QP Türkiye - Leading Luxury Journal

QP, saatler konusunda dünyanın en iyi gazetecilik ve en heyecan verici canlı etkinlikleri için bir merkezdir. QP dergisinin online websitesidir.

QP Women

AİDİYETİ ANLAMAK

Etel Adnan’ın görsel dünyası ve yazıya döktükleri, kendi referanslarıyla ördüğü ağlarla, onların geçirgen ilişkileriyle ilgilidir aslında. Tekrar eden manzaralar ve ‘anlatarak anlatamama’ eylemi ise basitçe, öze ulaşma çabasıdır.

SALT Beyoğlu’ndaki Devamlılık Hatası adlı Bülent Şangar ve Aydan Murtezaoğlu sergisi vesilesiyle uzun zaman evvel okumuş olmam gereken Aydan Murtezaoğlu-Natasa İlic söyleşisinde, temsiliyet ile teslimiyet arasındaki ilişkiden bahsedilir. Murtezaoğlu’nun teşhis ettiği bu önemli ikili, aslında güncel sanat üretiminin merkezindeki bir ikileme işaret etmektedir. Etel Adnan’ın sanat pratiği üzerine düşünmek için de ‘teslimiyetsiz temsiliyetlilik’ hali bir giriş noktası sağlar…

Etel Adnan’ın 1975’te Lübnan’daki iç savaş başlamadan iki ay önce yazmaya başladığı Arap Kıyameti, dilin sınırlarının zorlandığı, zaman zaman çalakalemmiş gibi gözüken desenlerle bezenmiş, 59 sayfalık bir çalışma. Beyrut’un hemen dışında yer alan Tal-al-Zaatar mülteci kampının 1976’da Lübnanlılar tarafından kuşatılması ve düşmesinin 59 gününe tekabül eden bu kitap, savaş, şiddet ve yok etmeyi dilin bir şeyleri tutup tutamayacağı üzerinden talim eder adeta. William Faulkner’ın As I Lay Dying’inde annenin tabutunu anlatamayıp sayfanın sıradan bir yerine yerleştirmesi gibi, Adnan’ın anlatmak istedikleri ve anlatmaya çalıştıkları, Arap Kıyameti’nde gösterilemeyen, anlatılamayanlar üzerinden başka türlü bir epik şiire dönüşür. Adnan’ın resimlerinde Beyrut’un gün batımlarını durmadan resmetmesi, soyuta kayan renk düzlemleriyle işaretlenen yerin, sanatçının yıllar önce terk ettiği bir mekanı göstermeye çalışması da yine aslında Arap Kıyameti’nde olduğu gibi ait olma ve belki de ifade edilemeyen bir mesafe söylemi üretmekle ilgilidir. (daha&helliip;)

Saat Kültürü

YERYÜZÜNÜN HER ÖRTÜSÜNE ADAPTASYON

Ulysse Nardin’in “Diver Chronometer” koleksiyonuna katılan yeni modelleri Monaco Yat Fuarı’nda tanıtmasının ardında yatan en önemli sebeplerden biri, deniz üstü yolculuklara, denizaltı başlığını da ekleyerek marin spektrumunu genişletmesi.

Yüksek saatçilikte dayanıklılık ve tasarım başlıklarının en etkileyici birliktelikleri kuşkusuz dalış saatlerinde realize oluyor. Fakat “Diver Chronometer” tipik bir dalış saati değil. Bu koleksiyonu, deniz yazılarıyla tanınan yazar Arhur C. Clarke’ın bir sözüyle özetlemenin daha anlamlı olacağı kanaatindeyiz. “Düpedüz okyanus iken, bu gezegeni, yeryüzü diye adlandırmak ne kadar da yakışıksız.” Açıkçası Dünya yüzeyinin %80’inin sularla kaplı olduğu hesaba katıldığında bu çıkarımdan hareketle aksiyon alabilirsiniz. Tıpkı Ulysse Nardin Diver Chronometer koleksiyonunun yaptığı gibi.

