QP Türkiye - Leading Luxury Journal

QP, saatler konusunda dünyanın en iyi gazetecilik ve en heyecan verici canlı etkinlikleri için bir merkezdir. QP dergisinin online websitesidir.

Dosya

GOING UP

Sovyet uzay köpekleri Dünya’dan fırlatılıp yörüngeye gönderilmiş, köklü bir ekol oluşturup kahramanlık kitsch sentezinde bir statüye ulaşmışlardı ama kimse onlara uçmak isteyip istemediklerini sormamıştı.

Gelecek, kendisini ilginç gelişmelerle duyurmanın bir yolunu bulmayı mutlaka başarıyor. Bir insanın, yaşayan bir canlıyı klonlatma talebi kısa önce yasal olarak gerçekleşti ve hatta yaşlı köpeğinin hücrelerini alıp onu sonsuzluğa kavuşturmaya karar veren bu kişi Barbara Streisand idi. Fakat insan, işin etik yanını düşünmeden yapamıyor, merak etmeden de duramıyor: Oscar Ödül Töreni’nde bile alay konusu olan bu işlemi, tıpkı 60’larda uzay fikrini sürreal bulanların aldanmış olabileceği gibi, acaba bir noktadan sonra kanıksayacak mıyız? Sonuçta geriye dönüp baktığımızda, her dönemde geleceğin sonsuz olanaklarının endişeyle karşılanabildiğini, yine de rutin akışın aşinalık doğurduğunu görüyoruz. Ancak aradan geçen yarım asırdan fazla bir süre, bizi objektif yargılara daha çok yaklaştırıyor. (daha&helliip;)

Saat Kültürü

TAŞLAR YERİNE OTURUYOR

Métiers d’art alanındaki rekabet artık daha spesifik: Altını farklı dokularda işlemek. Peki bu yenilikler genel olarak kadın segmentini nasıl etkiliyor?

George Édouard Piaget’nin “Lazım olanın her zaman daha iyisini yap” mottosu yüksek saatçilik-mücevher kavşağında bu yılki SIHH’te ‘daha zanaat dolu’ ibaresini barındırarak karşımıza çıktı. Diğer bir deyişle, mücevher yapımının temelinde yatan materyale şekil verme/işleme tutkusu, kadın saatlerinin halen önemli bir ögesiydi. (Yüksek saatçilik söz konusu olduğunda ‘süs’ demek istemesek de bu gidişle artık bu sözcüğü kullanmaya başlayacağız.) Bu durum da esasen, feminen temalara yönelik geçen 2017 fuarında, markaların kadınların beğenisine göre pazar haritası oluşturmalarından kaynaklanıyor. Geçen yıl yapılan ve göze çarpan denemelerden sonra markalar, kadın saatleri adına uzun vadedeki yönlerini belirliyor gibi gözüküyor.

2017’deki beğendiğimiz adımları bugün ile kıyasladığımızda, yoklamada Jaeger-LeCoultre dışında bir eksik göremiyoruz. (Jaeger’i de bu seferlik Polaris’e selam ederek man’s world’e bırakıyoruz.) Beyaz Little Lange 1’ın yeni bordo, gri ve kahverengi opsiyonları ve Cartier’nin bilekteki tur sayısını artırarak mücevher algısının altını çizdiği yeni Panthère’ler, yüksek saatçiliğin 21. yüzyıl kadınlarına baktığı farklı perspektiflere dair etkileyici ipuçları veriyor. Markaların kafa yorup ortaya çıkardığı özgün fikirler sayesinde, piyasadaki rekabetin keyfini çıkarabildiğimiz ‘değerli’ anlardan birini yaşadığımızı dahi söyleyebiliriz. (daha&helliip;)

Seyahat

PATRICIA URQUIOLA COMO’DA

Il Sereno, Como Gölü’nün kıyısında 70 yıldan sonra inşaatına izin verilen ilk yapı olma özelliğini taşıyor. Urquiola ise çevresiyle kontrast oluşturan bu modern yapının mimar koltuğunda.

