDLER

Christie’s’in görücüye çıkarttığı eserler, doğal formlarına kozmik yolculukları sırasında ulaşmış meteoritler. Koleksiyonunuzda Mars yüzeyinden elde edilmiş bir göktaşına yer açmayı düşünme vakti.

Müzayede evi Christie’s, 14 Şubat’a kadar süren açık artırma organizasyonunda, bu sefer klasik sanat eserlerine ya da ikonik tasarımlara yer vermeyi reddediyor. New York’taki Rockefeller Center şubesinde görücüye çıkan ürünler, uzayın derinliklerinden yer yüzüne ulaşan meteoritlerden oluşuyorlar. Dünyanın 4.5 milyar yıllık ömründen de eskiye ait olan bu göktaşları, dünyaya doğru çıktıkları yolculukta kazandıkları doğal formlarıyla satışa sunuluyorlar.

Aynı seçki içerisinde oldukça ender görülen, Mars ve Ay yüzeyinden elde edilen kalıntılar da görücüye çıkıyor. Yolunuz önümüzdeki hafta içerisinde New York’a düşmeyecek ise, 45 farklı parçanın sergilendiği seçkiye Christie’s’in internet sitesi üzerinden ulaşabileceğinizi ve teklif verebileceğinizi hatırlatalım.

Sanat

MAPPLETHORPE’UN KADRAJINDAN BAKMAK

“Implicit Tensions: Mapplethorpe Now”, fotoğrafçı Robert Mapplethorpe’a adanmış iki kısımdan oluşan bir sergi. Implicit Tensions’ın ilk bölümü, 93 yılında müzeye Robert Mapplethorpe Foundation tarafından bağışlanan eserlere adanıyor.

Ölümün ardından 30 yıl geçse de fotoğrafları ile ilgili hala konuşturan Robert Mapplethorpe’ın eserleri, Guggenheim Müzesi tarafından tüm seneye yayılan bir sergi ile kutlanıyor. “Implicit Tensions: Mapplethorpe Now”ın ilk kısmı 25 Ocak-10 Temmuz arasında görülebilirken, ikinci kısım 24 Temmuz-5 Ocak 2020 tarihleri arasında sergilenecek. Bu kapsamlı kürasyonun amacı ise 199 yılında Robert Mapplethorpe Foundation tarafından müzeye bağışlanan 200 fotoğraf ve objeyi onurlandırmak.

Guggenheim New York’un sanatçının adı verilen Mapplethorpe Gallery adlı bölümünde sergilenecek seçkinin ilk kısmı fotoğrafçının erken dönem polaroid, kolaj ve still life’larından oluşuyor. Dönemde arkadaş olduğu tüm sanatçı ve ünlülerin portrelerinin de sergilendiği bölümü görmek için 10 Temmuz’a kadar vaktiniz bulunuyor.

Seyahat

SHIGERU BAN’İN PERSPEKTİFİN CHALET KÜLTÜRÜ

Tokyo’nun 144 kilometre uzağında, doğa, insan ve mimari arasındaki ilişkiyi güçlendirecek bir butik otel, Shigeru Ban imzasını taşıyor. Shishi-Iwa House Uzak Doğu’yu ziyaret etme niyetindeyseniz, yeni ideal bahaneniz.

Japonya’da yeni açılan Shishi-Iwa House, etrafını çevreleyen 250 ağaca ev sahipliği yapan bahçesi, yaratılan mekanların mimaride akıcı olmak nosyonunun altını dolduran türden tavırları ve içerisindeki kütüphanesiyle Shigeru Ban’in yeni butik otel tasarımı. 10 odadan oluşan bu butik otel, Ban’in ifade ettiği şekliyle, doğa, mimari ve insanlar arasındaki ilişkiden türüyor. Tokyo’ya 144 kilometre uzaklıktaki Karuizawa’da yer alan otel, bölgenin en iyi konumlarından birine ev sahipliği yapıyor.

Odaların her biri bu manzaranın tadını çıkartmak üzere tasarlanan teraslara sahip, aynı zamanda ziyaretçilerin kullanabileceği ortak alanlar da otel içerisinde mevcut. Ban, otelin kişiye özel bir üretim yapılmış hissiyatı doğurmasını istediklerini, bu yüzden detaylara odaklandıklarını söylüyor.

Saat Kültürü

CALIBRE 321’İN GERİ DÖNÜŞÜ ÜZERİNE

Yeni saat modelleri haberlerine bir süre ara vermemizi gerektiren bir kalibre geri dönüşü ile karşı karşıyayız. Omega’nın ikon mertebesine ulaşmış Calibre 321’i Bienne’de yeniden üretimde.