Mevzubahis “Diver Chrometer” ailesine Monaco Yat Fuarı’nda tanıtılarak katılan 4 yeni model ise, dalış saatlerinin de tarz sahibi olabileceklerini kanıtlıyor. Üyelerin ikisi tümüyle lacivert veya siyah renk kodlarını benimserken, Diver Great White ve Monaco Limited Edition ise tasarımları ve renk kodları ile klasikler ile yetinemeyenlere hitap etmekte.

300 metreye kadar suya dayanıklı olan modellerin hepsi, 44 mm’lik titanyum kasalarında manüfaktür üretimi UN-118 kalibreyi taşıyor. Toplam 60 saatlik güç rezervi sahip kalibreyi, kasa arkasındaki işlemeden dolayı Great White modelinde göremeseniz de, diğer üç modelde silisyum teknolojisiyle inşa edilen mikro mekanizmayı kasa arkasındaki safir cam sayesinde görebilmek mümkün. Kadranda ise saat 12 yönünde markanın klasikleşmiş güç rezervi göstergesi ve 6 konumunda tarih ve küçük saniye göstergesi göze çarpmakta. Kayışta ise deniz altına adaptasyonuyla etkileyici günümüz materyallerinden kauçuk ve titanyum birlikte kullanılmış. Zira kauçuk kayıştaki metal linkler, markayı günlük kullanımda tanınır hale getiren detaylardan.

Ulysse Nardin’in marka elçisi serbest dalışçı Fred Buyle’un da belirttiği gibi: “Dalgıç saati bir serbest dalışçı için en hayati aksesuardır. Serbest dalış yaparken zamanla onunla özel bir ilişki kurarsınız -bazen hızlı akar ve bazen de yavaşladığını, hatta durduğunu düşünürsünüz. Saatiniz neredeyse arkadaşınız haline gelir.” Özetle, zaman mevhumunu denizaltında Fred Buyle gibi kaybetmek istemeyenler “Diver Chronometer”i bir an önce deniz üstünde keşfetmeliler.

Sanat

GIACOMETTI BILBAO’DA

Sanatçının eşi Annette Giacometti tarafından Paris’teki Fondation Giacometti için bir araya getirilmiş 200 heykel, resim, çizim ve arşiv materyallerinden oluşan sergideki eserlere bir de Guggenheim Bilbao ışığında bakın.

Sanatçıya adanmış yüzlerce retrospektiften biri olsa da Guggenheim Bilbao’nun mimarisi ile birleştiğinde etkileyiciliği ikiye katlanıyor. Ressam babası Giovanni Giacometti’nin resim ve heykelle tanıştırdığı sanatçının erken dönem işlerinden yola çıkan seçme, sanatçının Paris’e taşındıktan 4 yıl sonra, 1922 yılında Montparnasse Rue Hippolyte-Maindron’da kiraladığı 23 metrekarelik stüdyosundan çıkma eserler ile devam ediyor.

Giacometti’nin 40 yıllık üretiminin görsel bir özeti nitelğindeki retrospektif, sanatçıya dair bu türde sergileri neden sıklıkla görmek istediğimizin da kanıtı. Eserlerini her görüşünüzde size farklı bir perspektif sunmayı başaran Giacometti, mekan algısı ile oynayan işleri ile Guggenheim Bilbao’nun mimarisinde etkileyiciliğini ikiye katlıyor. Modern sanatta, heykel üzerine yeni tartışma alanları açan işlerindeki ilham kaynakları ise hep yakınındaki insanlar ve nevi şahsına münhasır insan figürleri. Giacometti’nin insan figürüne nasıl yaklaşılacağına dair fikirlerini, ve kendi dönemi sonrası sanatçılar için yarattığı soruları deneyimlemek için 24 Şubat’a kadar zamanınız var.

Guggenheim Bilbao
Avenida Abandoibarra 2 48009
Bilbao, İspanya

GÜNCEL İÇERİKLER

Moda

PRADAMALIA FAMİLYASI

Her biri doğaüstü güçlere sahip 7 yeni minyatür karakterden oluşan Pradamalia klanı, soyağacı ile ilgili tüm bilgileri paketlerinde bulundururken yılbaşı öncesi markanın hediye spektrumunu da genişletiyor.

