QP Türkiye - Leading Luxury Journal

QP, saatler konusunda dünyanın en iyi gazetecilik ve en heyecan verici canlı etkinlikleri için bir merkezdir. QP dergisinin online websitesidir.

Yeni saat

20. YILA ÖZEL DEĞİŞİM NOSYONU

Baselworld 2019’dan bildiriyoruz. Chanel özelinde söyleyeceklerimiz ise J12 ve modelin 20 yılın sonunda geçirdiği “face lift” operasyonuna dair hızlı bir analiz yapmayı gerektiriyor.

Chanel’in Baselworld 2019 odağındaki J12 modeli, 20. yılını kutlarken farklı bir güncelleme politikasına tabi tutuluyor. Tasarım ile ilgili herşeyin değiştirilip aslında hiçbirşeyin değiştirilmediği fikrinden ilerleyen marka, yüksek saatçilikte de çokça duymaya başladığımız “face lift” tabirini markanın klasik ethos’una adapte ederek, bir ikonun değişime ihtiyacı olmadığı fikrini benimsiyor.

J12, zamana adaptasyonunu radikal hamlelerden ziyade nüanslar ile yapmayı seçiyor. Jacques Helleu’nun 2000’de kendi takmak üzere tasarladığı ilk J12’nin otomobil ve yelkenden taşıdığı tüm dozunda maskülen referanslar 2019’da da baki. Chanel saat tasarım direktörü Arnaud Chastaingt, ilk etapta bezeldeki indeks ve rakamların biçimlerini değiştirmek ile işe başlıyor. Chanel tipografisi, kadrandaki tüm ibarelerde kullanılırken, akrep ve yelkovanın genişlikleri eşitleniyor, Super-LumiNova kullanımı devreye giriyor. Yeni 12.1 otomatik kalibre ile çalışan model, 70 saatlik bir güç rezervine sahip. Chanel’in J12 için uyguladığı değişimden ziyade bu gelişim stratejisi, modelin belirgin hiçbir özelliğinin değiştirilmeden teknik ve görsel güncellemeler ile başarılı bir şekilde 2019’a uyarlanması şeklinde özetlenebilir.

Tasarım

18. YÜZYIL RETROSPEKTİFİ

Georg Jensen imzalı bir yemek takımına, Jean-Baptiste-Claude Odiot tasarımı bir çorba kasesinin eşlik ettiği, 18. ve 19. yüzyıla ait eserlerin yer aldığı seçki, Christie’s’in yeni müzayedesini işaret ediyor.

Christie’s’in Rockefeller Center, New York’ta yer alan şubesi 9 Nisan’da yeni bir açık artırma ile kapılarını aralıyor. 18. ve 19. yüzyıla ait tasarımlar, özel koleksiyonlardan bir seçkiyle satışa sunuluyor. İngiliz ve Avrupalı sanatçıları bir araya getiren seçki, mobilya, gümüş tasarımlar, porselen objeler, yemek setleri gibi geniş bir kürasyona ev sahipliği yapıyor. 5-8 Nisan arasında Rockefeller Center’da görüyüce çıkan tasarımları, dilerseniz Christie’s’in internet üzerinden yayınlanan kataloğu aracılığıyla da keşfedebilirsiniz. Georg Jensen, Mario Buccellati, Jean-Baptiste-Claude Odiot, Christofle & Cie. gibi isimlerin yer aldığı koleksiyon, New York’a gitmeye değer cinsten.

Dosya

DOĞRU YÖNLENDİRMEYLE TEKERLEK İMTİHANI

Dik yamaçlar, çamurlu yollar, hızlı akan nehirler ve kayalıklarla dolu geçitler, aracınızın ve sizin sınırlarınızı zorlamak için ideal off-road destinasyonlarını işaret ediyor. İngiltere’deki ideal off-road durakları, adrenalin tutkunuza ve seyahat etme isteğinize cevap veriyor.

