QP Türkiye - Leading Luxury Journal

QP, saatler konusunda dünyanın en iyi gazetecilik ve en heyecan verici canlı etkinlikleri için bir merkezdir. QP dergisinin online websitesidir.

Dosya

MILLE MIGLIA

İlginçtir, Brescia halkı 19. yüzyıldan beri motor sporlarına karşı tutkuluydu; ‘dört silahşörler’ ise onlara otomobil tarihinin en prestijli organizasyonlarından birini sundu.

BAŞKENT BRESCIA

Mille Miglia’nın en net ve etkileyici tanımını Enzo Ferrari kısa ve net bir şekilde yapmıştı: “En güzel yarış.” Ki bu şatafatsız cümle, tüm otomobil tutkunlarının hislerini doğrular nitelikte. İtalya’nın kuzeyindeki Brescia’da doğan Mille Miglia, kentte yaşayanların yarış tutkusu ve 19. yüzyılın sonlarından itibaren gelişen otomotiv sektörü ile birlikte hayat bulmuştu. Henüz daha 1900 yılına gelinmişti ki, Brescia’da yirminin üzerinde otomobil yarışı düzenlenmişti bile. Kent sakinlerinin motor sporlarına beslediği yoğun ilgi, burada, altı farklı üreticinin tesadüf eseri bulunmadığının bir kanıtıydı. Üstelik 20. yüzyılın başlarında, savaşlar ve siyasi olayların gölgesinde zorluklarla geçen yıllar, Brescialıların yarışlara olan merakından hiçbir şey götürememişti. 1921’de şehrin 17.3 km uzunluğundaki (10.7 mil) Fascia d’Oro pisti, İtalya’nın ilk Grand Prix’sine ev sahipliği yaptı. Ve şehir, otomobil yarışlarının yanı sıra uçuş gösterileri, gemicilik, motosiklet gibi alanları kapsayarak önemli bir organizasyon geleneğine sahip olmaya başladı. (daha&helliip;)

QP Seçti

DÖNGÜSEL FORM

Adını kadranlardaki saat dairesinden alan Hour Circle, tasarımında da bu prensipten ilerliyor. Kol saatiyle özdeşleşen dairesel formdan ve mekanizmalarındaki çarkların rotasyonundan ilhamla tasarlanan model, bu objeye bakış açınızı da gerçek anlamıyla değiştiriyor çünkü kadranı zemin ile paralel.

Dolayısıyla zamanı, kuş bakışı bir vizörden bakarak öğrenmeniz gerekiyor. Masa saatinin tasarım kodlarını deşifre etmeye devam edecek olursak, Bauhaus akımın etkisindeki modelin formun fonksiyonu takip ettiği bir vizyonda yaratıldığını söyleyebiliriz. Çizgi şeklindeki indeksleri ve ibrelerinin uyumu bu duruma örnek teşkil eden detaylardan biri.Kadranındaki flinqué tipi mine işçiliği Patek Phillipe’in zanaatını vurgulayan tasarım ögelerinden. Kadranın dışında da gümüş halkalar arasında devam ettirilen arpa desenindeki guilloché işçiliği, dairesel formlarla bütünleşerek hipnoz etkisi yaratıyor. Hour Circle’ın turuncu, pembe ve mavi renkleri bulunmakta. Yaprak şeklindeki ibreleri, iki kademeli bezelindeki gümüş detaylarla uyum sağlarken; zemine doğru kubbe formunu alması tasarıma derinlik kazandırıyor. Elektrikli kurmalı motora sahip manüfaktür kalibre 17 PEND mekanizmalı Hour Circle, çalışma masanızda evladiyelik bir yere sahip olacak, ki bu Patek’in nesil transferi mottosuna bire bir örnek teşkil ediyor.

Etkinlik

PANERAI’NIN DENİZ İLE OLAN BAĞLARI

20. yüzyılın başlarına dayanıyor ancak biz geçmişi arşınlamaktansa bugüne odaklanmayı seçiyoruz. Panerai Classic Yachts Challenge’ın Les Voiles D’Antibes ile başlayan 14. yat yarışının sonuçlarının ilk aşaması gerçekleşti.