Disco, Socks, Fiddle, Otto, Toto, Scuba ve Spot. Prada’nın yaratıcılığının süper güçlere sahip 7 kahramana dönüşmüş yeni halini bir newsletter haberine dönüştürmemizin sebebi ise bildiğiniz üzere yılbaşına olan geri sayımın başlamış olması. Anlamının niceliği ile değil niteliği ile olduğunu hesaba kattığınızda: küçük deri aksesuarlar, kolye küpe gibi high jewellery olmadan da takma isteği uyandıran mücevher tasarımları her zaman akla ilk gelen hediye seçeneklerinden

Biyolojik ve teknolojik özelliklerinin tümünde Prada DNA’sını taşıyan bu 7 figür, markanın laboratuvarlarında 2×4 New York tasarım stüdyosu ile işbirliğinde yaratılmış. Klasik ters üçgen marka logosundan kalplere sahip figürler, cüzdan, kartlık gibi klasikleşmiş Saffiano deri aksesuarların üstünde baskı olarak veya anahtarlık formunda sizlere eşlik edebilmekte. Bu familya ile yüz yüze bir tanışıklık için Prada butiklerini ziyaret etmenizi öneriyoruz.

Seyahat

YENİ ZELANDA’DA BİR VADİDE

Malum Aralık itibariyle Yeni Zelanda yaz mevsimine girmiş bulunuyor. South Island’da, Ahuriri Vadisinde yeni açılan The Lindis ise uzun bir yolculuk için motive olmak adına yeterli sebeplerini bünyesinde sunan bir otel.

Yeni Zelanda’ya bağlı adalardan South Island’da 1 Aralık itibariyle yaza geçiş yaşanıyor.The Lindis ise bölgede yeni açılan lüks lodge’lardan oluşan bir otel. Adada yazlar uzun, sabah 5’te gün ağarıyor, haliyle Ahuriri Vadisinin her anlamda tadını çıkarmanız için ise en çok vaktinizin olduğu dönem. The Lindis’in kuruluş amacı gerçek anlamda sizi realiteden uzaklaştırmak ve hızlı yaşamın getirdiği tempoyu düşürmek. Yürüyüş, hiking, binicilik ise otelde konakladığınız süre zarfındaki zamanı verimli geçirebilmek adına bölgede telefonunuzdan uzaklaşıp yapabileceğiniz aktivitelerden sadece birkaçı.

49.000 hektarlık bir alana yayılan North Otago’daki Ahuriri Doğal Parkı’nın içinde yer alan The Lindis, mimarisini bu doğaya uyarlayarak kendini vadinin florası ile kamufle etmekte. Şimdilik sadece 5 suite’i içinde barındıran otel, modern mimari ile ahşap detayları birleştirmekte. Her suite’de konumlandırılan büyük camlar ile sunduğu nehir manzarası ise görülmeye değer. Gelin bir anlaşma yapalım, olur da bir gün The Lindis’i ziyaret ederseniz telefonlarınızı sadece bu bahsettiğimiz manzaraları fotoğraflamak adına kullanın. Gerçek anlamda dinlenmek için bahaneniz hazır.

QP Seçti

HEMINGWAY FAKTÖRÜ

Ernest Hemingway’in altına imzasını attığı bu 9 kitabı bir set halinde kütüphanesinde görmek isteyenlere, yazarın uzun dönem yayımcısı olan Charles Scribner’s Sons basımı Juniper Books seçkisini takdim ediyoruz.

Across the River and Into the Trees, A Farewell to Arms, For Whom the Bell Tolls, Green Hills of Africa, Islands in the Stream, The Sun Also Rises, Death in the Afternoon, Selected Letters 1917-1961, The Short Stories… Bu dersin müfredatındaki konu başlıkları bu şekilde.Ve yazarla arayı sıcak tutmak için, bu mini antolojinin sadece raflarda sergilenmesinin yeterli olmayacağını da eklemeden edemiyoruz.

