QP Türkiye - Leading Luxury Journal

QP, saatler konusunda dünyanın en iyi gazetecilik ve en heyecan verici canlı etkinlikleri için bir merkezdir. QP dergisinin online websitesidir.

Sanat

20. YÜZYIL HATIRASI

Christie’s’in merakla beklenen 20. yüzyıl haftası 11-16 Kasım tarihleri arasında New York’taki Rockefeller Plaza’da gerçekleşiyor. Adından mütevellit, döneme damgasını vuran eserleri tek bir çatı altında görmeye hazır olun.

Eğer zamanda yolculuk mümkün olsaydı, ya da bu teknoloji keşfedildiyse ve bizim bundan haberimiz olsaydı, 20. yüzyıla doğru yapacağımız yolculuğun belli başlı sebepleri olabilirdi. Geçen zaman içerisinde kilit rol oynayan kırılma noktalarına düzenlenecek ufak bir ziyaret, bu sebeplerin başında yer alıyor. Şayet siz de bizim baktığımız yerden bakmak isterseniz, Christie’s bunu kendi alanında mümkün kılacak bır müzayede ile karşınızda.

11 Kasım’da başlayan ve 20. yüzyılın kült eserlerini alıcıyla buluşturacak olan 20th Century Week, New York’ta kapılarını araladı. Toplamda 7 gün sürecek müzayede furyası, Christie’s bünyesindeki ‘Post-War & Contemporary’ ve ‘Impressionist & Modern Art’ departmanlarının katkısıyla şekilleniyor. Özel koleksiyonlardan eserlerin de seçkide yer aldığı açık artırma, Van Gogh, Monet, Picasso, Henry Moore ve Davic Hockney gibi isimlerin eserlerine ev sahipliği yapacak. Bu tarihlerde New York’ta olmak planlarınız dahilinde değilse, bu kritik satışın yapıldığı salona Christie’s’in web sitesi sayesinde dahil olabileceğinizi hatırlatalım.

1
Zoom

MUNTAZAM ÜÇLÜ

Başlıktan da anlayacağınız üzere, ideal takım elbisenin nevi şahsına münhasır duruşunu başlangıç noktası olarak kabul ederek, bu duruşu güçlendirecek klasik tasarımları odağımıza taşıyoruz.

Robert Longo, Men in the Cities serisini yaratırken, ilham kaynağını Rainer Werner Fassbinder’ın neo-noir sinema tekniğinde buluyor. Amerikalı bir modernistin, Alman ekolünde ne bulduğuna takılmadan, seriye hayat veren insanlara odaklanın:Muntazam takım elbiseleri içerisinde, metropol insanının alabildiğine özgür bir tavır takınması, birden çok alt metne ev sahipliği yapabilir. Şayet bizim baktığımız yerden görünen o ki, boşlukları dolduracak diğer üçlü, bu takım elbiseler içerisinde hayal edilen centilmenlerle birlikte vuku bulsa mükemmel bir uyum yakalanabilirdi, tıpkı Patek Philippe’in Golden Ellipse’i tasvir ederken kullandığı gibi.

Rolex Cellini’nin sanki bir takım elbisenin yarattığı algı gibi, geleneksel duruşa hizmet ederken modern öğeleri de bünyesinde barındırması bu minvalde yanlış bir örnek olmasa gerek. Jaeger- LeCoultre Reverso’nun iki taraflı kadranı da bu muntazam duruşa ayak uydurmanın peşindeyken, size düşen görev eşitler arasından sevdiğinizi seçmek.

Eser kredisi: Robert Longo, Men in the Cities (I), 1990, kağıt üzerine üç renkli taș baskı, 66 x 101. 6 cm.

Teknoloji

VOLVO’NUN ELEKTRİK AKIMI

2019’a doğru emin adımlarla ilerlerken otomotiv sektörünün yeni yıl kararı, şüphesiz ki elektrikli modelleri maksimum miktara ulaştırmak oldu. Hal böyle olunca, 2019 itibarıyla elektrik akımına kapılacak bir diğer marka Volvo, S90 ile karşınızda.