Konuya nereden başlasak bilemiyoruz. Otelin bir sene içinde Michelin yıldızı alan restoranı Berton al Lago’dan mı; yoksa her açıdan panoramik Como Gölü manzarası sunan Patricia Urquiola tasarımı odalarından mı? Il Sereno’yu, çok da uzaklaşmadan kaçış planlarını mümkün kılan lüks bir sığınak olarak görebilirsiniz. 30 odalık bu yerleşke, göl manzarasıyla aranızdaki fiziksel bariyerleri kaldıracak bir tasarıma sahip. Bölgenin neoklasik mimarisi ile kontrast oluşturan otel, Urquiola tipi bir modernizasyon ile şekillenen tasarım anlayışını yüzyıllık kemerlerin üzerine inşa ediyor. Otelin, kendine ait plajında Ernesto Riva’nın Il Sereno için özel tasarladığı tekneler ve konukların ulaşımlarını deniz yolu ile sağlaması adına bir rıhtım da bulunmakta. Infinity pool konseptini Como Gölü’ne karşı yaşayabileceğiniz tek yer bu otelin spa bölümü.

1

GÜNCEL İÇERİKLER

Tasarım

BİR LAMBANIN DOĞUMGÜNÜ

Elio Martinelli’nin Cobra Lamp’i tasarlamasının üzerinden 50 yıl geçti. Martinelli Luce markası ile özdeşleşmiş tasarımlardan biri olan lambanın doğum günü için seçilen yeni renk ise ona gençlik iksiri aşılıyor.

1968 yılında tasarlandığında retrofütürist akıma mensup güncel bir örnek olarak tasarım tarihinde kendine yer edinen Cobra, 50. yaşını doldururken doğum günü partisinde dress code’unu kırmızı olarak belirliyor. Geçmişinde hüküm süren siyah-beyaz filtreli hayatı, Cobra için biraz renklendirmeye karar veren Martinelli Lice, böylece modelin hala güncel kalan tasarımının estetiğinin de altını çiziyor. Formu ile geometrik referanslar taşıdığını düşündürse de adıyla doğadan aldığı ilhamı açık eden Cobra’nın şapka kısmı 360 derece dönebiliyor. Doğum gününe özel seçilen kırmızı rengin getirdiği dinamizmin yanı sıra bu objeyi 23 farklı tasarımcı yeniden yorumladı. “Cobra Texture” adlı bu yeni seçkide Alessandro Mendini, Paola Navone gibi isimlerin tasarladığı lambalardan sadece 30 adet limitli üretim yapılmış. Ve bunların La Triennale di Milano’da sergilendiklerini ayrıca belirtelim.

Sanat

BİR DUO DAHA

Amsterdam’daki Stedelijk müzesi’nin daimi koleksiyonunu görmek adına ziyaret etmeniz için birçok sebep sayabiliriz. 26 Ağustos’a kadar sergilenecek olan Amsterdamlı sanatçı duo Studio Drift ise müzeyi ziyaret etmeyi gerekli kılan özel sergilerden biri.

Stedelijk’in Amsterdam’ın modern sanat müzesi olduğunu biliyorsunuzdur. Biz bu yazıda bilinmeyenden bahsedip müzede 26 Ağustos’a kadar sergilenecek olan Studio Drift ve işlerinden bhasetme niyetindeyiz. Lonneke Gordijn ve Ralph Nauta’nın kurudkları Studio Drift, ikilinin doğa, bilim ve teknolojiye olan ilgilerini modern sanata yansıtma biçimleri olarak özetlenebilir. 2007’de kurulduktan sonra Pace Gallery tarafından temsil edilen duo, bu konseptler doğrultusunda yarattıkları insan teknolojisi enstalasyon ve interaktif heykelleri ile biliniyor. İkilinin işlerini sadece sanat eseri olarak görmek yanlış olur çünkü hepsinin altında büyük bir teknolojik araştırma, programlama ve mühendislik bulunmakta. Stedelijk’in giriş katındaki odalara yerleştirilen her bir enstalasyon için kendinize yeterli zamanı ayırmanızı tavsiye ediyoruz. Doğa ve teknolojinin birleştiğinde ne kada etkileyici olabilieceğinin kanıtı hareketli heykeller, teknoloji ile ilgili fütüristik bir sorgulamayı da beraberinde getiriyor.