“Endişe etme, daha önce birçok kez yazdın ve şimdi de yazacaksın.” Hemingway’e ait bu söz, yukarıdaki 9’lu sette bulamayacağınız bir kitabından alıntı olduğu için burada yer alıyor. A Moveable Feast, bir anı kitabı olduğu için belki de yazarla bu uzun yolculuğa çıkmadan önce size Hemingway’i tanıma kılavuzu olarak önerebileceğimiz bir yayın. Birçok kitabını okumuş olsanız da bu kitaptaki monologlar ışığında üst üste okunacak bir Top 9 listesine gerçek anlamda hazırlanmış olabilirsiniz. 9’lu set bittiğinde ise bir süre yalnız hissedeceğinizin üzülerek garantisini vermek zorundayız. Çünkü Hemingway’i çarpıcı kılan şey, o doğal ve günlük dili yüzünden bir süre sonra kendisini bir arkadaşınız gibi hissettirmesi…

Moda

MR. POLO BEAR

Ralph Lauren’in bu kıtada olmasa da Amerika kıtasında tek tip giyime kayan bir müşteri profili bulunuyor ve aslında bu ayıcıklar tam da kemikleşmiş müşterilerini ve hayat tarzlarını sembolize eden kılıklarla, tasarımlarda yerini buluyor.

Jerry Lauren, Ralph Lauren’in kardeşi ve aynı zamanda markanın erkek tasarım bölümünün kreatif direktörü. Kendisinin başlıkta kullandığımız bu sözlerinin doğruluğu, 90’larda ilk kez görücüye çıkan ayıcık figürlü tasarımlarının, hala markanın çok satanlar listesinin başında olmasıyla açıklanabilir. Nitekim, figürün tasarımcısı Richard Dick Tahsin için de 1991 ile 1996 yılı boyunca marka için çizdiği tüm ayıcık figürlerinin yeri ayrı. Markanın, bu tarihten sonra çizimlerde ayıcığın yüz tasarımına sadık kalıp, sadece kıyafetlerini değiştirdiği biliniyor. Richard Tahsin’in bu görev için seçilen tasarımcı olmasının nedeni ise vintage oyuncaklara olan ilgisi.

Her ne kadar orijinal figür, Amerikan bayraklı triko ve “Canadian Suit” olarak bilinen jean ceket ve pantolonu giyiyor olsa da, bu seçki tümüyle Ralph Lauren’in tasarımlarıyla sunmak istediği ve kendisinin de markasını kurarak ulaştığı hayat tarzını temsil ediyor. Üstelik bir oyuncak tasarımını “best dressed” listesine sokacak kadar da başarılı.

Seyahat

BUZUL ÇAĞI SONRASI ORTA AMERİKA

Şekli itibarıyla deniz fenerine benzetilen Lighthouse resifinin uzaydan çekilen fotoğrafına bakıyorsunuz. Resifin hemen ortasındaki küçük karartı, aslında çapı 381 metre olan Belize’deki Great Blue Hole.

Belize ismini belki hiç duymadınız, belki de kulağınıza bir yerlerde çalındı ama dikkat etmediniz. Oldukça küçük ve dünya sahnesinde görmeye alışkın olmadığınız bu ülke, aslında oldukça ilginç özellikleriyle dikkatleri üzerine çekiyor.Bir kere her şeyden önce dünyanın geri kalanıyla kıyaslandığında, resmi bayrağında insan figürüne yer veren tek ülke. Ayrıca Maya nüfusundan İngiliz egemenliğine kadar uzanan geniş bir kültür kompleksi olarak nitelendiriliyor. 1973’e kadar Ingiliz Hondurası’na bağlıyken 1981’den bugüne bağımsız bir ülke olarak varlığını devam ettiriyor.