Doğal olmak için değişikliğe gitmenin gerektiğini ifade eden Volvo, bu minvalde S90’ı şekillendiriyor, tasarımda doğal malzemeleri tercih ediyor ve haliyle bu doğallığı en üst seviyeye taşıyacak olan elektrikli motorları araca yerleştiriyor. S90’ın alametifarikası, güçlü motorunda gizli. T8 Twin Engine, üç farklı moduyla Volvo’nun farklı ortamlara adaptasyonunu işaret ediyor. ‘Hybrid’ modu ile günlük kullanımda verimli bir sürüş sağlarken, ‘Pure Electric’ modunda sessiz bir yolculuğa çıkacaksınız, ancak bu yolculukta hiç yakıt tüketmeyecek ve hiç egzoz gazı üretmeyeceksiniz. ‘Power’ modunda ise benzinli ve elektrikli motorun gücünü birleştirerek, şehir hayatının hızına fazlasıyla adapte olacak bir sürüş keyfi yaşayacaksınız.

Dış tasarımı ve teknik özellikleri bir kenara, iç dekorasyonuyla da etkileyici bir deneyim vadeden S90, direksiyona geçtiğiniz anda CleanZone özelliği sayesinde temizlenmiş ve oldukça taze bir atmosferle sizi karşılayacak.

GÜNCEL İÇERİKLER

QP Seçti

RENK, TASARIM VE SES

Danimarka tasarım vizyonu ve Amerikan teknolojisinin birleştiği noktada, HAY x Sonos işbirliğinden doğan One modelini en yakın zamanda evinize buyur etmeniz gerekmekte.

HAY’in kurucu ortaklarından Mette Hay’den bir alıntı yapmanın yazının tüm ana fikrini özetleyeceği kanaatindeyiz: “Her nesnenin kendi renk kümesine sahip olduğuna inanıyorum; bir alanla uyum sağlayabilir veya daha güçlü bir etki için kontrast yaratabilirler.”. Bu cümle sadece Danimarkalı markanın tasarım felsefesini değil, aynı zamanda Sonos ile yaptığı yeni işbirliğini de tanımlamakta aynı oranda başarılı oluyor. Modern yaşama entegre edilmek üzere tasarlanan ve habitata dair kapsamlı bir kürasyonu içinde barındıran HAY, iş bu seçkiyle uyumlu bir hoparlör tasarlamak olduğunda da renklerden yardım alıyor.

Markaya ait Sonos One modelini kırmızı, pembe, koyu yeşil, gri ve soluk sarı renklerine boyayan HAY, akıllı teknolojileri de dekore etme görevini üstleniyor. HAY paleti denilen bu renkler hoparlörün dış görünüşünü değiştirse de modele ait özellikler baki. Amazon Alexa ses kontrol sistemi ve global 80’den fazla radyo kanalını içini barındırma özelliğine sahip. Bu ay itibariyle ik markanın butiklerinde de limitli bir şekilde satışa sunulacak.

Seyahat

SOHO’DAKİ NAP BAR

Yataklara aldanmayın, burası otel değil; Amerikalı yatak markası Casper uzmanlığıyla hizmet veren bir nap-bar. Türkçe’ye pekala ‘şekerleme tesisi’ olarak çevrilebilir.

Dreamery, Manhattan’ın gerçek anlamda ortasında konumlanmış yeni bir uyku vahası. Otel deseniz değil, dinlenme tesisi deseniz yetersiz kalır. 45 dakikalık dilimlerde temiz bir yatak kiralayabildiğinizi düşünün. İsterseniz önden rezervasyon yapın ya da canınız istediğinde 196 Mercer Street’in yolunu tutun. 25 Dolar karşılığında 45 dakikalığına temiz bir pijama takımı, içecekler, yenilenmenizi sağlayacak gereçler ve Casper Nook’a sahip olun.

Kapsül şeklindeki odalardaki yataklar rezervasyon süreniz boyunca yenilenmeyi garantilemekte. İki toplantı arasında, otelinizin check-in saatini beklerken veya hiçbir mazeret yaratmadan sadece yorgun hissettiğinizde kapısını çalabileceğiniz The Dreamery, SoHo’da olması sebebiyle konum olarak da elverişli bir noktada. Tek yapmanız gereken, resepsiyondan Sleepy Jones pijamalarınızı ve içinde Sunday Riley kozmetik ürünleri olan hediye paketini alıp ortak banyolarda üstünüzü değiştirmeniz. Kapsüle girdiğinizde -hiç sanmıyoruz ama olur da uykuya dalmakta zorluk çekerseniz kütüphaneden ödünç kitap alma taktiğini de uygulayabilirsiniz. Şimdiden iyi uykular!