Motosiklet ve otomobiller, olabilecek en yüksek hız ve güç kapasitesine ulaştığı ve sınırları zorlamaya devam ettiğinden dolayı, bu araçları günlük hayatta potansiyelinin hakkını verecek şekilde kullanmak neredeyse imkansıza yakın. Bu durum, iki ve dört tekerlek üzerinde yüksek performans sergilemek isteyenlerin şehir dışındaki yollara gitme isteğinin neden bu kadar yüksek olduğunu net bir şekilde özetliyor. Lakin sürüş keyfini maksimize etmek vearacın keyfini çıkartmak için 300 km/s hıza ulaşmanıza gerek yok, zira dik yamaçlar, çamurlu yollar, hızlı akan nehirler ve kayalıklarla dolu geçitler, aracınızın ve sizin sınırlarınızı zorlamak için ideal off-road destinasyonlarını işaret ediyor. İngiltere özelinde uzun zamandır popüler bir aktivite olarak ün salan off-road deneyimi, özellikle son zamanlarda SUV’ler ile başa çıkabilmek ve motosikletlerle çamurlu yollarda sürüş keyfini deneyimlemek isteyenlerin ilgisiyledaha da popüler hale gelmiş durumda. Tabii bu deneyimi yaşarken sizi yönlendirecek ve konuya dair bilgi edinmenizi sağlayacak eğitmenlerin varlığı da off-road merakını perçinliyor.

Otomobil: Eastnor Castle, Herefordshire

Amiyane bir deyişle, off-road kültürünün “kralı” olarak niteleyebileceğimiz Land Rover bundan yaklaşık 30 yılı aşkın bir süre önce, söz konusu potansiyeli fark ederek -ve hızlı davranarak- Eastnor Castle’ın göz kamaştırıcı manzarasına eşlik eden etkinlikler düzenlemeye başladı. Bu lokasyonun daha da önem kazanması ise, Land Rover Experience üssünün burayı genel merkez kabul etmesinden mütevellit. Land Rover, söz konusu merkezinin hikayesi, 1961 yılında James Hervey-Bathurst’ün oldukça geniş mülkünü keşfetmesiyle başlıyor. Ve anlaşmalar sonrasında Land Rover’ın beş bin dönümlük dikkatle düzenlenmiş doğal off-road atlası çiziliyor. Üzerinde Land Rover’ın gelişim testlerini de yaptığı arazide marka, sürücülerine başlangıçtan profesyonel seviyeye kadar uzanan yarım ya da tam günlük parkur deneyimi sunuyor.

Başlangıç seviyesinde olan insanlar genelde Land Rover’ın yeni Discovery’si ya da Freelander’ı ile yola koyulup, temel bilgileri bu araçlarla keşfederken, kimileri günün tamamını burada harcayarak temel bilgileri edindikten sonra deneyimi bir üst seviyeye taşıyabiliyor. Hatırlatmakta fayda var, Land Rover Experience eğitmenlerinin hepsi, istisnasız bir şekilde, askeri bir geçmişe ya da off-road uzmanlığına sahip isimlerden oluşuyor. LRE yarım günlük fiyat: 225 sterlin, tam günlük fiyat: 325 sterlin, Advanced Course: 395 sterlin (daha&helliip;)

GÜNCEL İÇERİKLER

Sanat

TRACEY EMIN’E DAİR BİR DUYGU ANALİZİ

Londra White Cube’daki yeni sergisi üzerinden yapılabilir. Zira sanatçı “A Fortnight of Tears” isimli sergisinde son zamanlarda yaşadığı kişisel travmaları açıkça ortaya koyan bir seçkiyi ortaya koyuyor.

White Cube Bermondsey, Tracey Emin’in kişisel deneyimleri ve anıları ile şekillenen bir sergiye ev sahipliği yapıyor. Neon, resim, film, fotoğraf ve çizimlerden oluşan multi disipliner sergideki işlerin tümü sanatçı ile derin bir kişisel bağ içinde. Tracey Emin’in son zamanlarda yaşadığı kişisel travmaları açıkça ortaya koyan kürasyon, kayıp, öfke, acıma ve sevgi gibi temel duygular odağında ilerliyor.”Fortnight of Tears”de Käthe Kollwitz, Edvard Munch ve Egon Schiele gibi sanatçılardan figüratif anlamda referanslar taşıyan işlere de yer verilen seçki, uzun zamandır sanatçı için düzenlenen en kapsamlı sergilerden biri olma özelliği taşıyor. Londra’ya yolunuz düşerse mutlaka ziyaret etmenizi tavsiye ediyoruz. Son gün 7 Nisan.

144-152 Bermondsey Street, Londra, SE1 3TQ, İngiltere

QP Women

MANEJ AMAZONU

Binicilik kulübünde yaşayan Ceylan Avinal -Steinbeck’in ata binenlere atfettiği karizmasıyla- hayatına işleyen atlı spor prensiplerini paylaşıyor.