Belize’yi bu satırlara taşıyan ise ülkenin deyim yerindeyse turistleri kara delik gibi kendine çeken doğa harikası Great Blue Hole. Başkenti Belize City’nin 70 kilometre uzağında, Karayip Denizi’nde konuşlanan Lighthouse resifinin merkezinde, yaklaşık 318 metrelik çapı ve 124 metrelik derinliğiyle, dünyanın en sıra dışı yer altı mağaralarından biri yer alıyor. Yaklaşık 150 bin yıl önce şekillenen mağara, Buzul Çağı sırasında ilk formunu alıyor. Deniz seviyesinin yükselmesi sonucu sular altında kalan oluşum, basıncın etkisiyle çöküyor ve ortaya Great Blue Hole çıkıyor. Bu coğrafi olaya yerellerin gözünden bakacak olursanız, Maya kültürünü yaşatmaya çalışan halk, tanrıların burada yaşadığına ve Maya kültürünün çöküşüyle bölgeyi terk ettikten sonra arkalarında hiç iz bırakmadıklarına inanıyor. Hatta çoğu yerli, burayı hala bir tapınak olarak görüyor. 1971’de Fransız deniz subayı ünvanına birden çok sıfat ekleyen Jacques-Yves Cousteau tarafından derinliği ölçülen ve zemininden alınan örneklerle araştırılan Great Blue Hole, dünya sahnesinde önemli bir yer ediniyor. Unesco Dünya Mirası Listesi’ne giriyor ve Belize’nin en önemli geçim kaynaklarından biri olarak milyonlarca turisti ağırlıyor. Ned Middleton’ın 1988’de yayımlanan Ten Years Underwater kitabından ilhamla ismine kavuşan The Great Blue Hole’u dalış ile su altında; skydiving ile gökyüzünde keşfetmek de mümkün.

Tasarım

BİR LAMBANIN YILDÖNÜMÜ

Danimarkalı tasarımcı Louis Poulsen’e ait en bilinen tasarımlardan PH Artichoke Lamp, 1958’de tasarlanmasına rağmen günümüzde hala her 60 saatte bir adet satılıyor oluşunu limitli bir koleksiyon ile kutluyor.

Kopenhag’daki Langwlinie Pavillonen Restaurant’ın tavanına 1958’te asıldığından bu yana ilgi odağı olmayı başaran PH Artichoke Lamp, ışık kaynağını katmanlarında saklayarak yarattığı efekt ile bilinmekte. Zamanla aydınlatma işlevini sadece bu restoran ile sınırlandırmayan ve insanların evlerine de konuk ettiği Artichoke Lamp’in tasarımcısı ise Louis Poulsen. Şaşırtıcı olan ise 1958 yılında tasarlanmış olmasına rağmen 2018 estetik anlayışına adapte olmakta hiç güçlük çekmiyor oluşu. Hatta belki de güncel tasarımların satış rakamlarını her 60 saatte bir satın alınarak geçmesi bu lambayı özel kılan detaylardan.

Modelin 60. yaşını kutlaması için bu kadar sebep varken, PH’a ait baş harflerin kazındığı yıldönümü özel tasarımına sahip olmak için ise 2019 sonuna kadar vaktiniz olduğunu hatırlatmalıyız. Tasarıma enginar formunu veren 72 adet yaprağın özel olarak elde fırçalanıp, boyandıktan sonra verniklenerek yansıma yaratmasını önleme aşamalarını tümü hala Danimarka Vejlen’de bulunan Louis Poulsen fabrikasında gerçekleşmekte.

Moda

ST JAMES ÇIKARIMI

Moda sahnesindeki bu çıkarma Church’s markasına ait. Ayakkabı tasarımlarına X, Y ve Z jenerasyonlarının tümünün kullanabileceği bir aksesuar koleksiyonu ekleyen markanın koleksiyona verdiği isim başlığımızı oluşturmakta.

Bazı markalar ile ilgili yeniliklerin haber niteliği taşıyıp taşımaması konusunda objektif davranamadığımız zamanlar olabiliyor ve Church’s kesinlikle bu kontenjana dahil. Marka, mokasen ve botları ile tüm mevsimlerde bizimle volta atan tasarımlarını St. James adını verdiği yeni deri aksesuar koleksiyonu ile genişletiyor. Böylece tüm uzuvlarımızda hakimiyet kuran Church’s, gerek iş hayatına adapte edilebilecek evrak çantaları, gerekse tüm haftasonunu bizimle birlikte geçirebilecek sırt çantası ve crossbody tasarımları ile ayakkabılarında uyguladığı temel prensiplerden şaşmıyor. Renk paletinde seçimini siyah, kahve ve zümrüt yeşili tonlarından yana kullanan marka için ise aksesuar koleksiyonu sadece çantalar ile sınırlı değil.