Röportaj

İSTİKRAR PRENSİPLERİ

Yüksek saatçilikte İsviçre genleri taşımamak bir outsider gibi algılanmanıza yol açabilir ama bu durum A. Lange & Söhne açısından –belki de farklılıklar her zaman ilgi uyandırdığı için- organik bir rekabet avantajı anlamına geliyor. Fakat manüfaktür hakkında esas merak edilen konu “değişimistikrar” paradoksu. Ve Beran Toksöz, markanın CEO’su Wilhelm Schmid ile işte bu nosyonu irdeliyor.

A. Lange & Söhne’den önce BMW için çalışıyordunuz. Yüksek saatçiliği, lüks otomobil sektörü ile üretim ve pazarlama teknikleri açısından nasıl karşılaştırıyorsunuz?

Üretim özelinde konuşursak eğer, bu iki sektörün hiçbir ortak noktası bulunmadığını söyleyebiliriz. Zira otomobil manüfaktürü oldukça endüstriyel bir süreç; yüksek saatçilik ise temelde bunun tam tersi, zanaatkarlığın vurgulandığı bir sektör.
Pazarlama konusunda da sadece hedef kitle açısından bir benzerlik kurabiliriz. Dünya üzerinde hem otomobilleri hem de saatleri
seven tek kişi ben değilim… Ama yine de iki sektörün pazarlama enstrümanlarının çok farklı olduğu bir gerçek. Alman otomobil endüstrisinde çalışarak bir markayı global bağlamda nasıl yönetileceğini çok iyi öğrenebileceğinizi düşünüyorum. Diyelim ki BMW’yi Afrika, Amerika, Japonya veya Almanya’dan satın almaya kalktınız… O yine bir BMW olacak ve size aynı deneyimi yaşatacaktır; herhangi bir ürün değişikliği de yoktur. İşte bu değeri A. Lange & Söhne’de de görmek istiyorum: Deneyim, kalite ve etkileşim gibi başlıkların her birini, her yerde aynı kılmak.

Günün birinde A. Lange & Söhne bir otomobil markası ile işbirliği yapsa, bu hangisi olurdu?

Ben bu tür bir işbirliğine uyacak marka bulunduğunu düşünmüyorum.

Elektrikli otomobiller gitgide motorlu aletlerin geleceğini belirleyecekmiş gibi duruyor. Sizce yüksek saatçilik bu döneme nasıl adapte olacak?

Gelecekte ikisi arasında bir ilişki kurulabileceğini sanmıyorum. Saatleri bilekteki elektronik enstrümanlar olarak görsek de bence yüksek saatçilik bu minvalde seyredemez.

Alman mimar ve sanat eleştirmeni Adolf Behne, “Lüks yerine rahatlığa ihtiyacımız var.” cümlesini sarf etmiş; iyi bir tasarımın sadece tüketim için üretilmediğini savunmuştu. Siz lüksün bugünkü mükemmeliyetçilik anlayışını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Lüks sözcüğü çoğunlukla yanlış bağlamda kullanılıyor bana göre. Herkes her şeye “lüks” diyor; dolayısıyla anlamı gitgide kayboluyor. Hatta bu konuda duyduğum en kötü örnekle en son bir televizyon reklamında karşılaştım: Müsli, içinde daha fazla kuru üzüm olduğu için lüks olarak adlediliyordu! (daha&helliip;)

Seyahat

SALAR DE UYUNI’DEKİ TEK OTEL

Dünyanın en büyük tuz göllerinden biri olan Bolivya’daki Salar de Uyuni’nin deniz seviyesinden 3.653 metre yükseklikte olması üstünde bir otel inşa edilmesine engel değil. Kachi Lodge, Bolivya’nın en yeni lüks oteli.

