QP Türkiye - Leading Luxury Journal

QP, saatler konusunda dünyanın en iyi gazetecilik ve en heyecan verici canlı etkinlikleri için bir merkezdir. QP dergisinin online websitesidir.

Dosya

“CLICK.”

Leica’nın bir arzu nesnesi mi yoksa fonksiyonel bir kamera mı olduğunu sorgulayarak markanın tarihi geçmişine değiniyoruz.

İçerisinde bulunduğumuz yüzyıl, ‘Leica’nızla mı yoksa Leica’nızı mı fotoğraflamak daha etkili’ dilemmasını her Leica sahibinin masasına koyuyor. Tabii tüm yazım kurallarını alt üst ederek 3 kez Leica’ladığımız bu cümlenin, 99 probleminizden biri olması için, öncelikle koleksiyonunuzda azami, bir adet Leica bulunması gerekiyor. Anahtar kelime koleksiyon olduğunda, haliyle son teknoloji bir model yerine tarihe yatırım yapmak istemeniz kaçınılmaz.
Neyse ki şu an lüks moda ve tasarım evleriyle iş birliği yaparak dijital fotoğraf dünyasının demir tahtına oturan Leica’nın manuel dünyadan ayrılışı tahmin ettiğiniz gibi hayli zor oluyor. Öyle ki markanın ilk dijital girişimi 2006’da ilk kompakt full-frame’lere ev sahipliği yapan M serisine kattığı M8 ile gerçekleşiyor. M7’ye kadar olan modeller ise malumunuz analog tecrübesini olabildiğince modern teknolojiyle kullanıma sunuyor. 2006’ya kadar geçen süreç boyunca analog üretimine devam eden marka, varlığının finansal tarafının büyük bir kısmını Panasonic’in lens tedarikçisi sıfatına dayandırıyor. Zira hem ürün tasarımı hem de lens kalitesi tarafında birkaç yüzyılın temel taşı olan bir ikonun perde arkasında kalması gün sonunda abeste iştigal ediyor… (daha&helliip;)

Seyahat

KAYAK PİSTİNDE GASTRONOMİ

İsveç, Hemavan’da bulunan Björk Restoran’da bu deneyimi yaşamak mümkün. “Restaurant& Bar Design Awards” ödüllü mekan, bir kayak pistinde mola verilebilecek en güzel adreslerden biri.

Kayak tatili için yolunuz İsveç’in Kuzey şehri Hemavan’a düştüğünde listenizin ilk sırasında mutlaka bulunması gereken bir yer öneriyoruz: Björk. Burası pistlerden daha dikkat çeken bir tasarıma ve fine dining gastronomi anlayışına sahip. Her yıl Londra’da gerçekleşen gastronomi alanındaki önemli ödül törenlerinden Restaurant & Bar Design Awards’ün (Hatta bu organizasyonun Taschen’den çıkan “Restaurant and Bar Design” adlı bir kitabı da bulunuyor.) 2017’de “Leisure” kategorisinin kazananı Björk idi. Bu restoran adını, çevrili olduğu huş ağaçlarından alıyor. Hemavan’daki kayak pistinde konumlanan Björk’ün tasarım anlayışı ise İskandinavya’nın yerli halkı Sami’lerin mimari yapılarıyla örtüşüyor. Dağın tepesine konuşlanan Björk, Murman Arkiter mimari ofisinin imzasını taşıyor. Panoramik bir manzara eşliğinde öğlenleri bölgeye özgü pratik seçenekler sunan menüsü, akşamları ise fine dining konseptine bürünüyor. Özetle artık kayak tatili için klasik rotalarınızdan vazgeçmeniz adına bir sebebiniz bulunuyor.

Moda

CHURCH’S ANALİZİ

Moda takvimi ileri görüşlülük meselesinde hep birkaç sezon önde. Bize de adapte olup, İlkbahar/Yaz 2018 kampanyası ile ilham veren Church’s markasının kısa bir koleksiyon analizini yapmak düşüyor.