Farklı okazyonlara uyum sağlayabilecek 5 farklı çanta tasarımın yanı sıra: cüzdan, iPhone kılıfı ve kemer gibi aksesuarlara da yer veren koleksiyon, markanın klasik mertebesine çoktan yükselmiş ayakkabılarını kombinlemek için ideal alternatifleri sunmakta. 150 yıllık bir deri zanaatkarlığını perçimlemek için kuşkusuz St. James Collection’daki kürasyon da ayakkabılarda uygulanan 150 adımlık bir sürece tabi tutuluyor.

Sanat

HIZLANDIRILMIŞ KÜBİZM DERSİ

Centre Pompidou’da 25 Şubat’a kadar alınabilmekte. “Cubism” adlı sergi, modern sanat tarihinin kurucu akımlarından biri olan disipline dair görsel bir tarihçeyi 300 eser ve belge ile sunmakta.

Kübizm denince akla gelen ilk isimler George Braque ve Pablo Picasso olsa da Centre Pompidou, sanat akımına adadığı yeni sergisinde spektrumunu bu iki sanatçı ile sınırlı tutmuyor. 1953’ten bu yana Fransa’da Kübizm’e adanan ilk sergi olma özelliğini taşıyan kürasyon, akımı şekillendiren ana isimlerin yanı sıra kısa sürede bu disiplini benimseyen Fernand Léger, Juan Gris, Albert Gleizes, Marcel Duchamp ve Francis Picabia gibi sanatçıların işleri ile bugünkü ününü kazanan kübizme dair görsel bir dokümantasyonu 300 eser ve belge ile yer vermekte.

Sergide, akımın sadece geometrik bir perspektifi benimsemekle sınırlı kalmayıp, aynı zamanda radikal ve deneysel olanı keşfetmeye olanak sağladığı için modern sanat tarihindeki önemine de değiniliyor. Kronolojik olarak 14 bölüme ayrılan “Cubism” kürasyonunda en çok göze çarpan eserlerden biri ise Picasso’ya ait “Portrait de Gertrude Stein” ve daha önce hiç bir arada sergilenmemiş olam Ambroise Vollard ve Daniel-Henry Kahnweiler’in eserleri. Akımın primitf kaynaklardan ilhamla ortaya çıktığı ilk günlerden, Gauguin ve Cezanne etkisindeki dönemine ve sonrasında sembolizm ve renk odağında gelişen bakış açılarının tümüne yer verilen sergi Paris seyahatinizdeki sanat başlığını fazlasıyla dolduracak cinsten.

Saat Kültürü

PIRLANTA KONFİGÜRASYONU

Chopard’ın sahibi Karl Scheufele’nin eşi Karin Scheufele ne demiş: “Pırlantalar, en çok dans etmek için özgür olduklarında mutludur.”Doğruluk payı, kısa bir Happy Diamonds tarihçesi ile birlikte kanıtlanmaya müsait.

Saatler belki de en statik olmayan aksesuarlar. Sonuçta içlerindeki yüzlerce aktif mikro mekanizma, dakik olabilmek adına gece-gündüz, durmaksızın mesaideler. Tasarımlarda hareket halinde olan unsurların göze hitap etmesi içinse az sonra bahsedeceğimiz modelde iskelet kasa yerine pırlantalar yaklaşık 42 yıldır bu işin çaresine bakıyorlar. Sözünü ettiğimiz Happy Diamonds tasarımının mucidi markanın o dönemki tasarımcılarından Ronald Kurowski’nin ilhamı Black Forest’a yaptığı bir geziden geliyor. 1976 yılında çıktığı bu yolculukta, ormanın içinde bulunan şelalenin üzerindeki güneş yansımalarını görmesi üzerine kalemi eline alan Kurowski, iş su damlalarının reprodüksiyonunu bir kadran üzerinde canlandırmaya gelince pırlantalardan yardım alıyor.