Teknoloji

DİKEY PİKAP OLUR MU?

Pikabınıza başka bir açıda yer vermek ister miydiniz? Pro-Ject tasarımı VT-E BT kendi ayakları üzerinde durabilen bir model ve tek mahareti bu değil. Kendisinin detaylı bir analizi yazının devamında sizleri beklemekte.

Teknolojik aletlerin görsellik hanesine puan ekleyebilme kapasitesi bizim için önemli. Pro-Ject tasarımı VT-E BT pikap da hem kulağa hem göze hitap edebilen ve plaklarınızı dikey formda yerleştirerek dinleme imkanı sağlayan yeni nesil bir pikap. İster duvarınıza asın, ister düz bir zeminin üzerine dikey olarak yerleştirin; ses kalitesindeki değişikliği hemen fark edeceksiniz. Model, yüksek kalitedeki ses sistemini, akustik olarak nötr bir materyalden tasarlanmasına borçlu. Beyazın yanı sıra siyah ve kırmızı renk seçenekleri de bulunan plak çalar, Bluetooth teknolojisine de sahip. Böylece kablosuz bir müzik sistemine de dönüşmesi sizin seçiminize kalıyor. Modelin altında bulunan tripod ise plağın harici vibrasyonlardan minimum seviyede etkilenmesini sağlıyor. Bu sayede pikabınızı sadece dinlemekle kalmıyor, hareket edişini de izleyebiliyorsunuz.

Yeni saat

FREAK OUT KONTENJANINDAKİ BÜYÜME

Freak Out koleksiyonunun yeni Quartet’i ile tanışın. SIHH 2018’de sahneye çıkan Ulysse Nardin Freak Vision modelinin bir aile kurması uzun sürmedi. Bu yeni dörtlüyü inceleme altına alıyoruz.

Freak Vision artık tek bir modelden ibaret değil. Sizi Ulysse Nardin dünyasına yeni katılan Freak Out takımı ile tanıştırmak istiyoruz. Dört model de in-house elle kurmalı kalibre UN-205 ile çalışıyor; kadranda ibrelere ve kasada kurma koluna yer vermiyor; ‘flying carousel’ tourbillon’u odak noktasında tutuyor. Ultra hafif silisyum materyali ile yaratılan quartet tasarımında, markaya özel çapa figürü, kadranda modernize edilmiş haliyle karşımıza çıkıyor ve başrole yerleşiyor. Yedi günlük güç rezervine ve 45 mm’lik kasa çaplarına sahip dört modeli birbirinden ayıran faktör ise kadran/kayış kombinasyonuna getirilen farklı renk alternatifleri. Önceki Freak Cruiser’ın altın oluşunun aksine, tüm modellerin titanyuma teslim edilmesi bize göre daha geniş bir müşteri profilini beraberinde getirecek. Yeniden canlanan ve markanın InnoVision Concept modelinden referanslar taşıyan kasa ise kayışta kullanılan yelken bezi kumaşı ve belirgin dikişler ile birleştiriliyor.

Dosya

MODERNİZMİN SEMBOLÜNDEN UNUTULMUŞLUĞA

Bugün Tophane-i Amire binasından dolayı Tophane ismiyle andığımız semt, Bizans devrinde Metopon adını taşıyordu. Bu bölgede Diane Phosphore ve Minerva mabetleri bulunuyordu. Daha sonra bu mabetlerin yerine Bizans devrinde, Saint Claire ve Aya Photini kiliseleri inşa edildi.Peki ya sonra?

İstanbul’un fethinin ardından Fatih Sultan Mehmed, devletin en önemli sanayi yapılarından biri olan Tophane’nin burada yapılmasına karar kıldı. Tahminlere göre bu kiliselerin üzerine bir tophane binası inşa olundu ve o tarihten sonra semt bu isimle anılmaya başladı. Sahile doğru uzanan bu yapının ayrıca çok büyük bir iskelesi vardı. Bu iskelenin olduğu bölgede daha önce Cenevizlilerin inşa ettiği Galata surlarının giriş kapılarından bir tanesi bulunuyordu ve bölge “Porta della Bombarde” ismiyle anılıyordu. Tophane’nin bu kadar büyük bir iskeleye sahip olmasının sebebi, Osmanlı kadırgalarının bu iskeleye girerek toplarla ve çeşitli harp teçhizatı ile burada donatılmasından dolayıydı.