Her ne kadar birazdan detaylandıracağımız otel 2019’un Şubat ayında açılacak olsa da, Bolivya’ya bir seyahatin önceden planlama gerektirdiğinin bilincideyiz. Bu yüzden size hazırlanmak için yeterli zamanı vermek adına Kachi Lodge ile şimdiden tanıştırmak istiyoruz. Salar de Uyuni, Dünya üzerinde 10.582 km² kaplayan bir tuz gölü. Deniz seviyesinin 3.653 metre üstündeki bu doğal oluşum tuzun yapısı nedeniyle daha çok buz tutmuş bir gölü andıran ve yılın sadece 6 ayından kısa bir süresinde çözülen ve akışkanlık kazanan bir yapıda. Tuz kristallerinin yürürken buzu andırdığı Salar de Uyuni’nin gerçek anlamda üstünde konumlanan Kachi Lodge ise lüks bir otelden ziyade bir uzay üssünü andıran bir mimariye sahip.

Tunupa yanardağının eteklerinde yer alan otelin igloyu andıran sadece 6 adet odası bulunmakta. Lobinin bulunduğu büyük kubbeli alan ise gölün 360 derece açılık manzarasını sunan bir gözlem evi kıvamında. Odaların arasına yerleştirilmiş güneş panellerini gölün üzerinde yarattığı yansıma ise bölgedeki görülmeye değer manzaralardan sadece biri. Konaklama sırasında yapılacaklar listesi ise uzadıkça uzuyor. Kısa bir yürüyüş mesafesinde olan kaktüslerle kaplı İnka Huasi adasına bir yürüyüş, yakındaki Coquesa köyünde 600 metre tırmanarak ulaşabileceğiniz bir mağara ziyareti, yerel halkın tuz topladığı Salinas veya Tunupa volkan kraterine bir bir keşif gezisi. Akşamları ise otelin teleskobuyla Altiplano’nun yıldızlarını gözlemleyerek kapanış.

Yeni saat

3.000 DENİZ MİLİ ŞEREFİNE

İspanya’nın Lanzarote adasından Atlantik Okyanusu’nu geçip Karayipler’deki St. Kitts adasına ulaşmak için 3.000 deniz mili yol kat etmek gerekiyor. Panerai ise bu yolculuğa Regatta yarışçılarına eşlik edebilecek yeni saati ile katılıyor.

Panerai Luminor Regatta Transat Classique, 2019’un Ocak ayında gerçekleşecek Klasik Regatta Yarışları’nı kutlamak adına tasarlanmış bir model. Sadece 150 adet üretilen saatin amacı ise yarışçılara eşlik edebilecek vasıfların tümünü kalibresinde barındırabilmek. Buna regatta zamanlayıcı, flyback kronograf ve deniz mili ölçer gibi fonksiyonlar da dahil. Yarışa katılacakların önlerinde bulunan 3.000 deniz milini bir Dünya haritasında görmek için ise modelin 47 mm’lik titanyum kasasının arkasını çevirmeleri yeterli olacak. Tahmin edersiniz ki saatin renk paletinde baskın renk mavi ve tonları. Deniz üzerinde fonksiyonaliteyi sağlamak adına koyu mavi renkli, kauçuk bir kayışa sahip model, P.9100/R otomatik kronograf kalibre ile çalışmakta.

Regatta zamanlayıcıyı aktive etmek için ise tek yapmanız gereken saat 4 yönündeki buton ile turuncu kronograf dakika ibresini istenilen dakikada durdurmak. Ayrıca normal kronograf fonksiyonları saat 8 ve 10 yönündeki butonlar ile aktive edilmekte. Kurma kolunu koruyan özel tasarım ile modelin 100 metrelik su geçirmezlik özelliği kuvvetlendirilirken, 72 saatlik güç rezervi ile deniz üzerinde uzun bir hafta sonu geçirmeniz mümkün kılınıyor. Marka için bu yarışı özel kılan hadiselerden biri de: 2010 senesinde Panerai ailesine katılan ve bu yarışta da Atlantik Okyanusu’nu geçecek olan 1936 senesinde Bermuda’da tasarlanmış Eilean adlı yat. Panerai tarafından restore edildikten sonra düzenli bir şekilde klasik yat yarışlarına katılan model, kariyerinde 38. kez transatlantik deneyimini yaşayacak.

Teknoloji

MCLAREN’İN 2020 ÖNGÖRÜSÜ

Elektrik enerjisiyle çalışan arabaların dominasyonu hız kazanmadan devam ederken, yakın tarihte çıkması planlanan otomobil modellerini bir kenara bırakıp, uzak geleceğe odaklanma vakti. Zira McLaren, yeni otomobil tasarımını tanıttı.