Ceylan Avinal, 2010’dan bu yana uluslararası dresaj yarışmalarında Türkiye’yi temsil ediyor. 5* Grand Prix’de yarışan milli sporcu, pek çok kez dünya kupasına katıldı. Şimdi İstanbul’da her seviyede binicilik eğitimi veren kendi işinin başında. Biz de Avinal ile S International Equestrian Center’da (SIEC) buluştuk.

QP: John Steinbeck, at üzerindeki bir insanın hem bedenen, hem de ruhen, kendi ayakları üzerinde duran bir insana kıyasla daha büyük olduğunu söyler. Kendisine katılıyor musunuz?

Ceylan Avinal: Hatta bu durum daha iyi nasıl ifade edilirdi bilemiyorum. Ata bindiğiniz zaman, vücut ve ruh yekpare hale geliyor. Bu zamanla var olan bir hissiyat olsa da, sahip olduğunuz zaman inanılmaz bir duygu olduğunu keşfediyorsunuz. Benim için atlar büyülü hayvanlar. Bazen onlarda kendi yansımamı görüyorum, her ne kadar gizlemeye çalışsam da hissettiğim şeylere karşı tepki verdiklerini hissedebiliyorum.

QP: The Guardian’da açıklanan bir araştırmaya göre, atların pozitif ve negatif insan mimiklerini ayırt edebildikleri iddia ediliyor. Ama zaten işin bilimsel kısmı bir kenara, atların duygusal hayvanlar oldukları aşikar. Siz, atlarla nasıl iletişim kuruyorsunuz?

CA: Çok basit. Sanki başka bir insanla konuşuyormuşum gibi iletişim kuruyorum. Hatta bazen Flemenkçe konuşuyorum ki başkaları bizi anlamasın. İşin profesyonel kısmından başlayacak olursam da, aslında onlarla iletişim kurmak gayet kolay. Öncelikle iki tarafın da birbirini bir şekilde ödüllendiriyor olması lazım, siz onun sizi iyi temsil etmesini istiyorsunuz, o da sizin onu ödüllendirmenizi istiyor. Karşınızdaki hayvandan doğru cevabı alana kadar, aradığınız cevabın peşinden gitmelisiniz. Doğru cevap geldiğinde onu ödüllendirmek, bu durumu onun hafızasına kazıyacaktır. İşin duygusal tarafı ise, dediğim gibi. Duvarlarınızı indirip en duygusal ve naif halinizle bir ata yaklaştığınızda, sizin ne demek istediğinizi vücut dilinizden anlayacaktır. (daha&helliip;)

Yeni saat

BRONZO’NUN MODERN PRENSİPLERİ

Yeni CEO Jean-Marc Pontroué’nin Panerai’nin çağdaş literatürüne kattığı bir yeni pasaj daha… Söz konusu eser ise, Bronzo. Limitsiz üretim konsepti ile sağlanan ulaşılabilirlik ve vintage çehreli bir modele dahi adapte edilen seramik teknolojisiyle, tam adıyla, Panerai Submersible Bronzo modeli, özellikle “PAM” tutkunlarının radarında belirdi. Neden mi? Malumunuz, Bronzo’nun gizli bir “koleksiyoner” anteti var gibiydi… Ama Pontroué’nin stratejisiyle bu konsept de modernize ediliyor.

İlk defa 2010’da üretilen Bronzo, satine bronz kasası ve yeşil kadranıyla, Panerai’nin tarihten pek çok askeri referansa sahip maskulen imajını doruk noktasına taşıyarak, Paneristi’lerin favori nesnelerinden biri haline gelmişti. Markanın 47 mm’lik 1950 kasasının bronz ile birleştiği limitli adetlerde üretilen bu saatler öyle ilgi çekti ki, sonraki yıllarda iki farklı Bronzo daha çıktı karşımıza. Ama köklü değişim, dördüncü nesili bekliyormuş. Zira yeni tanıtılan Panerai Submersible Bronzo gidişatına farklı bir yön veriyor.