Tarih boyunca önemini koruyan Tophane-i Amire, devamlı genişletilerek yeniden inşa edildi ve Osmanlı’nın son günlerine değin harp sanayinin başlıca merkezi oldu. Bugünkü bina 1743 yılında Birinci Mahmud tarafından inşa ettirildi. Tophane, Sultan Üçüncü Selim devrinde yürütülen askeri reformların da başlıca merkezlerinden bir tanesiyken semt yeniden düzenlenerek askeri ihtiyaçlar için teşkilatlandırıldı ve Sultan tarafından buraya bir cami inşa edildi. 1823 yılında bu cami yanınca Sultan İkinci Mahmud, Krikor Amira Balyan’a bugünkü camiyi inşa ettirdi. 1826 yılında tamamlanan yapının açılışından kısa bir süre sonra Yeniçeri Ocağı kaldırıldığından, tarih boyunca askeri reformların sembolü haline gelmiş bu bölgedeki camiye de “Zafer” anlamına gelen Nusretiye adı verildi. (daha&helliip;)

Moda

YAĞMURA YAKALANMAK

Malum bahar yağmurları kapıda. Bu noktada iki seçeneğiz bulunuyor: Ya yağmurlara hazırlıksız yakalanıp bu minik doğal afetten hasar alıp çıkacaksınız ya da su geçirmez bir zırha sahip olacaksınız. Önerimiz seçiminizi ikinci seçenekten yana kullanıp bu Hunter yağmurluğu gardırobunuza eklemeniz.

Renk tercihinde objektif davranmasak da ürün konusunda kararlıyız -ki QP’nin seçimler yapmasının bir nedeni de bu zaten. Bir yağmurluk alınacaksa ‘o’ yağmurluğu bulma ve bu sayfalarda sunma görevini üstleniyoruz. Hunter’ınki ise satın alınırken minimum pişmanlık yaratan bir işlevselliğe ve yağmuru sevdiren bir tasarıma sahip. Bu söylemin altını biraz doldurmak adına kısa bir marka tarihçesine yer vermekte fayda var zira markanın kuruluşu, 1856’da su geçirgenliğe İskoçya’da savaş açmasıyla başlıyor. North British Rubber Company adıyla kurulan marka, plastiği uzun ömürlü kılan bir sertleştirme yöntemiyle botların iki dünya savaşında bile dayanmasını sağlamış. Bugün yağmur botu deyince aklınıza gelen imaj ise 1956’da markanın Original Green Wellington’ı tasarlamasıyla yaratılıyor. Hunter’ın medar-ı iftiharı bu bot, zamanla ülkenin insanlarını yağışlı iklime uygun hale getiren bir yapay uzuv haline geliyor. Öyle ki marka, 1977’de kraliyet ailesinin ruhsatlı tedarikçisi olmaya hak kazanıyor.

Seyahat

RUSSELL SQUARE’DEKİ VİKTORYEN BİNA

Bloomsbury’de, açık adres verecek olursak Russell Square’de konumlanan bu binanın varoluşu 1898 yılına dayanıyor. Haber niteliği taşıyan kısmına gelirsek; uzun süren renovasyonların sonucunda artık ‘Principal’ adıyla yeniden beş yıldızlı bir otel olarak hizmet verecek.