Omega’nın 125. yaşını kutlarken kendisine verdiği bir hediye Calibre 321’i yeniden üretmeye karar vermesi oldu. Son üretiminin ardından 50 yıl geçen Calibre 321, 1957’de Speedmaster modelinde kullanılan ilk mekanizma olma özelliği taşıyor. Bu bilgi ise kalibreyi özel kılan tek özellik değil. Tek parçadan üretilen mekanizma, NASA tarafından test edilen ve Ay üzerindeki ilk Amerikan uzay yürüyüşünde astronot Ed White’ın kullandığı Speedmaster ST 105.003 modelinde de kullanılmıştı.

Calibre 321’i hayata döndürme projesini gizli tutmak adına manüfaktür içinde “Alaska 11” kodu altında 2 senedir yürütülen bu proje, aynı zamanda kod adı ile markanın 60’larda gizli Speedmaste modellerini korumak için de kullandığı isimdi. Ay yüzeyinde en son yürüyen astronot Eugene Cernan’a ait Speedmaster ST 105.003’te bulunan ilk nesil 321 üzerinden dijital tarama çalışmaları ile yeniden üretilen kalibre, bugün artık sadece Omega müzesinde sergilenmek ile yetinmeyip, kısa sürede Bienne’de saat modellerinde kullanılmaya başlanacak gibi görünüyor.

Sanat

TROYA’NIN ARKEOLOJİK DOKTRİNİ

Geçmişi 7 ya da 8. yüzyıla kadar uzandığına inanılan İlyada ve Odessa’nın satırlarına ev sahipliği yapan Tevfikiye Köyü, şu an ziyaret etmek ve zamanda yolculuğa çıkmak için çok daha cazip.

Her ne kadar İlyada ve Odessa’yı Homeros’un yazdığına dair var olan soru işaretleri, bugün hala cevap bulamamış olsa da, Antik Yunan’da üretilen en eski edebi eser olarak bu hikayeyi aklınızın bir köşesinde tutmanızı öneriyoruz. Aynı şekilde 2018 yılının Troya Yılı olarak açıklandığından haberdar değil iseniz, bu noktayı da işaretleyiniz. Zira iki uzak nokta arasındaki bağlantı, Çanakkale’de ziyaretçilerini ağırlayan Troya Müzesi’nde kuruluyor. Tevfikiye köyünün 800 metre ilerisinde konuşlanan müzeye uzaktan bakıldığında, yapılan kazılar sonucu ortaya çıkan arkeolojik bir kalıntı hissiyatı yaratılmaya çalışılıyor. Bu yüzden Troya Müzesi’nin etrafı paslanmış metal ile kaplanıyor ve sanki topraktan çıkartılan bir kalıntının başına gelecekler gibi, Troya Müzesi de renk değiştiriyor ve demir oksitleniyor. Yalın Mimarlık tarafından tamamlanan proje, İlyada’da bahsedilen mitolojik hikayeden bugüne kadar uzanan zaman içerisinde toparlanan kültürel ve arkeolojik parçalarla, hikayeyi tamamlıyor ve zengin tarihi dokuyu gözler önüne seriyor. 6.000’i aşkın arkeolojik eserin sergilendiği ve 30.000’e yakın eserin de Troya Müzesi bünyesinde depolandığı biliniyor. Müzeye adım attığınız andan itibaren her katta Troya hikayesinin farklı bir durağına uğrayacak ve noktaları birleştireceksiniz. Yeni açılmış olmasından mütevellit, Pazartesi de dahil olmak üzere müzenin her gün ziyaret edilebilir olduğunu hatırlatmakta fayda var.

Seyahat

EKSPERİMENTAL BİR CHALET DENEYİMİ

Experimental Group bünyesindekiler, şehir otellerinden sıkılıp biraz temiz dağ havası teneffüs etmek istemiş olmalılar ki, mantar dünya haritası panolarında en yeni raptiyeyi İsviçre Verbier’e batırmışlar.

Kış güneşi ve geniş pistleri ile Quatre Vallées’nin en çok tercih edilen istasyonlarından biri olan Verbier’de konumlanan otelin klasik konaklama, yemeiçme, spa bilgilerinden de bahsederiz ama sahiplerinden sözü açmanın daha enteresan bir girişi yaratacağı kesin. Experimental Group, 2007’de tabela kullanmama furyasını ilk kez Paris’te açtıkları bir kokteyl bar ile deneyimleyen üç arkadaş. Başarıları perçinlendikçe kokteyl bardan, restorancılığa ordan da otelciliğe evrilen bir grafikle işletme portföylerini genişlettiler.