Church’s, 17. yüzyıldan beri Northampton’da ayakkabı üreticiliği yapan bir marka. Tipik bir İngiliz. Klasik tasarım anlayışı ve kaliteli deri kombinasyonuyla üretilen, 300 yıl önceki modellerini bile günümüzde giymenin mümkün olduğu bir vizyondan bahsetmekteyiz. Tüm bu kemikleşmiş tasarım profilinin akla getirdiği monotonluk algısı ise sezon kampanyalarında her seferinde çürütülüyor ve markanın DNA’sı güncellemelere tabi tutularak klasiğin sıkıcı olmayacağını kanıtlıyor. Bakınız; İlkbahar/Yaz 2018 kampanya fotoğrafları. Ve yine Britanik ögeler: Dover’ın beyaz uçurumlarında geçen hikayede, İngiliz espri anlayışı sürreal nüanslarla şaşırtıyor ama çekimdeki hiçbir detay tasarımlardan rol çalmıyor. Fakat şimdiye kadar sezon kampanyanlarında karşılaştığımız siyah-beyaz filtre ile çekim geleneğine veda ediliyor; Jamie Hawkesworth’un fotoğrafladığı yeni fotoğraf serisinde markanın dinamizmi modellerin gerçek renklerini yansıtarak vurgulanıyor. Bir kumsal senaryosu kadar klasik ama tasarımları kuma saplayıp çocukların babalarının ayakkabılarını giyebildiği kadar farklı. İşte bu noktada tam da Church’ü özetliyoruz, bilmem anlatabiliyor muyuz? Sözü kampanyadan fotoğraflara bırakıyoruz ve iyi alışverişler diliyoruz.

1

GÜNCEL İÇERİKLER

Sanat

MOMA PARİS’TE

Sadece bir süreliğine. Fondation Louis Vuitton’a göç eden MoMA seçkisi, “Being Modern: MoMA in Paris” adı altında 200 eserin yanı sıra, müze arşivinden daha önce hiç gösterilmemiş belgeleri de kapsıyor.

Baştan belirtelim bu sergiyi görmek için vaktiniz bir hayli sınırlı çünkü 5 Mart itibariyle koleksiyon MoMA’ya temelli dönüş yapacak. Bu zamana kadar MoMA’da düzenlenen pek çok retrospektif sayesinde sanatçıların hayatlarını gözümüzün önünden birer film şeridi gibi geçirebildik. Peki MoMA’nın ta kendisinin de bu bağlamda incelenebileceğini hiç düşünmedik. Fakat Fondation Louis Vuitton, MoMA’nın sanat koleksiyonunu araştırmaya koyuldu. Böylece 1929’da kurulan müzenin koleksiyonuna eklediği eserler ilk 10 yıl, 60’lar ve son iki senelik bölümlere ayrılarak bir serginin çatısı altında irdeleniyor olacak. MoMA ile Fondation Louis Vuitton arasında gerçekleşen bu değişim programında New York’tan 200 eser ve müze arşivinden belgeler Paris’te ilk defa sergileniyor. Kürasyondan sadece ‘eserler’ diye bahsedip geçmek mümkün değil zira sergi, modernist döneme ait değer biçilemeyecek bir seçkiden oluşuyor. MoMa’nın 1929 yılında başladığı koleksiyonerlik macerasında eserlerin de farklı dönemlere ayrılarak sergilendiği kürasyon, fondasyonun tümünü kapsayacak nitelikte. Dolayısıyla müzeye yarım gününüzü ayırmanızı şimdiden tavsiye ediyoruz. İlk bölüm: Alexander Calder, Paul Cézanne, Marcel Duchamp, René Magritte, Pablo Picasso ve birçok farklı sanatçının resim, heykel ve kinetik sanat eserlerinden oluşuyor. Modernizmin start verildiği ilk yıllardan soyut resim, minimalist eserler ve Pop-Art örneklerinin görülebildiği zaman çizelgesinde, kat yükseldikçe güncel döneme yaklaşılıyor ve bu seçki yerini Kerry James Marshall ve Lele Saveri gibi isimlerin dijital işlerine ve enstalasyonlara bırakıyor.

QP Seçti

KÜRESEL HABİTAT

North Face, yeni çadır tasarımı “The Geodome 4” ile soğuk ile mücadele etme görevini bir üst seviyeye taşıyor. Saatte 96 km hızındaki rüzgarlara bile dayanıklı bu çadırı, maceracı bir ruha bürünerek analiz ettik.