Sanıyoruz bu değişimin nedenini, Pontroué ile, QP’nin 24. sayısıyla birlikte dağıtılan koleksiyoner eki için yaptığımız röportajda buluyoruz: “Bugün temel algılarımızdan biri, müşterilerimizin hayatını kolaylaştırmak. Aynı sizin okuyucularınızın okuma sürecini kolaylaştırmanız gibi. Eğer yazdıklarınızı okumak ve anlamak çok zorsa, okuyucularınız başka mecralara gidecektir. Bunu engelleyemezsiniz, bugün karşımızda o kadar çok seçenek var ki alıcının seçim konusunda bir korkusu yok. Ve bulunduğumuz yerde biz birçok feedback alıyoruz. Eğer oyunda kalmak ve güçlü duruşumuzu korumak istiyorsak bu feedback’leri markaya yansıtmak durumundayız. Çünkü bence müşteri hem problematik hem de çözümün kendisi.”

Anlaşılan Panerai, Bronzo’nun modernite çözümünü, dönebilen bezele seramik disk ekleyerek ve limitli üretimi rafa kaldırarak tasarlamış. Hem kadran hem bezelde kahverengi devrine girildiğini de gördüğümüz, 161 gram ağırlığındaki Panerai Submersible Bronzo tüm bu detaylarıyla bize ise 1993’te, Panerai’nin, İtalyan donanmasından saatleriyle ilgili askeri gizliliği kaldırmasını talep ettiği ve sivil kullanım için üretim izni aldığı zamanları hatırlattı. Yeni rejim, yeni kitle… Ama aynı manifesto: Mutlak güvenilirlik.

Mekanizma: Otomatik manüfaktür P.9010 kalibre

Kasa: 47 mm, satine. Tek yönlü kahverengi seramik diske sahip bronz bezel.

Güç rezervi: 72 saat.

Özellikler: Saat, dakika, küçük saniye, tarih, dalış süresi hesaplama.

Sanat

OTOPARKTAKİ AYDINLATMA DOKTRİNİ

Önümüzdeki birkaç hafta içerisinde yolunuz Sydney’e düşecek olursa, Lee Broom’un Park Life adındaki sergisini ziyaret etmenizi öneriyoruz. Bu sergiyi çekici kılan şey, tasarımcının aydınlatmaları ve serginin bir otoparkta gerçekleşiyor oluşu.

2007’de kendi adını taşıyan markasıyla mobilya ve aksesuar tasarım dünyasına entegre olan İngiliz Lee Broom, Avustralya’da açtığı sergi ile karşımızda. Tasarımcının 100’den fazla aydınlatmasına ve diğer işlerine ev sahipliği yapan Park Life adındaki sergi, Sydney’de yer alan Space Furniture adlı markanın zemin katında yer alan otoparkta gerçekleşiyor. Beton mekanı polikarbon kullanarak farklı sergi alanlarına bölen Broom, burada aydınlatmaları ve onlara eşlik edebilecek diğer tasarımlarını bir arada kürate ediyor. Polikarbon kullanılarak farklı alanlara bölünen sergi alanı, Broom’a göre ziyaretçilerin sona ulaşmak yerine anın keyfini çıkartabilecekleri bir labirent görevi görüyor. 13 Mart’ta açılan sergi, iki hafta boyunca Sydney’de ziyaret edilebiliyor.

Yeni saat

ZAMANA YENİ BİR BOYUT KAZANDIRMAK

Hautlence, inovatif gösterge mekanizmalarına bir yenisini HL Sphere modeli ile ekliyor. Sadece 28 adet üretilen saat, kadranında odak noktası olarak “jumping hour” fonksiyonunu bir küre üzerinde görselleştirerek belirliyor.

Baselworld 2019’a dair verilecek güncel bir havadis, Hautlence’ın yeni modeli HL Sphere üzerine. Modelin inovatif bir gösterge biçimi olarak kadranında yer verdiği küre, farklı bir tasarımla “jumping hour” işlevini görüyor. 3 farklı yönde hareket edebilen küre, 3 boyutlu formu ile kadranın içinde dönerek içinde bulunulan zaman dilimini göstermek için kendine farklı bir yöntem belirliyor. Kadranın sağ bölümü ise retrograde dakika göstergesine adanıyor. Metalik finisajı sayesinde mekanizmada transparan efektinin vurgulandığı bölüm, kadranın sol tarafı ile tasarım dili açısından bir uyum yaratmakta.