Henüz 2019’da çıkacak yeni otomobil modellerinin inovatif tavrını deneyimle fırsatı bulamamışken, McLaren çıtayı bir üst seviyeye taşıyor ve 2020’de sportif modellerin arasında çığır açacak Speedtail modelini tanıtıyor. 1998 yılının Le Mans 24 Hours yarışında birinciliği göğüsleyen Andy Wallace’ın sürdüğü yarış otomobilinden ilhamla tasarlanan Speedtail, ilham kaynağı atasının hızını katlıyor. Zira Speedtail 402 km/s maksimum hıza ulaşabiliyor. 1036 beygir gücü üretebilen hibrit kombinasyonu, otomobilin 300 km/s hıza yaklaşık olarak 12.8 saniyede ulaşmasını mümkün kılıyor. Yüksek hızdan mütevellit yaşanacak sürtünmeyi azaltmak için tasarımın hemen her detayında karbon fiber malzemeler tercih ediliyor. Speedtail’ın içerisine adım attığınızda, alıştığınızdan farklı bir kokpit görmeye hazır olun. Aerodinamik kaygılardan dolayı ön konsolun tam ortasına yerleştirilen direksiyon, şoförün arkasındaki alanda iki kişiye daha yer açıyor. 2020’de satışa sunulacak modelden sadece 106 adet üretileceğini ve her bir otomobilin 1.75 milyon pound fiyat etiketine sahip olacağını hatırlatmakta fayda var.

Sanat

LEIBOVITZ’IN İLK YILLARI

“Annie Leibovitz: The Early Years, 1970–1983” bir moda fotoğraf kitabı değil. Taschen yayınlarından çıkma yeni kitap, fotoğrafçının kariyerine Rolling Stones’a bir turnede eşlik ederek başladığı günleri yad ediyor.

Amerika’ya ait yarım yüzyıllık bir fotoğraf arşivi karıştırılsa, Annie Leibovitz ilk karşılaşılan isimlerden biri olur. Zira fotoğrafçının geçmişi sadece moda dergilerine çektiği kapaklarla sınırlı değil. Kendisi ülke tarihinde yer edinmiş politikacılar, sanatçılar, sporcular ve iş adamlarının gülümsediği bir objektifin arkasında 50 seneden fazladır durmakta bu yüzden de Amerikan kültürünün nasıl aksedildiğine dair belirleyici rol oynamış bir isim. Amerikanın kolektif bilincine ünlü olmadan önce sızmayı başaran fotoğrafçıya dair Taschen yayınlarından çıkan yeni kitap “Annie Leibovitz: The Early Years, 1970–1983” da tam da bu döneme odaklanıyor.

Fransa Arles’daki Luma Foundation’da gerçekleşmiş serginin kataloğu niteliğindeki yayın, Leibovitz’in San Francisco Art Institute’da ressamlık eğitimi alırken fotoğrafçılığa kayması kararıyla başlayan dönemden start alıyor. Daha öğrenciyken Rolling Stones’u turnedeyken fotoğrafladığı röportaj serisi sonrasında Vietnam Savaşı protestoları, Apollo 17 lansmanı, John Lennon ve Yoko Ono’ya düzenlenen suikast öncesi çektiği fotoğraflarıyla görsel hafızada yer ederken, bu dönemde birebir kurduğu yakın ilişkilerle Muhammed Ali, Mick Jagger, Patti Smith, Joan Didion ve birçok ismin güvenini kazandı. Her ne kadar kitabı bir araba serisi süslese de, California otoyollarında geçen kısım kitabın sadece bir kısmını oluşturmakta. Annie Leibovitz kadrajından örsel bir Amerikan tarihçesi için 40 Euro vermenin değeceğini düşünmekteyiz.

Moda

GOLFÜN MULTİDİSİPLİNER HALİ

Eski golf kıyafetlerinin en güncel sürümü, pop-art ve modern mimari ile bir araya geldiğinde, ortaya çıkan görüntüler bizi 1964 yılına doğru götürüyor. Thom Browne, Andy Warhol ve Davic McCabe zamanda yolculuk edip bir araya geliyor.