Geodome 4, adından da anlaşılacağı gibi çadırda maksimum alan yaratılması adına kubbeli bir tasarıma sahip. Jeodezik kubbe formu aynı zamanda maksimum güç ve dengeyi de beraberinde getiriyor. Genelde çadırlarda benimsenen yarım küre prensibini bu formla bütünlükçü bir şekilde ortaya çıkmış; bununla birlikte sert hava koşulları göz önünde bulundurularak Japonya’da, çift katmanlı ve suya dayanıklı bir kumaşla üretilmiş. Saatte 96 km hızdaki bir rüzgara bile dayanıklı olan çadır, soğuk hava koşullarına maksimum adaptasyon sağlıyor. Aynı anda dört insanın girebileceği çadırda bir kişinin ayakta durabilmesi bile mümkün. Üçgen plakalara bölünmüş biri ekvator toplam altı direkle kolayca kurulumu sağlanabilen tasarım, kış sporlarınızı icra ederken sizi yarı yolda bırakmayacak bir yol arkadaşı. Modelin safran sarısı ve beyaz renk seçenekleri mevcut.

Yeni saat

İVME İLE SENKRON

Yeni tanıtılan Type 390 saatiyle 14. yaşına basan Parmigiani ve Bugatti işbirliği, “Form perfomansı takip eder.” mottosuna sahip Chiron’dan ilham alarak, mühendisliğinden estetiğine her yönüyle referans otomobilini andırıyor.

Bugatti Chiron’un mühendislik harikaları denebilecek teknik özelliklerine muhtemelen her otomobil dergisinde rastlamışsınızdır. Ama dünyanın en hızlı ve en güçlü otomobili olarak anılmasından ziyade, Chiron’un 2016’da Cenevre Otomobil Fuarı’nda ilk defa tanıtıldığında kimileri için önemli bir diğer niteliği, iç tasarımında neredeyse hiç plastik görünmeyişi olmuştu. Gördüğünüz ve dokunduğunuz her şey alüminyum, karbonfiber veya deriden yapılmıştı. Haliyle estetiği bu kadar ön plana alan bir ‘süper’ otomobilin saatini üretmemek, lüks yönetmeliği gereğince mümkün olamazdı… Şaka bir yana, söz konusu saat Type 390, Bugatti ile 14 senedir çalışan Parmigiani Fleurier’den geldi. Üstelik Chiron’a yakışır biçimde Parmigiani de Type 390’nın tasarımında pek çok farklı seçeneğiyle kişiselleştirme hizmeti sunacağını SIHH’te duyurdu; iç kısımdaki materyallerden, ibrenin veya diğer detayların rengine kadar. Parmigiani Fleurier ilk Bugatti saatini 2004 yılında tanıtmıştı. O yılın sonbaharında Type 370 Pebble Beach’te lanse edildiğinde yüksek saatçilik ‘neye uğradığını şaşırmış’ gibiydi. Çünkü alışılmadık kasa şekilleri henüz bugünkü haline evrilmemişti; MB&F’in HM4’u veya Hublot’nun LaFerrari’si ortada yoktu bile. Ayrıca Type 370, bir otomobil markasıyla işbirliği yapıldığında bunun sadece saate partner logosu koymayı ifade etmediğini; saatin otomobilin tüm niteliklerini yansıtabilmesiyle bir çapraz tasarım yaklaşımı barındırabileceğini yüksek saatçiliğe ispatlamıştı. (daha&helliip;)

Dosya

MODERNİZME AİT BİR MESELE PART 2

Carré des Horlogers CEO’ları ile yaptığımız röportaj sonrası, Richard Mille, Raynald Aeschliman ve Jean-Claude Biver’in cevaplarıyla modernizm araştırmamıza devam ediyoruz.