Özetlemek gerekirse, Panerai’nin deniz ile olan ilişkisi, 20. yüzyılın başlarında İtalyan donanması için saat ve hassasiyet gerektiren su altı ürünleri üretmesiyle başlamıştı. Bu tarihi bağları ve misyonu yaşatmayı amaçlayarak düzenlenen Panerai Classic Yachts bu sene 14. yaşını kutluyor. Marka, 2005’ten bu yana Yacht Challenge’e destek vermekte. Klasik regatta sıralamalarında en prestijliler listesinde ilk 10’da yer alan bu müsabaka, Nisan ve Eylül ayları arasında 10 ayrı ayakta, üç farklı tekne kategorisine göre ayrışmakta. İlk grup Vintage Yachts, yani Comité International de la Méditerranée kriterlerine uyan 1949 öncesi yaratılmış tekneler. İkinci grup 1975 öncesi yapılan, ahşap veya metal gövde üzerine tasarlanmış Classic Yachts. Son grup ise tümüyle bu klasik yatların tasarımı örnek alınarak 1970’den sonra üretilmiş tekneler, nam-ı diğer “Spirit of Tradition” grubu. Bu sene düzenlenen yarışlar, Les Voiles D’Antibes ile başlayıp Cannes’da Les Régates Royales ile sonlanacak. Ancak destinasyonlar sadece Avrupa ile kısıtlı değil, yarışların bir kısmı da Amerika’da New England’da gerçekleşecek. İkinci raund ise Argentario Sailing Week’e denk gelecek şekilde 13-17 Haziran arasında, Toskana’daki Santo Stefano limanında gerçekleşecek.

1

GÜNCEL İÇERİKLER

Tasarım

DANİMARKA’DA BİR FİYORD EVİ

Fjordenhus, tamamen sanatçı Olafur Eliasson tarafından tasarlanan ilk bina olma özelliği taşıyor. Vejle’de bulunan bu yapı, sanat ve mimari arasındaki boşluğu dolduran bir form ve fonksiyona sahip.

Olafur Eliasson, Vejle’deki yeni tasarladığı yapı “Fjordenhus” ile sanattan mimariye kayan bir çerçevede ilerliyor. Studio Olafur Eliasson’daki mimari takım ile birlikte tasarlanan yapı, sanatçının elinden çıkan ilk bina. Mimar Sebastian Behmann ortaklığıyla kurduğu Studio Other Spaces ile inşa projelerine odaklanma kararı alan Eliasson, işe bildiği bir coğrafyada başlamayı seçmiş. Yapının içindeki tüm sanat eserleri, mobilyalar ve ışıklandırmaları da tasarlayan sanatçı, multidisipliner bir prensipte ilerleyerek sanatçı titrine birden çok sıfatı daha eklemekte. İlk bakışta brütalist bir mimari hissiyatı veren fiyord evi, Kirk Kapital adlı bir yatırım şirketinin genel merkezi olacak şekilde endüstriyel tarihten referanslar taşıyor. İlk katı ise halka açık bir fiyord ve dok alanı izleme platformu konseptinde yapılandırılmakta.

Yeni saat

DERİNLİK ALGISI

Baştan belirtelim, artık su ile iç içe olmak istediğimiz bir sezondayız. Dolayısıyla profesyonel dalış ekiplerine dahil olmasanız da yenilenen Oyster Perpetual Rolex Deepsea hakkında bilgi sahibi olmanız sezona oryantasyon için şart.

Denize girdiğinizde dalış yapıp yapmama opsiyonu size kalmış; ama bilin ki bileğinizde Deepsea olduğu sürece bu aktivite için fazlasıyla donanımlı bir saat modelini bileğinizde taşıyacaksınız. Deepsea, BaselWorld 2018’de yenilenen yüzüyle sahne alsa da modeli 2014 yılından çıkarıyor olmanız kuvvetle muhtemel. Zira bu saat, 2012’de James Cameron’ın öncülüğünde gerçekleşen “Deepsea Challenge” ve markanın ortaklığını anmak adına tasarlanmış, okyanusun derinliğini hatırlatan iki renkli “D-blue” kadranın aynısına sahip. Modelin, Cameron’ın dünyanın en derin noktası, yani Mariana Çukuru’na yaptığı yolculuğunu sembolize eden bu degrade kadran tasarımı dışında 2014 versiyonundan farklarını sorarsanız; yeniden tasarlanmış bir kasa, daha geniş bir bilezik ve farklı boyutta bir katlanır Oysterlock güvenlik tokasını sıralayabiliriz. (daha&helliip;)

Sanat

FOTOGRAFİK HAFIZA

Fotoğrafını gördüğünüz kişilerin objektif karşısına geçtikleri ‘o’ anda aklından neler geçtiğini hiç düşündünüz mü? İngiliz kavramsal sanatçı John Stezaker bunu sorgulamakla kalmıyor, kolajlarla ifade ederek sanat dalına dönüştürüyor.