‘Londra’daki herhangi Viktoryen binalardan biri’ tanımlaması bu yapı için bir hayli yetersiz zira 1898’de mimar Charles Fitzroy Doll tarafından tasarlanan thé-au-lait (terracotta) renkli bu bina Paris Bois de Boulogne’da bulunan Château de Madrid’in bir anlamda İngiltere sınırlarındaki reprodüksiyonu. Mimarın ismi tanıdık geliyorsa kendisi aynı zamanda Titanic’in yemek odasının mimarı olarak da bilinmekte ama bu yemek odasının da oteldekinden ilhamla yaratıldığını belirtmeden geçemeyeceğiz. İkinci Dünya Savaşı’ndan çok az yara alarak kurtulan ender binalardan olan eski ismiyle Frederick Hotels Company, hala Grade II listesinde yer alan bir mimari eser olarak kabul ediliyor. Bu yıl Principal Hotel adı altında kapılarını tekrar açan 334 odalı otel, 1941’de savaştan zedelenmiş kubbesini de onararak yapım yılına sadık kalınan bir renovasyon ile karşımıza çıkıyor. Bloomsbury okul ve müze popülasyonuyla Londra’nın en entelektüel semtlerinden biri. Seyahat listenizde yer almayı hak ediyor.

Sanat

GUGGENHEIM’DAN MİRAS

Tulum’daki arazi, maddi açıdan olmasa da sanat ve estetik vizyon bakımından Peggy Guggenheim’tan miras kalmış. Zira üzerinde yükselen sanat platformu IK-Lab, ailenin dördüncü kuşağına mensup Santiago Rumney Guggenheim tarafından kurulmuş.

Üstte görmüş olduğunuz IK LAB adlı bir modern sanat galerisi. Meksika, Tulum’da jenerik galerilerin aksine ağaç eve benzeyen yapısıyla ülkenin faunasına uyum sağlayan bu sanat platformunun sahibi ve küratörü ise Guggenheim soyadını taşıyan Santiago Rumney Guggenheim. Kendisi Peggy Guggenheim’in torununun oğlu. Doğa dostu Azulik Resort’un içinde konumlanan galeri, tümüyle ahşaptan oluşsa da yapımında hiçbir ağacın kullanılmadığının altını çizmeliyiz. Canlı bir yapı olarak kabul edilen IK LAB ile daha yakın bir iletişim kurabilmek adına ziyaretçilerin sergiyi çıplak ayakla gezmesi teşvik ediliyor. Meksika tarihinde kabul edilen kutsal bir geometriye göre inşa edilen galeri, sanat vizyonunuzun yanı sıra meditatif algılarınızı da açma peşinde. Zaten şu sıralar gösterimde olan seçki de mekanın amacını gözler önüne seriyor. Guggenheim’ın küratörlüğünü üstlendiği karma sergi “Inaugural”, Tatiana Trouvé, Artur Lescher ve Margo Trushina’nın insanoğlunun metafizik açıdan farklı boyutlarda gerçekleştirdiği yolculukları irdeliyor.

Carretera Tulum Ruinas Km 5, Zona Hotelera, 77780 Tulum, QROO

Teknoloji

LAND ROVER POSTERSİZ OLMAZ

Bir markanın tarihçesi, 70 yıllık hayatını özetleyen bir poster serisi üzerinden okunabilir mi? Land Rover, yeni yaşına girerken bu denklemi çözmenin peşine düşüyor.

Land Rover, tarihçesini anlatan uzun metinlerdense görsel bir özetle hızlandırılmış bir poster serisini sundu. Nedeni ise 70. yaşına giriyor oluşuydu. 1948’den beri İngiliz markanın geçirdiği transformasyonu farklı modeller üzerinden kronolojik bir sırayla anlatan poster serisi, markanın “The go anywhere vehicle” söyleminin altını dolduran bir 70 yıl geçirdiğini destekler nitelikte. Zaman çizelgesinde hareket ederken posterlerin tasarımlarında da dönemin trendlerine bağlı kalan değişken bir stil görmek mümkün. Markanın kurucusu Maurice Wilks’in İngiltere Anglesey’e ait bir plajda kuma çizdiği araba skeciyle başlayan Land Rover serüveni, aynı sene içinde Series 1 olarak piyasaya sürüldüğünde çok hızlı bir benimsenme süreci yaşadı. Wilks’in amacı doğrultusunda dinamik ve her türlü zorluğun üstesinden gelebilecek bir araba tasarlamaktı. 70 sene sonunda bu beklentiyi karşılamanın ötesine geçen markanın 10 yıllık aralarla sunduğu her yeni modeli aynı heyecanı yaratıyor ama görsel hafızalarınızı tazeleme işini posterlere bırakmanızı tavsiye ediyoruz.