Hautlence’in en çok kullandığı kasa tiplerinden birinin büyütülmüş versiyonuna sahip HL Sphere, markanın temel tasarım kodlarına bağlı kalırken, deneysel olmayı kadranda sürdüren modellerden. Tasarımda beyaz altın kasası ve kadrandaki küre ile aynı renkteki krokodil deri kayışı ile kromatik bir denge yakalanıyor. Model, HTL 501-1 elle kurmalı kalibre ile çalışmakta ve 3 günlük bir güç rezervine sahip ve anlayacağınız üzere Baselworld 2019’da keşfetmek istediğimiz modeller listesinin başında yer alıyor.

Tasarım

PRITZKER PRICE 2019’UN SAHİBİ

Japon mimar Arata Isoza oldu. 60 senelik kariyerini farklı ülkelerde postmodernist yapılara imza atarak şekillendiren mimar, bu ödüle sahip 46. kişi olurken, Japonya’dan ise bu ödüle layık görülen 8. kişi.

1931 doğumlu mimar, Pritzker 2019’un sahibi oldu. Kültürel mimariye katkıları ile Dünya çapında yapılara imza atan Isozaki, Kyoto, Los Angeles, Barcelona ve Milano’daki müze ve konser salonları ile bilinmekte. Pritzker jürisi tarafından evrensel yaklaşımını 60 yıldır sürdürmesi ile ödüle layık görülen mimar aynı zamanda döneminde Japonya dışında da yapılar tasarlayan ilk Japon olma özelliği taşıyor.

Los Angeles MOCA, Kyoto Konser Salonu ve Milano’daki Alliaz Tower ile bir disiplin olarak mimariyi sorgulaması ile bilinen Isozaki, Dünya’nın farklı köşelerine dağılmış yapılarının hepsinde postmodernist bir perspektifi teknoloji ile harmanlaması ile bilinmekte. Isozaki, mimaride alınabilecek en değerli ödülün sahibi olurken, global bir perspektifin her disiplinde işlediğini bir kez daha kanıtlıyor.

Seyahat

DAMIEN HIRST’ÜN OTEL ODASI ANLAYIŞI

Las Vegas manzarasına karşı uyandığınız bir günde Damien Hirst’ün kelebek motifleri ve sanat eserleri size eşlik etsin istiyorsanız The Palms Casino Resort’un empati kurmayı salık veren odasına davetlisiniz.

Las Vegas’ta yer alan The Palms Casino Resort, çölün ortasında sunduğu vaha algısını sadece otelin atmosferiyle değil, otelin içerisine yerleştirdiği sanat eserleriyle de yaratıyor. Damien Hirst’ün otele yerleştirilen Demon With Bowl heykeli, 3.9 metrelik köpek balığı ve sanatçının otelin barı için özel olarak tasarladığı aksesuarları bu örneklerden sadece birkaçı. Zira otel ve Damien Hirst arasındaki ilişki bu sanat eserleri odağında sıkı bir hal almış olacak ki, Hirst, The Palms Casino Resort’un bir odasını baştan sona kendi eserleri ve tasarımlarıyla doldurarak dekore ediyor. En az iki gece kalma zorunluluğu olan Empathy Suit’in oda fiyatı 200.000 dolar, ki bu fiyat Empathy Suit’i dünyanın en pahalı otel odalarından biri haline getiriyor. Olur da yolunuz Las Vegas’a düşerse bu odanın peşinden koşmanız gerektiğini hatırlatalım, zira oda sadece otel yönetimi tarafından seçilecek kişilere tahsis edilebiliyor.

QP Women

MÜTEVAZİ LÜKSÜN ANTİTEZİ OLAN BİR DİLEMMA

1980’li yıllar ve 1990’ların başı, moda endüstrisinin olgunlaşma dönemiydi. Markalara yatırım yapılacak -nispeten- olumlu finansal koşullara, yaratıcılığı tetikleyen siyasi tedirginlikler eşlik ederken; risk almak ve bireyselliği ön plana koyarak kendi yolunda gitmek, tasarımcı iş tanımının bir manifestoydu.