Fakat bu kez -merakınızı kurcalamak için- bilinçaltından bir kesiti kişilerin yüzlerini kaplayarak sunuyor; fiziksel özelliklerini ise sizin hayal gücünüze bırakıyor. İzleyiciye gerçeklik, hafıza ve modern kültüre ait sembolleri anımsatarak yeni bir ilişkilendirme süreci başlatıyor. Tabii kitap, dergi ve kart postallardan seçtiği imajlarla meydana getirdiği bu kolajlarını, nüktedan bakış açısıyla anlamlandırıyor. Ama maskeyi çıkartabilmeyi başarıp ardındakiler hakkında çıkarım yapmak tümüyle size kalıyor. Mask adını taşıyan bu koleksiyondaki temel konsept, yüzü maske gibi duran manzara kartpostalları ile kaplamak. Zaten işlerinde sürrealizmin devreye girişi de bu seriyle başlıyor. Kolajlarından aşinalık yakaladığımız imajı ait olduğu yerde görememekle yaratılan algı oyunu, bilinçaltı yolculuğu da beraberinde getirmekte. Kişilik analizini ise peyzaj resimlerini göz önünde bulundurarak yapmalısınız. Cevap konusunda çok sıkışırsanız, Stezaker’ı Londra’daki Royal College of Art’taki öğretmenler odasında ziyaret edebilirsiniz; tabii sadece ofis saatlerinde!

QP Seçti

SOTTSASS KÜLLİYATI

İtalya’dan çıkan binlerce tasarımcı içinden Ettore Sottsass’ın yeri hep ayrıdır. Nedenini bulmak için bu 500 sayfalık monografın sayfalarını çevirmeniz yeterli olacak.

Bu kitap Phaidon Yayınları’ndan çıkan Ettore Sottsass ile ilgili ilk kitap değil. Doğumundan 100 yıl geçmesi üzerine yeniden hazırlanan edisyon, tasarımcı ile ilgili en kapsamlı külliyat olma özelliğini taşımakta. Sottsass’ın illüstrasyonlarıyla süslü otobiyografisi ile başlayan kitap, Sottsass tasarımları gibi hayata karşı esprili yaklaşımının da bir yansıması. Memphis akımının başrolünde olan bu dahiyane karakterin, dönem ayrımı olmaksızın güncel zevklere hitap eden işlerine dair arşiv fotoğraflarını bir araya getiren kitap, aynı zamanda eskiz defterlerinden de çizimler barındırıyor. 1940’lardan 2000’lere uzanan bir kariyeri tek bir cillte toplamanın ne kadar zor olduğunu tahmin ediyorsunuzdur. Bu noktada editörlük büyük rol oynamakta zira tezini tasarımıcı üzerine yazmış Philippe Thomé, Sottsass bilgi yığını içinde kaybolmadan hem ürün tasarımlarını hem de mimari projelerini 800 illüstrasyonda toplamayı başarıyor.

Dosya

KOZMİK MERCEK PART 2

Teleskobun gücü, topladığı ışık miktarıyla orantılıdır; dolayısıyla çapı büyüdükçe biriktirme kabiliyeti artar. Bu mantığı benimseyen William Herschel, 1774’te yarattığı dev ölçekli model ve sonrasında geliştirdiği 400 teleskopla bir mucit; yedi yıl sonra Uranüs’ü keşfederek bir bilim adamı olarak kabul edilir.
olarak kabul edilir. 1