Ama asıl konu, bu değerli taşların aynı etkiyi yaratabilmesi için kasa içinde damlalar kadar özgür olabilmesini sağlayabilmek. İki safir kristal cam yardımıyla kurulan mini vitrinde pırlantalar, her biri farklı yönlerde hareket etmesini zemin hazırlayan eğimli bir tabana sahip beyaz altın kapsüllere yerleştiriliyor. Böylece taşlar arasında arbede çıkması da engellenmiş oluyor. İnce kasası itibariyle ten ile direkt temastaymış gibi hissettiren taşların koreografisi ise tümüyle bileğinizin hareketlerine bağlı bir şekilde ilerliyor. Öte yandan Happy Diamonds’ların kadrana en küçük dokunuşta dahi harekete geçmesi, koleksiyon üretilirken her modelin tap test olarak bilinen bir sınava tabi tutulmasıyla sağlanıyor. Bütün bu parıltılı konfigürasyon ile kafanızda canlanan imaj, ilk etapta bir erkek saati olmalı –ki koleksiyona ait ilk model de maskülen dünyaya ait. Tabii doğaları gereği veya Marilyn Monroe’nun söylediği gibi en yakın arkadaşları olmaları sebebiyle kısa sürede kadınların da ilgisini çeken Happy Diamonds, Karl Scheufele’nin kızı aynı zamanda markanın artistik direktörü Caroline Scheufele’yi kendisi için göbeği renkli pırlantalarla dolu bir palyaço figürlü kolye ucu tasarlamaya itiyor. Zaten Chopard’ı 1985’te mücevher koleksiyonlarına başlatan da işte bu figür oluyor. Mücevherlerinde mutluluk vurgusunu bir tık daha artıran marka, sirk elementleri ve hayvan figürlerini de jargonuna ekleyerek high-jewelery klasmanında resmiyeti bu sayede kırabiliyor. Esas konumuza, yani saat koleksiyonunun evrimine dönecek olursak; modeli markaya bir konsept olarak tasarlayan Kurowski ve satışa sunmayı planlamayan Chopard, saatin 70 ve 80’lerin en önemli tasarım ödüllerinden Golden Rose of Baden Baden’ı kazanmasıyla onu, 1977’de Basel Fuarı’nda müşterileri booth’u çekmeye yönelik bir cazibe unsuru olarak sergiler. Ama mücevher markaları modeli izlemekle yetinmeyip, markaya büyük rakamlarda sipariş geçmeye başladıklarında işler değişir. (daha&helliip;)

Yeni saat

PANERAI’NİN YENİ RENGİ

Profesyonel amaçlara hizmet eden yüksek saatçilik ürünlerine bir yenisi daha ekleniyor. Panerai’nin Submersible Chrono’daki ilham kaynağı Guillaume Néry’nin su altında elde ettiği başarılar, bugün itibarıyla su yüzüne çıkıyor.

Yüksek saatçiliğin farklı disiplinlere ve profesyonel amaçlara hizmet eden duruşu, konvansiyonel alışkanlıkları modernize etmenin peşinde hız kaybetmeden ilerlemeye devam ediyor. Bu minvalde Panerai’nin yeni tanıttığı Submersible Chrono Guillaume Néry Edition modeli, profesyonel dalgıç saatlerinin en güncel sürümü olarak nitelenebilir. Panerai’nin aşina olduğunuz Submersible serisine eklemlenen yeni edisyonu, güç ve dayanıklılığın ortak paydası olarak niteleniyor, Guillaume Néry’nin kazandığı başarılardan ilhamla şekillenen tasarım dili, manüfaktürüne aktarılıyor. 300 metreye kadar su geçirmez özelliği, Panerai’nin alametifarikalarından olan karanlıkta parlayan rakamlarıyla bir araya geliyor. Alışılagelmiş duruşundan farklı olarak, bezelde, kayışta ve kadranda tercih edilen mavinin farklı tonu, bu modele farklı bir karakter atfediyor. Néry’nin ilhamı sadece renklerde değil, kadran arkasında da kendini belli ediyor. Néry’nin dalış anlarından birisi, kadranın arkasına kendisinin imzasıyla işleniyor. 72 saatlik güç rezervine sahip P.9100 kalibre, profesyonel kullanıma dikkat eden saat severleri yarı yolda bırakmayacağının garantisini veriyor.