Richard Mille

Ben modernizmin mantık ya da tümdengelimle elde edilmiş bir çabayla sahip olunacak, tanımlanabilecek veya başarılabilecek bir şey olduğunu gerçekten düşünmüyorum… Tasarım dilinde ‘modern’ olmanız için işe tamamen çağdaş ve içinde yaşadığınız ana ait olan bir şey yaratarak başlamanız son derece önemli. Fakat bu o kadar da kolay değil; çünkü içinde yaşadığımız ‘an’ o kadar geçici ve uçucu ki, gerçekten modern kalabilmek için geleceğe de adım atmanız ve yıllar sonrasındaki bir konuma gitmeniz gerekiyor. Eğer bu yaklaşımı benimsemezseniz, sadece birkaç yıl sonra çağdışı sayılacak ‘modern’ bir tasarımla karşı karşıya kalabilirsiniz. Başka türlü ifade etmek gerekirse; tam olarak bu ‘an’da başlayın, gelecekte neler getireceğine bakın ve sonra onu bugüne geri getiririn… İşte bu, 10 ya da 20 yıl ve hatta daha sonrasında bile bana modern ve cesur saatler yaratma konusunda yol gösteren bir prensip. (daha&helliip;)

Dosya

MODERNİZME AİT BİR MESELE PART 1

Modern saat üretimini derinlemesine incelemek adına, endüstri liderlerine modernitenin markaları için ne anlama geldiğini ve bu değer sistemini nasıl yönettiklerini sorduk. Cevapların devamı için yarını bekleyin.

Maximilian Büsser
MB&F

Tarihsel bir kategori olarak modernite, bireyselliğin, özgürlüğün ve eşitliğin öncelikli hale gelerek geleneğin sorgulandığı veya reddedildiği bir dönemi ifade ediyor. Biz kesinlikle geleneği reddetmiyoruz, aksine onunla doluyuz. Fakat geleneği, özgürce düşünmek ve saat yapımıyla ilgili son derece kişisel bir yaklaşım keşfetmek için tuval olarak kullanıyoruz. Tıpkı bir zaman ölçüm aletinin parçalarına ayrılması ve sanat eseri olarak yeniden yapılandırılması gibi… (daha&helliip;)

Sanat

PICASSO’NUN SERAMİKLERİ

Bulunduğunuz yerden online müzayedeye katılmak ve Picasso’nun yaptığı bir seramik işine sahip olmak ister misiniz? Cevabınız ‘evet’ ise Christie’s’in 22 Şubat-2 Mart arasında gerçekleştireceği Picasso Ceramics açık artırmasında teklif vermeyi unutmayın.

Tablolarıyla ünlü olsa da seramik eserleri, posterleri ve madalyonlarının da aynı oranda değer taşıdığı kanaatindeyiz. Picasso’nun 1947 ile 1971 yılları arasında 633 farklı edisyonda seramik eser yarattığı biliniyor. Tabii bu sayı sadece bu dönemi kapsıyor, sanatçının toplam seramik işlerinin 3.500 adetten fazla olduğu düşünülüyor. Çoğu seramik objeyi seriler halinde farklı versiyonlarıyla tasarlayan Picasso’nun 100 eserinin, Christie’s’de 22 Şubat’ta start alacak ve 2 Mart’ta sona erecek online müzayedede satışı gerçekleşecek. 500 Pound’dan başlayacak tekliflerin, koleksiyonerliğe yeni adım atanların bile ulaşabileceği bir fiyat aralığında seyretmesi planlanıyor. Seramiğe, tabak ve kase gibi işlevsel objeleri dekore ederek başlayan sanatçı, zamanla vazo ve sürahi gibi daha kompleks forma sahip tasarımlara geçiş yaptı. Bu seçkide Picasso’nun boyama tekniğinin, oymaya ve daha sonra seramik objenin formunda değişikliklere giderek dönüşen eserlerinin kronolojik yansımasını da görmek mümkün. Almadan bir göreyim diyorsanız, açık artırmaya çıkacak işlerinin bir bölümü 27 Şubat’a kadar 8 King Street Galleries’de sergileniyor olacak, bilginize.

Dosya

300 SL -GULLWING-

Başlıkta “spor otomobillerde bir dönüm noktası” da diyebilirdik. Efe Uygur, Mercedes-Benz’in unutulmayan klasiklerinden olan modeli irdeliyor.