Yazı: Zeynep Yener

Modanın, müzikle el ele verip dünyada olup bitenleri yansıtmak ve acil durumlarda bir kaçış kapısı açmak gibi güdülerinin olduğu güzel zamanlardı. Marka logolarının yer yer esamesi okunuyor, lakin üzerlerine çok fazla değerler biçilmiyordu. 1990’ların sonları ile 2000’lerin başı arasına tekabül eden bir zaman diliminde, logo ve monogramların bir nevi kıdem ve zenginlik göstergesi sayıldığı günler yaşandı. Herkes tişört giyiyordu. Ancak ekonomik refaha endeksli olarak, şahsi servetini afişe etmek arzusundaki tüketici kitlesinin statü sembolü bellediği birtakım semboller, o tişörtlerin üzerine yerleşip, kaşla göz arasında modanın pazarlama mekanizmalarından biri haline geldi. Aynı sıralarda Louis Vuitton’un başında olan Marc Jacobs’ın, Stephen Sprouse (2001) ve Takashi Murakami (2003) gibi sanat dünyasından isimlerle koalisyonlar kurarak asırlık bir monograma yeni açılımlar getirmesiyle birlikte, mekanizmanın çarkları bir güzel yağ banyosu yaptı.

Bu gidişattan geri çark edilmesi için, 2008’deki finansal krizin logo virüsünü bir lokmada yutması yetti! Tasarruf çağının alışveriş listelerinde ‘görgüsüzlük’ ve ‘patavatsızlık’ olarak nitelendirilen logolu ürünler; malzemesi, işçiliği ve arkasındaki fikirle konuşan kriptolu ürünlerle yer değiştirmeye başladı. Bu esnada taklit piyasasının da işi epey ilerletmiş olması, logosuyla bağırıp çağıran ürünleri, nihai ve hakiki moda tüketicisinin gözünden düşürdü. Meydan sadece yeni zenginlere ve banka hesaplarından bağımsız olarak, yeni heveslilere kalmıştı. Söz konusu iki kitlenin kümülatif toplamı koca bir endüstriyi beslemeye yetmeyeceğinden, marka logoları neredeyse tamamen tedavülden kaldırıldı. Aradan zaman geçti. Tarih, tekerrürden ibaret yüzünü bir kez daha gösterdi. İlkbahar/Yaz 2016 sezonunu milat alırsak, son birkaç sezondur Gucci, Dior, Louis Vuitton, Valentino ve Fendi’nin başı çektiği ve yeni kurumsal kimliği ile Burberry’nin de ele başlarından biri olacak gibi göründüğü bir kısım lüks moda markası, yeniden logo ve monogramlarının gücüne sığınır oldu. Sebepleri muhtelif. (daha&helliip;)

Yeni saat

OVERSEAS QP’NİN SIHH RADARINDA

Paslanmaz çelik ve tourbillon komplikasyonunu bir arada gördüğümüz ilk Overseas modeli, Vacheron Constantin’in “bir saat, üç farklı kullanım” politikasının başarılı bir yansıması.

Vacheron Constantin son iki yıldır SIHH’te yeni tanıttığı koleksiyonu Fifty Six’e daha çok yer verse de QP olarak her zaman en çok Overseas dikkatimizi çekiyor. Ve bu kez Overseas olarak karşımızda, paslanmaz çelik kasa ve tourbillon komplikasyonunu bir arada görebildiğimiz ender bir saat duruyor. Malumunuz, yüksek saatçilik dünyasının tartışmasız en üst komplikasyon mertebesindeki tourbillon’u paslanmaz çelik bir kasada pek fazla görmüyoruz. Ama anlaşılan konu spor-lüks segment olunca Vacheron bu konuda bir istisna gerçekleştiriyor. Overseas koleksiyonunun da ilk tourbillon komplikasyonlu modeli olan bu saatte, tourbillon saat 6 yönünde yer alıyor. 42,5 mm çapındaki model otomatik kurmalı manüfaktür kalibre 2160 ile donatılmış. Tüm Overseas koleksiyonunda gördüğümüz “bir saat üç farklı kullanım” konsepti bu model için de geçerli: Piyasadaki en rahat, aparat kullanmadan kayış değiştirme işlemini sunan model, ister paslanmaz çelik bilezik, ister deri isterseniz de kauçuk kayış ile kullanılabiliyor. Özellikle kauçuk kayış sayesinde, tourbillon komplikasyonuna rağmen, su altı da dahil olmak üzere (ekstrem koşullardan bahsetmiyoruz zira söz konusu su geçirmezlik 50 metre) saati kullanım alanı genişliyor. Ayrıca SIHH’in en etkileyici mavi tonu yine Vacheron Constantin’in Overseas tekelinde.

Moda

BİR ÇİFT JOHN LOBB AYAKKABIYA NASIL BAKILIR?