1800’lere geldiğimizde güneşin kızılötesi ışıma özelliğini keşfeden bu dahiden biraz daha bahsedersek asıl konumuzdan kopacağımızı fark ediyoruz ve tadında bırakıp detaylı bilgi edinmek isteyenleri Bath’teki Herschel Astronomi Müzesi’ni gezmeye davet ediyoruz. 2009’da genişlemekte olduğunu Hooker ile tespit etti. Hatta astronomun gökbilimine katkıları, adını taşıyan bir uzay teleskobunun NASA tarafından 1990’da Samanyolu’na fırlatılmasıyla tescillendi. Hale ise Mount Palomar Gözlemevi’nde yerini aldığında 200 inçlik boyutuyla dünyanın en büyüğü kabul ediliyordu; ta ki yedi yıl sonra Rusya 238 inçlik BTA-6’yı üretene kadar. Bundan sonraki Amerika- Rusya ve uzay savaşları ile tırmanan gerilimi tahmin ediyorsunuzdur. Bu sayede teleskop teknolojisi, gümüş ve alüminyum kaplı aynalarla ışık toplama güçleri çoğaltılarak güncellendi. (daha&helliip;)

Dosya

KOZMİK MERCEK PART 1

Astronomik bilgi dağarcığımızı 17. yüzyıl icadı teleskoplara borçlu olduğumuza göre, onu masaya yatırmalıyız.

Teleskobu etimolojik bir incelemeye tabi tuttuğumuzda Yunanca ‘uzak’ ve ‘bakmak’ kelimelerinin bileşiminden doğduğunu görüyoruz. Zaten ilk icat edilen teleskobun da asıl işlevi tam olarak buydu. 1608 yılında Hollanda’da gözlükler için mercek üreten Hans Lippershey tarafından tasarlanan teleskop, döneminde sadece göz hizası ile paralel bir açıda kullanılan ve astroloji kaygısı olmayan bir nevi dürbün fonksiyonu görmekteydi. Aslında teleskobu icat eden ama bunu fark edemeyen Lippershey’in buluş
haberinin İtalya’ya ulaşması çok sürmedi… Galilei Galileo, bundan bir sene sonra onun icadını dikey bir açıda konumlandırıp odak noktasını gökyüzündeki cisimler olarak belirledi. 30 kez büyütme gücüne sahip bu gök mikroskobu, Samanyolu’nu, Ay’ın yüzeyini, Venüs gezegeninin evreleri ve Jüpiter’in dört uydusunu saptamakta kullanıldı. Cam ustalığı ile bilinen, Venedik’te üretilen Galileo patentli bu alette ışık toplama işlemi büyük merceklerle gerçekleştiriliyordu. (daha&helliip;)

Teknoloji

KIRK YILLIK BİRİKİM

Danimarkalıların tasarım konusundaki başarısı sadece mobilyayla sınırlı değil. Dynaudio, hoparlörlerinin sürücülerini 40 yıldır kendi geliştiren ve Danimarka’da el işçiliği ile üreten niş bir hoparlör üreticisi.

Her modelinde kendini geliştirmeye çalışan bu yenilikçi markanın tasarımları da Danimarka’nın minimalist ve fonksiyonelliği ön planda tutma akımıyla şekilleniyor. Bir hoparlörden beklenen en önemli özelliğe konsantre olup ses konusunu birincil öncelikte tutuyorlar. Bu konuda güvendikleri en önemli analiz mekanizmaları ise komplike makineler değil en duyarlı araç olduğuna inandıkları insan kulağı. Sonuçta başarılı olarak addedilmesi için bu organdan onay alması şart.Markanın önemli yıldönümlerini özel modellerle kutlama gibi bir adeti var. Special Forty modeli de bu kutlamanın hoparlör formuna bürünmüş en yeni hali. Bu kutlamayı özel renk ve kaplama seçenekleriyle kutlayan Dynaudio Forty’nin kırmızı ve gri iki rengi bulunuyor.Dynaudio Forty’nin tasarım başarısının yanı sıra teknolojk öncülüğünden de bahsedecek olursak Esotar Forty tiz sürücüsü ve Dynadio’nun kendisinin bugüne kadar ürettiği en iyi bas sürücüsü olduğunu ifade ettiği 17 cm’lik woofer ile çok etkileyici bir performansa sahip olduğu kulaklarımıza gelenler arasında. Bu özellikleri ile Dynaudio Special Forty’nin, ikon mertebesine kısa sürede ulaşacağı öngörülüyor.