İngiliz fotoğrafçı David McCabe, 1964 yılında ABD’nin Connecticut eyaletine ayak basıyor. Amacı, Amerikalı ünlü mimar Philip Cortelyou Johnson’ın meşhur tasarımı The Glass House’a gitmek ve orada Andy Warhol’u fotoğraflamak. Buraya kadar her şey kulağa oldukça normal gelse de, McCabe dört tarafı camla kaplı binanın giriş kapısını bulamıyor. Malum, camla kaplı binanın ışık oyunlarına yarattığı atmosfer, süjesini camın arka tarafından gören fotoğrafçı için oldukça cezbedici bir perspektif yaratıyor ve McCabe, Andy Warhol’un portresini camın arka tarafından çekmeye karar veriyor.

McCabe’in fotoğrafçılık kariyerindeki önemli portrelerden biri olarak anılmayı hala sürdüren fotoğraf, takvimler 2018’i gösterdiğinde Thom Browne’un yeni ilham kaynağı olarak tekrar karşımıza çıkıyor. Lakin bu sefer camın arka tarafında Andy Warhol değil, Thom Browne’un golf koleksiyonu içerisinde arzı endam eden modeller var. Browne’un sınırlı sayıda üretilen kapsül koleksiyonu, vintage golf kıyafetlerini markanın perspektifinden yeniden yorumluyor. Amerikan tavrını Avrupai bir yoruma tabi tutma konusunda işin ehli olarak niteleyebileceğimiz Browne, fotoğraftan aldığı ilhamı kampanya görsellerine yansıtırken, ilham kaynağına saygı duruşunda bulunmayı da ihmal etmiyor. Zira Thom Browne’un takım elbiselerini giyip kamera karşısına geçen modeller arasında David McCabe de var.

Saat Kültürü

CHRONOSPHERE HAKKINDA

Marka için “Exceptional Creations” rubriği altındaki Monsieur de Chanel Chronosphere’e dair bilmeniz gereken 8 ana noktayı ardı ardına sıralıyoruz.

Chanel, saati sadece bir moda aksesuarı olarak görmediğini kol saati tasarımları ile çoktan kanıtlamış olsa da bu alanda objet d’art yaratabilmenin birden fazla başlık gerektirdiğinin farkındayız.

1 2018 Basel World Fuarı’nda tanıtılan Monsieur de Chanel Chronosphere, markanın bu seneki Monsieur koleksiyonunun tasarım kodları ile şekillenen iki “Exceptional Creations”ından biri. Siyah mat kaplama ve rakamlarının şekli bu benzerliği ele vermekte. Chanel Haute Horlogerie manüfaktüründe tasarlanan ve L’Epée 1839 tarafından üretilen elle kurmalı bir mekanizmaya sahip kalibresinin hareketleri ise küre şeklindeki cam kasasından izlenebilmekte.

2 Gabrielle Chanel, 2018’de bile markasına ilham verebilen, tasarımlara referans olabilen bir karaktere sahip. 15 cm’lik bir camdan oluşan küre ise formunu Coco Chanel’in Paris’teki apartmanında Fransız mücevher tasarımcısı Robert Goossens’ın imzasını taşıyan kristal bir aksesuardan alıyor.

3 Monsier de Chanel Chronosphere’i ayakta tutan figürlerin aslanlar olması, markanın kurucusu Coco Chanel’in burcuna bir gönderme, zira tasarımcı bu figürün kendini koruduğunu düşünüyordu.

4 Fütürist tasarım denildiğinde yüksek saatçilikte akla gelen ilk isim L’Epée 1839’a ait Calibre 1855 ile çalışan Monsieur de Chanel Chronosphere’in güç rezervi yedi günlük. Dikey eşapmana sahip kalibre ile zamanı gösteren tasarımlar arasında MB&F Destination Moon Clock ve L’Epée 1839 tasarımı Hot Balloon masa saati bulunuyor.

5 Modelin kuzey yarım küresi saat ve dakikaları farklı paralellerde gösterirken, rakamlar markanın Monsieur de Chanel saatleri için tasarladığı elektronik saatlerdeki LCD ekranlardaki numerik tipografilerden ilhamla yaratılıyor. Marka tarafından sevilen zıt kutupların bir arada kullanılması nosyonu güney yarımkürede devreye giriyor. Mekanizmadaki siyah PVD kaplı plakalar, paladyumdan dişli çarklarla kontrast yaratıyor. (daha&helliip;)