QP Seçti

YAZIHANE DEMİRBAŞLARI

Yetişkin bireylerin gün içinde en çok vakit geçirdikleri yer ofis masaları ve düzenini sağlamak için uzun zamandır kullanılan sümen takımları kulağa alaturka bir terim gibi gelse de Graf Von Faber-Castel’in seti bu kontenjana dahil olmuyor.

Ofisteki masasında belli bir nizama ihtiyacı olduğunda bazıları için kapısını çaldığı adres 1761’den beri aynı. Bu Faber-Castell kafilesine mensup olanlar için ailenin fertlerinden Anton- Wolfgang Graf Von Faber Castell’in kurduğu yeni marka ile perçimlenmiş durumda. Zira Graf Von Faber Castell Collection, eski döneme ait koleksiyonların modern teknoloji ile yeniden şekillendiği tasarımlardan oluşuyor. Bu da günümüz yazıhanelerine hakim olan modern estetik anlayışının klasisizm ile desteklenmesine sebebiyet veriyor. Tıpkı bu 7 parçalık İtalyan derisi ile kaplı masa üstü seti gibi.

Seti işlevsiz kılan hiçbir öge yok, içinde bulunanları saymak gerekirse: mektup açacağı, kalemtıraş, bir yuvarlak, bir oval kalemlik, kartlık, kalem tablası, ve sümen. Ortak noktaları ise hepsinin üst kalite İtalyan dana derisi ve gümüş kullanılarak ve elde dikişlenerek üretilmesi. Özel gofraj tekniği sayesinde iş hayatınızdaki başarılarınız kadar uzun ömürlü bu set ile iş arkadaşlarınızdan daha fazla şey paylaşacaksınız. Setin farklı renkte ve boyutta deri versiyonları www.graf-von-faber-castell.com adresinde 995 Euro’luk fiyatıyla online olarak satılmakta.

Seyahat

BHUTAN’A 2019 REZERVASYONU

Egzotik tatil anlayışını Uzak Doğu’da bulunan adalardan ana karaya çekmek isteyen Six Senses’ın bu coğrafyadaki yeni çıkarımı Bhutan Krallığında bulunuyor. 2019 yılında açılacak olan otel için ön bilgilendirmeyi şimdiden yapma taraftarıyız.

Adının Türkçe anlamı “Barışçıl Ejderhanın Ülkesi” olan bir ülke Bhutan. Dolayısıyla Six Senses’ın misafirperverlik anlayışının sadece otel sınırları içinde kısıtlanmadığı bir coğrafyadan bahsediyoruz. Nüfusu 1 milyon’u geçmese de flora ve fauna zenginliği ile bu açığı belki de en güzel şekilde kapatan bu krallık, kuzeyinde Tibet güney ve doğusunda ise Hindistan ile çevreleniyor. Bütün bunların yanında Himalaya Dağları’nın en yüksek noktasında kurulmuş olması Six Senses’in en yeni otel lokasyonu olarak Bhutan’ı belirlemesinin en temel sebeplerinden. Üstteki fotoğrafa baktığınızda ne demek istediğimizi daha iyi anlayacaksınız zira bu manzaranın sözel bir izahı aynı derecede etkili olmayacaktır.

Ülkenin kurulduğu 5 vadiden de farklı komşularını gören Bhutan’daki yeni Six Senses için rezervasyon yaptırabileceğiniz en yakın tarih ise Şubat 2019 Thimphu, Punakha ve Paro’daki lodge’lar Şubat ve Mart ayında açılırken, Gangtey ve Bumthang’daki lokasyonların ise Mayıs itibariyle hizmet vermesi bekleniyor. Suite ve villalardan oluşan otel odaları şehrin manzarasını optimize eden sürreal manzaralara sahip. Ülke için ideal seayaht zamanının Mart-Nisan ve Eylül-Kasım arası olduğunu ekleyip en kısa zamanda otelin sitesinden rezervasyonunuzu ayarlamanızı tavsiye ediyoruz.