150 yıldan fazla bir süredir ayakkabı üreten, Avrupa, Amerika ve Asya kıtasında bulunan bazı lüks otellerde markalarına ait ayakkabılara özel temizleme hizmeti veren John Lobb’dan da bu beklenirdi.

Olur da Paris’te Le Plaza Athénée’de, New York’ta The Mark’da veya Hong Kong’ta Mandarin Oriental’da konaklamıyorsanız artık valizinizde bu tip bir hizmeti, deri bir kılıf içinde taşımanız mümkün. Buzağı derisinden “Travel Shoe Care Case” ayakkabılarınızı seyahatiniz boyunca optimum kondisyonda tutmanız için gerekli tüm kalemlere sahip bir set.

Ayakkabınızı yani. Setin içinde parlatma bezi, fırça, parlatma eldiveni, ayakkabı balmumu konservesi ve bir çekecek bulunuyor. Markanın İngiliz kökleri ise bir centilmenin ayakkabılarının her zaman temiz olması hususuna verdiği önemle devreye giriyor. Bir çift John Lobb ayakkabının yapımı için 190 adımdan geçiliyorsa, bir zanaat kolu olarak değerlendirilebilecek bu ayakkabıların kondisyonunu uzun süre korumak da aynı özeni istiyor. Yani her gün giydikten sonra 5 adımlık bir bakım küründen geçirmek sizin göreviniz. Ayakkabılarınızı şımartma seansınızda kafanıza takılan sorular olduğu takdirde, markanın web sitesinin ayrıca bir bölüm ayırdığı ve detaylandırarak bir online ders kıvamında listelediği, ilerleyen bakım kurallarını inceleyebilirsiniz.İki renk alternatifli bakım kitinin fiyatı 1.005 Dolar. Satın almak için www.johnlobb.com’u tıklayabilirsiniz

Sanat

MISHA KAHN’IN İLK SOLO SERGİSİ

Vizyonunuzu genişletmek için West Hollywood’a kadar gider miydiniz? Cevabınız evetse, M+B Gallery’de Misha Khan’ın ilk solo sergisi “Just Around the Bend”, bu işlevi görmek için tek başına yeterli olacak.

Misha Khan, tasarımlarının hepsine farklı bir karakter verebilen bir sanatçı. Fonksiyon, materyal ve boyut anlamında birbiri ile örtüşen bir dil yaratmaktansa, ahenksizlikten beslenen bir tasarım dili var. Bu aykırılıktan beslenen vizyonunu ise ilk kez Amerika’da bir solo sergi ile paylaşıyor. Mobilya, ışıklandırma veya bir heykel içinde aynı perspektiften ilerleyen Khan’ın tüm işleri aslında kendisinin dünya görüşüne dair bir manifesto niteliği taşıyor. Serginin isminde olduğu gibi, tasarımlar için de enteresan isimler seçilmekte.Sergi alanına girdiğinizde bir tiyatro sahnesindeymiş gibi hissetmenize sebeb olan kürasyonu görmek için ise son tarih 16 Mart.

612 North Almont Drive
Los Angeles, California 90069

Seyahat

SİCİLYA’DA ESKİ BİR “PALAZZI”

18. yüzyıldan kalma bir Sicilya Sarayı olan “Asmundo di Gisira” Katanya’da konumlanıyor ve bugün ortalama bir sanat galerisinin sahip olmadığı kürasyonu içinde barındıran bir butik otel olarak hizmet veriyor.

Sicilyalı efsanelerden ilham alarak renove edilen Asmundo di Gisira, sarayın orjinal mimarisine sadık kalınarak yeniden tasarlanan ödüllü bir otel. Mekanı özel kılan detay ise bu tarihi perspektiften ziyade dekorasyonun çağdaş bir sanat perspektifi ile buluşturulmuş olması. Domenica Pellegrine, Alessandro Tudici gibi modern sanatçıların işleri sadece lobide değil otelin odalarına da dağıtılmış durumda.

Bu düzene bir de 1930 ve 1960’lardan kalma mobilyalar eklendiğinde ortaya çıkan görüntü ise bir otelden çok bir çağdaş sanat galerisini andırıyor. Butil otelin 6 odası da farklı bir tasarım akımı ile şekillendirilirken, bina tarihi olmasının kasvetini doğru seçilen sanat eserleri ve modern mobilyalar ile kırıyor. Sicilya’ya yolunuz düştüğü takdirde, konaklamak için daha iyi bir alternatif düşünemiyoruz.