DİRİLİŞ
İkinci Dünya Savaşındaki büyük duraksamadan sonra Mercedes – Benz, yeni bir spor otomobil ile başarılı bir geri dönüş yapıp, markanın yıldızını yeniden parlatmak istiyordu. Bu yeni otomobil, “Silver Arrow”un motor sporlarındaki başarısını devam ettirecek, hızlı, hafif ve aynı zamanda da düşük maliyetli olmalıydı. Sonuç hayranlık uyandırıcı oldu. 1952 yılında ortaya çıkan W194 kodlu ilk 300 SL, katıldığı 5 yarışın 4’ünden zaferle ayrılarak, hayal edilenden çok daha fazlasını yaptığında gazeteler Mercedes-Benz’in dünyanın en iyi otomobilini yaptığını yazıyordu.

AMERİKAN RÜYASI
Le Mans ve Carrera Panamerica gibi önemli yarışlardan zaferle ayrılan 300 SL, Amerikalı otomobil ithalatçısı Max Hoffman’a bir fikir vermişti. Hoffman, bu başarılı ve martı kanadını anımsatan kapılarıyla eşsiz otomobilin, seri üretim versiyonunu Amerika pazarına çıkarmak istiyordu. Biraz çılgınca bir fikirdi ama Unterturkheim’daki yöneticiler bu fikre olumlu yaklaştı. W198 kodlu 300 SL, 1954 yılında yola çıktı. (daha&helliip;)

Yeni saat

GERÇEKTEN SINIRLI

Porsche Design’a ait bu yeni flyback kronografa sahip olmak ister misiniz? O halde süper-otomobili satın almanız gerekecek.

Her şeyden önce: Bu kronograflardan birine sahip olmak istiyorsanız, bir Porsche 911 Turbo S ‘Exclusive Edition’ ya da bir 911GT2 RS almanız gerekiyor. Bir saat sahibi olmak için böyle bir yol izlenmemesi gerektiğini ve hatta bunun saat satın alırken bir engel teşkil edebileceğini kabul ediyoruz (eğer aksi geçerliyse sizi tebrik ederiz; yakında bu anlaşma sayesinde dünyanın en muhteşem otomobillerinden birine sahip olacaksınız demek ki).Fakat biz yine de bu saati inceliyoruz çünkü öncelikle Porsche Design’dan durumun her zaman böyle gelişmeyeceğine dair yeterince ipucu aldık. Ve ikinci olarak da söz konusu olan Porsche Design’ın bugünlerde kendini nerede gördüğüne dair çok şey söyleyen hayli ilginç bir saat. (daha&helliip;)

Sanat

FERRARI RETROSPEKTİFİ

Londra Design Museum’da Ferrari’nin 70 yıllık tarihinde kaybolmak mümkün. Under the Skin adlı sergi, markanın felsefesinin derinlerine inebilen kapsamlı bir seçkiden oluşuyor.

“Yarış arabaları ne güzel ne de çirkindirler. Yarış kazandıkça güzelleşirler.” Enzo Ferrari’nin bu sözü, tasarım dehasının mütevazı karakterinden izler taşıyor. Zira Ferrari, yarışlarla ününe ün katmış olsa da tasarım anlayışıyla da ciddi bir hayran kitlesine sahip, ender markalardan biri. İkinci Dünya Savaşı sonrası, Enzo Ferrari ve ekibinin mükemmel bir yarış arabası yaratmak fikriyle kurduğu markanın kapsamlı bir retrospektifini Londra’daki Design Museum’da 15 Nisan’a kadar ziyaret etme şansına sahipsiniz. Bu, Ferrari konulu ilk sergi değil; ama en etkileyicisi olduğundan şüpheniz olmasın. Enzo Ferrari ve hayatı ile başlayan seçkide, bir Ferrari’nin üretim sürecinde geçirdiği tüm aşamalar incelenirken, markanın ünlü hayranları ve geleceğe adaptasyonunun nasıl olacağı üzerine de örneklemeler bulunuyor. İlk üretilen Ferrari’den Michael Schumacher’in kullandığı Formula 1 modeline, en yeni hibrid tasarımdan hiç sergilenmemiş otomobillere, markaya ait derin bir araştırmaya yer veriliyor Under the Skin’de. Markaya ait çizimler, motorlar, kısa film ve röportajlar aracılığıyla Ferrari bilgi dopingine hazırlıklı olun.