Trend

İNCELİK YARIŞLARI

Yüksek saatçilik endüstrisine hem estet gözle hem de anatilik düşünce yapısıyla baktığımızda ‘ultra ince’ eğiliminin, niş bir rekabet alanı yarattığını görüyoruz.

Fondation de la Haute Horlogerie’nin resmi horoloji sözlüğünde ultra ince (extra-flat) saatin tam karşılığı ‘aşırı derecede ince’ olarak geçiyor. Yani bir saatin ultra ince mertebesine ulaşması için spesifik bir üst sınır bulunmuyor. Öte yandan bu kavram sözlüğe 1961 yılında girse de ince saatlere duyulan ilgi biraz daha eskiye dayanıyor. Öyle ki Fransız saat yapım ustası Edmond Jaeger, 20. yüzyılın başlarında 2 mm’den de ince olan cep saatlerinin içine mekanizma yerleştirme denemeleri yapıyordu. Nitekim 1930’da kalibre 145’i 1.38 mm kalınlığında bir kasaya sığdırdı. Keza Piaget de bu alanda uzmanlaşmaya 1913’te başlamıştı. Fakat markanın esas dönüm noktası 1957’de gerçekleşti çünkü kalibre 9P, 2 mm’lik kasaya konuşlandırılmıştı. Üç yıl sonra da kalibre 12P’yi 2.3 mm’lik kasada sunarak ‘dünyanın en ince otomatik saati’ unvanını elde etti.
Günümüzün gösterişten uzaklaşarak daha yalın ve minimal bir görsel dile doğru evrilen yaşam stili, kuşkusuz saatlerle ilgili tercihlerimizde de etkin rol oynuyor. Bunun yanında ultra ince saat yapımında uzmanlaşmak, markalar için milimetrik hesaplarla teknik üstünlük anlamına geliyor. İşte bu tip nedenlerle son yıllarda incelik yarışına yeni aktörlerin eklendiğini görüyoruz. Tabii bu durum endüstride niş bir rekabet alanı da doğuruyor. O nedenle takım elbise stiliyle bağdaştırılan ince saatlerin karşısına pek çok komplikasyonu içinde barındıran kalın modelleri koyamayız. Çünkü dediğimiz gibi, ultra ince saatler gusto sahibi ve mütevazı bir imgeyi temsil ediyor. Geçen yıl Bulgari’nin Octo Finissimo hamlesinin ardından üç rekor (dünyanın en ince otomatik saati, dünyanın en ince perpetual saati ve dünyanın en ince saati) takdim eden SIHH 2018’in akabinde, acaba Baselworld’de bunlara cevap verecek modellerle karşılaşacak mıyız, merak ediyoruz. (daha&helliip;)

Seyahat

DENİZ SEVİYESİNİN 1.230 METRE ÜSTÜNDE BİR OTEL

Karşınızdaki manzara İtalya’nın Güney Tirol bölgesindeki Dolomit Dağları’na ait. Fakat açık havuzdan anlayacağınız üzere bu bir kayak tatili destinasyonu değil. Hotel Miramonti’den bahsetmekteyiz.

Avusturya sınırındaki Dolomit Dağları, Alpler’in Kuzey İtalya’daki devamı. Ve bu manzaraya karşı deniz suyundan oluşan bir infinity pool’a girmeniz Insbruck, Bolzano veya Verona’ya bir bilet almanıza bakıyor. Hotel Miramonti tam da bu bahsettiğimiz havuzu içinde barındıran bir butik otel ve spa. Güney Tirol’de bulunan otel, konumu gereği bir dağ tatili hissiyatı taşısa da içindeyken tasarım kodları size yanıldığınızın ipuçlarını hızlıca vermeye başlıyor. Burası tam anlamıyla “kafa dinleme” tatilinin sözlükteki karşılığı. Dolomit’e paralel bir yamaçta konumlanan Miramonti, bir lüks otelden beklenenleri fazlasıyla karşılayacak bir konuma, tasarım anlayışına ve hizmete sahip. Bulunduğu bölge Hafling’de sadece 700 kişinin yaşadığı düşünülünce doğa ile yakınlaşmak adına daha doğru bir adres düşünemiyoruz.