Altında yenilenen Farm Club ile, bölgede en çok ‘devralınası’ otellerden Hôtel Nevaï’yi Experimental Chalet’ye çeviren üçlü, mutfakta nam salmış parizyen restoran Frenchie’nin şefi Greg Marchand’dan, spa’da Biologie Recherce’den ve dekorasyon konusunda ise kendi içgüdülerinden yardım almayı seçmişler. Route de Verbier Station 55, 1936 Bagnes, İsviçre

Moda

BİR TESADÜF ESERİ, GORE-TEX

Gore-Tex’in kablo yalıtımından outdoor aktivitelerine ve oradan da tasarım dünyasına uzanan süreci, başlıktan da anlayacağınız üzere beklenmeyen bir sonuç. Üstelik bu durum, tahmin ettiğinizden de bir yüksek performansla birlikte geliyor.

Pek çok mucizevi icadın kazara keşfedilmiş olması, başarıya ait kredinin kimin omuzlarına yükleneceği sorusunu doğuruyor. Percy Spencer, mikrodalga fırını aslında yeni bir vakum makinesi üretmek için yaptığı deneyler sırasında buluyor. Penisilin, içinde bulunduğu kutunun kapağı açık unutulan bir bakterinin küflenmesi sonucu, akla gelen fikirlerin vuku bulmasıyla keşfediliyor. Kalp pilinin, kalp ritmini ölçmek için atılan bir adımdan sonra keşfedilmesi de bu örnekleri çoğaltıyor. Henry Ford “yaptığınız büyük bir başarısızlığın günün sonunda çok önemli bir zaferle sonuçlanabileceğini” söylerken, belki bu hatalı adımların büyük icatlara dönüşmesinden bahsetmiyor ancak anlatmaya çalıştığımız durumun sinopsisini oluşturuyor.

Benzer bir durumun sağlık ya da beyaz eşya sınıfına mensup olmayan versiyonu, 1959 yılında vuku buluyor. Wilbert Lee Gore, Amerika Birleşik Devletleri’nde, DuPont fabrikasında çalışan bir kimya mühendisi. Kendi hayallerinin peşinden gitmek üzere, yıllardır süregelen düzenini bozuyor ve yoluna devam ediyor. Bu minvalde kendisini bu hamleyi yapmaya iten şey, bilgisayar teknolojilerinde kullanılmasını hedeflediği polimer politetrafloroetilen ile yalıtılan kablolar üretmek. Lee Gore ve eşi Genevieve kendilerini bu işe adıyorlar ve ortaya W.L. Gore & Associates çıkıyor. Şirket, polimer politetrafloroetilen yani diğer adıyla teflon ile yalıtılmış kabloların üretimine başlıyor. Ancak bu sırada ailenin genç nesil üyesi Bob Gore bu üretim sırasında nasıl kara geçebilecekleri üzerine kafa patlatmaya başlıyor. Teflonun esnek bir hal alması ve birim başına düşen materyal kullanımını minimize etmek için polimer politetrafloroetilen’in içerisine hava ekliyor. İlk denemeler büyük bir hüsranla sonuçlansa da, Bob Gore denemelerine devam ediyor. Hava eklendikten ve ısıtıldıktan sonra esnekleşmesi gereken teflon, Gore her ne yaparsa yapsın iki ucundan çekildiğinde kopuyor ve istenilen sonucu vermiyor.

W.L. Gore & Associates kurulduktan 10 yıl sonra, 1969 yılında Bob Gore hala denemeye devam ediyor ve bir gece, yine içerisine hava eklediği teflonu ısıtma işlemi tamamlandıktan hemen sonra hiç vakit kaybeden iki ucundan çekerek esnetiyor. Sonuç bu kez başarılı. Hatta öyle başarılı ki polimer politetrafloroetilen yüzde 800 oranında esniyor, materyal mikro gözenekli ve yüzde 70’i havadan oluşan yeni bir forma kavuşuyor. Materyalin iplikleri arasında oluşan bu gözenekler o kadar küçük hale geliyorlar ki, suyu dışarıda tutabiliyorlar, lakin bir o kadar da yeterli büyüklüğe erişiyorlar ve buharı içeride tutma konusunda da başarılı oluyorlar. Bu durum, ileride Gore-Tex olarak adlandırılacak kumaşın su geçirmez özelliğini, kişinin kendi ısısını açığa çıkararak soğuk havadan koruyabildiğini işaret ediyor. Yapılan denemeler sonucu bunun tek seferlik bir genleşme olmadığı ispat edildikten sonra, şirketin yeni icadı genişletilmiş polimer politetrafloroetilen olarak kayıtlara geçiliyor. (daha&helliip;)